İncitilmiş Hayalperest

Birdenbire olup bitti hepsi. Yalnızlar sofrasında başköşedesin. Nasıl oldu da körleşti insanlar sıcak bakışlarına? Heyecanla içinde köpük köpük kabaran cümlelerin, kenetlenmiş dişlerine çarpıp durmakta. Kulaklarını tıkamış tüm şehir; hayallerine, şiirlerine tahammülü yok. En çok da çaresizliğine...  Sabahları ismini lanetle andıkların, akşamları kalbinde sırılsıklam bir özleme dönüşüyor. Yakıyor. Her gece ışıkları kapatıp perdeyi açıyorsun. Zihnindeki tozlu makara dönmeye başlıyor. Her gece başka bir “beklemek” filmi kirli camın arkasında... Gün doğuyor, perdeler ...

Devamını Oku

Agorafobik

Birkaç günlüğüne uğradım şehre. Yalnızca ciğerlerimi birkaç eski anıyla doldurmak için... Otobüsten hafif bir adımla indim. İçimde hiçbir beklenti biriktirmemiştim. Metroya bindim, omuzları düşük yorgun gölgemin karanlık yüzlü yüksek binaları kovalayışını izledim. Kafamda renkli hayaller kura kura dolaştığım, tanıdık ve bir o kadar da uzun bir sokakta buluverdim kendimi. Bedenimi eski bir dostun sıcak kollarına bıraktım. Gözlerine baktım. Sustuk. Her an her şeyin değişmekte olduğu bu kentte aynı kalmış bir ...

Devamını Oku

ACIDAN BİR BEDEN

Bir bahar günü düştün bu topraklara. Hevesle çektin ilk nefesini içine. Atmosferin, acı çekenlerin feryatlarıyla yoğrulmuş havası ciğerlerini kavuruverdi. Yaşamadan kederle doldun. Açık toprak rengi gözlerin koyulaştı her geçen gün. Hüzünlere tanık oluyordun sürekli. Çâresizdin. Tek yapabildiğin o acıklı sahneleri zihninde tekrar tekrar canlandırmaktı. Gözlerin gittikçe koyulaştı, aldırmadın. Nefretle dolardın. Her gece, dünyanın en derin okyanusu açılırdı ruhunda. Bomboştu. Dışarı atardın kendini. Dayanamazdın. İçindeki boşluk bedenini tırmalardı. Derin yaraların vardı, insanlarla ...

Devamını Oku

Ruhlarımız ve Biz

Her biri eşsiz bir bilinmezlik pelerinine bürünmüş ruhlarımız, bambaşka gizemler saklardı. Maddenin sesi kesilince gecelerde, çıkarlardı ortaya usulca. Kalbimizdeki tahtlara kurulurlardı. Böyle gecelerde sevgi, şefkat dolanırdı damarlarda. Şarkılarımızı “kardeşlik” dediğimiz adil bir hükümdar bestelerdi. Yabancı seslerden, tanıdık dost ezgileri yükselirdi gökyüzünün lacivert örtüsüne. Dağlardan; ağaçlar ve kuşlar, topraktan; yeni fışkırmış çiçekler ve fidanlar eşlik ederlerdi bu ezgilere. Adı konulmamış bir cennetti; şu koca, şişko, açık mavi gezegen. Çünkü ruhlarımız vardı. Barış rüzgârları,  ...

Devamını Oku