BOŞLUĞUN SESİ

Güneş günlük mesaisine son vermek, yerini karanlığa bırakmak ve yeni bir günü başlatmak için başka coğrafyaların yolunu tutmak üzereydi. Bir gün daha başlamadan, bir gün daha bütün bu olanlara katlanmak zorunda kalmadan bütün her şeye bir son vermenin telaşı ile evden dışarı attı kendisini adam. Hava soğuk denilebilirdi, bir ceket onu soğuktan koruyabilir ve üşümesine engel olabilirdi. Bu düşünceyle eline ilk geleni attı omuzuna ve çıktı sokaklara. Beklediğinden daha kalabalıktı ...

Devamını Oku

Işık ve Zaman

Sıradan bir gündü, klasikleşmiş arkadaş örgütlenmemizi gerçekleştirmiştik. Nereye, nasıl, neden gideceğimize karar veremeden tıkıştık arabanın içine. Şuana kadar kayda değer bir şey yok, klasik araç içiarkadaş muhabbetleri; “-Bu şarkıcı da amma bozdu!    -Yine bir şekilde satıyorlar ülkeyi!    -Ulan şu İsrail yok mu, her sabah topladığım odamı dağıtıyor!”Bu arada söylemeyi unuttum; Araba ve tekerlekleri de bizden, bizim gibi! En güzel çağları kapitalistlercesatılmış, işleri gördürülmüş ve yaş aldıklarında da kapının önüne konulmuş. Sormuştum ...

Devamını Oku

Sindir-Ella

Değerli Minikler toplanın yamacıma size bir masal anlatacağım: Sindir-Ella Zamanın kökünde minnak bir aile yaşarmış. Mutlu, musmutlu bir aileymiş bu. Aile dediğim de ana baba bir de kızcık. Kızın adı Ella. He evet ecnebi bunlar. Aile o kadar mutluymuş ki evin kadınının bir gün artık mutluluğu kaldıramaz olmuş ve ölmüş. Arkasında gözü yaşlı bir adam ve gözü yaşlı bir kız bırakmış. Adamın ve kızın gözü o kadar yaşlıymış ki seksen yaşında filan varmış. Kendileri genç... Ama gözleri yaşlı işte. Cenabı Mevla’m nelerle ...

Devamını Oku

YAŞAMIN KIYISI

Çalar saatin arka arkaya ikinci çalışından sonra ancak açabildi gözlerini Yusuf; yorgunlukla, uykusuzlukla, soğukla geçecek yeni güne. Biraz tembellik yapmak hakkı olabilirdi belki eğer bütün bunlar olmasaydı. Evet, bütün bunlar… Vakit kaybedecek durumda değildi. Fırladı yatağından; yatak denecek çok şey olmasa da yatak idi işte nihayetinde. Toplamaya kalktı yatağını, uzun sürmedi. Bir yastık bir yorgan ne kadar zaman alabilirse o kadar zaman aldı bütün bunlar. Elini yüzünü yıkamak için devam ...

Devamını Oku

TİPİ

Yol geçmez araba çıkmaz, gözlerden ırak dünyadan uzak, çamlar, ardıçlar, yaprakları  henüz  sararmış meşe ve çitlenbik ağaçları arasında, önünde uzanıp  giden genişçe  düzlükte  yer  alan küçük bir sebze  bahçesine ve hemen bitişiğindeki çitlerle çevrili keçi ağılına bakan ve ufka doğru uzanan eşsiz manzaraya hakim bir yamaca kurulu taş bacalarından dumanların tütmekte olduğu, şirin mi şirin iki ahşap ev. İçine girip çıkmayasın, okuyasın, yazasın, çizesin, gün ışığında yeşil denize, gecenin zifiri karanlığında yıldızlara bakasın, türküyle  yatıp şarkılarla uyanasın gelen, mutluluk ve huzurun sanki mecburi  olduğu İki küçük ev... Ama insanoğlu işte! ...

Devamını Oku

ÇIKMAZ SOKAK

O gece şehrin arka sokaklarında nefes nefese koşan bir kadın vardı. Birkaç adımda bir dönüp arkasına bakıyor, göğüs kafesindeki iniş kalkıştan dakikalardır koştuğu anlaşılıyordu. Yalın ayaktı, pembe bir pijama takımı vardı üzerinde. Hava soğuktu, aralık ayının ortalarıydı, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Hızla geçtiği sokaktaki evlerin kapıları pencereleri sıkı sıkıya kapatılmıştı. Çoğunlukla soba yaktıkları havaya karışan gri siyah dumandan belli oluyordu. Ara ara, “İmdat!” diye bağırıyor, kalınlaşan sesi ağdamsı bir boğuntuyla birleşiyordu. ...

Devamını Oku

KIRMIZI UÇURTMA

Ilık haziran ikindisinin keyfini sürercesine, düşük tempolu günlük yürüyüşünü yapıyordu Elif.  Bir yanında deniz, diğer yanında da, altlarındaki banklarda insanların oturup vakit geçirdiği, çimenlik alanla, rıhtımı ayıran ulu çınar ağaçları vardı. Okulların kapanması, mevsimin yaza dönmesi ortalığı hareketlendirmişti. Tenini ısıtan tatlı ikindi güneşine, sahilden esen hafif bir rüzgâr eşlik etmekteydi. Çocuklarını eğlendiren aileler, çimenlerin üstüne yayılmış gençler, köpeklerini gezdiren insanlar, banklarda oturup sohbet eden yaşlılardan oluşan bir kalabalık vardı etrafta. ...

Devamını Oku

RUTUBETLİ ANILAR

Odadaki soba son iç çekişlerini yaşıyordu. Yatağının yanı başındaki pencerenin perdesini bir parça araladı. Saat gecenin bilmem kaçıydı. Birden ayağa kalkma gereksinimi duymuştu. Perdesini araladığı pencereden yüzüne doğru vuran turuncu renkli sokak lambasının ışığı, çocuk bedeninin gölgesini kocaman bir hâl aldırarak odadaki sobanın üzerine düşürmüştü. Derince bir nefes çekti ciğerlerine. Odasından, tuvalete gidinceye kadarki mesafede rutubetin her yerde kol gezdiğini hissetmesine rağmen çocuk bedeninde rutubet kelimesini bir yere oturtamamıştı. Rutubet, ...

Devamını Oku

Çerçi

Haziran sonlarıydı... Küçük ama pek şirin bir dağ köyü olan Hacıhasanlar'a ulaştığımda güneş doğalı henüz iki saat kadar olmuştu. Çeşmenin hemen karşısındaki ıhlamur ağacının altındaki küçük alana yüklerimi indirdim. Köy halkı çoktan uyanmıştı. Beni görenler birer ikişer gelmeye başladılar. Tek düze geçen günlerinde bir yabancının köylerine gelmesi onları pek memnun etmiş görünüyordu. Bu sırada kendine has şık ve asil görünümüyle Köseali Dayı yanıma geldi. Kısa bir hoş beşten sonra, bir ...

Devamını Oku

KIRMIZI PABUÇLAR

Gelincik tarlası şeklinde dizayn edilmiş çocuk markasının vitrini önünde dakikalardır duran kadını farkeden mağaza çalışanı; -Ürünlerimize içeride bakmak ister misiniz efendim? Kırmızı beyaz renklerin ağırlıkta olduğu kıyafet ve ayakkabılarla süslenen camekânda gözlerini bir noktaya sabitlemiş kadın, genç kızın teklifini duymamıştı bile. Sırtlarını birbirine yaslamış yorgun köhne konutların olduğu dar sokakların birindeydi evleri. Yan komşularının gülüşmelerinden, zaman zaman öfkelerinden tutun da gece uyuyamayan yeni doğan bebeklerin yanı başlarındaymış hissi uyandıran, iç içelikte sürmekteydi yaşamları. Dışarıdan ...

Devamını Oku