ACEMİNİN SÖZÜ

Gelip gidiyorsun dünyama, dünyam asırlardır aynı sokakta Sarhoş kuşların utangaç tutkusuyla, kitabesiz bir mezarda Sen gelince karanlığım ışıklı, aydınlık tüm sabahlarım Öyle güzel, öyle içli, öyle hüzün dilinde iniler ney Ve buruk neşesiyle nâmümkün, lâanşey Adım attığın anda değişir havası iklimlerin Gülüşünle gönenir, silkinir yedi kat gök Bulutlar mahcup yüklerini Boşaltmak için arar kendi nehrini Heyecanlı nisan yaprağı gibi işvelenir rüzgâr Düşünüyorum ne güzel şey düşünebilmek seni Çirkinliğe geçit vermeden batmak derinliğine Silinir yazı, aceminin sözü savrulur fırtınada Çiçekler can verir titreşerek şaşırır ...

Devamını Oku

Göğsünde İnciler Açar

Pencereden ışık vurur, yüzünün bir yarısı aydınlanır, gölgelenir diğer yarısı. Arkada kitaplığın girer kadraja. Bordo bir rüya, siyahla yan yana. Kaşlarından sızıyor düşlerimin kanı. Ben şiir yazıyorum, sen öykü oluyorsun. Yüzünü unutturmak mı istiyorsun sürgün ettiğin uzaklıklarda? Dudaklarını ısırıp duruyorsun, neden? Ellerin gergin, parmakların etraftaki havayı kontrol etmek istercesine tetikte. Gözlerin kaçıyor uzak makamlardan notalar döküldüğü anda. Eski bir plak aşılmayacak mesafeler hatırına dönüp duruyor aramızda, Saçlarınla oynamak istiyor ama ...

Devamını Oku

SABAH MAHMURLUĞUNUN ŞİİRİDİR SESİN

Yağmur hafifledi. Bırakalım zaman iyileştirsin bazı şeyleri. Kaleyi gören pencereye çıkıyor ve uzaklara bakıyorsun. Sabahları süslemek mümkün, sen geceyi bekliyorsun konuşmak için. Türkü türkü çağırdığın düşlerindir yarım kalanlar. Nehir bulanık suyuyla kıvrılıyor kapında, sen kıvrılıyorsun buz tutmuş kıyıda bir musalla taşına. Kaleyi görüyorsun pencereye her çıktığında. O surlar seni kuşatıyor, şehri değil. O burçlar kalbine saplanıyor, uçurumlara değil. O mazgallarda efil efil gökyüzüne uzanan sensin, mızraklar veya oklar değil. Pencereye çıkıyorsun ...

Devamını Oku

Üç Soğuk Gecenin Senfonisi

Birinci Gece Bu şehirde sığınabileceğim hiçbir yer yok. Gökyüzünün yabancısıyım. Yürüyüşümün sonunda çevresine kendi karanlığını yayan eski bir kapının önünde durdum. Seni çağırdım çıkmaz sokaktan. Geldin bir süre sonra. Bir elinde yağmur, diğerinde şemsiye. Adımlarında mevsim soğukları, gözlerinde tazelenmiş gün ışığı. Seni çağırdım. Güzellik ve zorluk taktın koluma. Kapını açtım, arabaya buyur ettim. Bindin. Yola çıktık sınırlarını çizdiğimiz eşsiz bahçeye doğru. “Yağmurlar dönerken kara” diyor. Hemen nerede diye soracaksın. Bildiğin gibiyim, ben ...

Devamını Oku

KIRK KİLİTLİ KIRK KAPININ ARDINDAN

Günaydınım, gün ışığım, aydınlığım; Sana böyle seslenirken hiç kimsenin bu sözcüklerle sana hitap etmeyeceğini bilmenin huzuru içindeyim. Evet, gecelerini gündüzlerine katıp seni düşleyenler olmuştur ve hâlâ hayalini içip kendilerinden geçiyorlardır muhtemelen. Ama benden başka kimse sana "günaydınım" demeyecek. Çünkü "geldin" ve gelişinle beni yıllardır göğsünde emzirip duran karanlığımın elinden çekip kurtardın. Günüm aydın oldu, günü aydın olanım. Sana "ışığım" diyorum zira hem ruhumun kuytularını hem de kalbimin el değmemiş köşelerini aydınlığa ...

Devamını Oku

Göğümün Yorgun Kuşuna İki Defter Bir Kalem

Göğün Kuşu, Göynün Kuşu Değil miydi? Geldin. Hoş geldin. Yıllarca aradım ama yorulmuş, bunalmış, yılmıştım yanlış kapıları çalmaktan. Buldum zannederken kaybeden olmaktan... Yol derken sarpa sapmaktan... Kaybede kaybede öğrenilmiyor direnme yöntemleri. Acı çekmek engellemiyor yaşanacak acıları. Su, suyu durdurmuyor; ateş, ateşi. Sonra sen geldin bütün yorgunlukların üstüne. Yangın her yerdeydi. Kayalıklar, uçurumlar, dikenler ve karanlık dört bir yanda. Uzunluğu yüz metreydi boyu yüz santim olmayan heyulaların. Korku salıyordu güven telkin etmesi gerekenler. Tersine dönmüştü ...

Devamını Oku

Gölge Valsi

GİRİŞ: Tam iki yüz kere öldüm seni göremeyince. İki yüz kere dirildim sonra. İki yüz + bir. Hepsinin üstüne bir çay lekesi fildişi kâğıtta. Kendimden kaçıyorum, değişmekten. Kendimden kaçıp kaçıp sana geliyorum. Uzun yokuşlar boyunca yürüyorum soluklanmadan. Çaresizliğim kesiyor soluğumu. Nefes nefese bir kavgaya dönüyor arayışım kapına doğru. Sana geldikçe, o eşikte durdukça varlığımla yüz yüze geliyorum. “Sen”de “sen”den önce kendi “ben”imi buldum ben. Beni sana soran olursa söyle: Ben o ...

Devamını Oku

RÜYADA ŞAVKIYAN SULAR KADAR

Eğer bu derd ile hasta düşersem Safâlık vermesin, tîmâr gerekmez Yunus Emre   Otobüs, ihtiyaç molası için benzinlikte durdu. İğreti tuvalette yüzümü yıkarken puslu aynaya baktım. Gündüz uykuya, gece çaresizliğe sığınan bir “ben” vardı karşımda. Bir de hayatın rutinini korumaya çalışan yorgun adam. Yoruldum, değdi mi yorgunluğuma? Değsin diye mi yoruldum, kendimi kaybetmek ve seni bulmak için mi yoksa? Sende işgal ettiğim bir yer vardı ama o yer ne kadardı? Bana gerçekten değer ...

Devamını Oku

UZUN SÖZCÜKLER

Beni bir gözleri ahûya… “Ben bu karanlığı bilerek tercih etmedim!” diye seslendim sana. Beni yalnız bıraktılar, beni kimsesiz bıraktın. Kimseye ihtiyaç duymuyorsun. Anlıyorum bunu. Belki de doğrusu şu: Bana ihtiyacın yok. Benim dışımda herkese bir şekilde ihtiyacın olabilir ama bana ihtiyacın yok. Onları görmek, onlarla konuşmak, bir arada olmak (Buraya üç nokta koy önce. Sonra kâğıda sığmayacak kadar çok nokta koy peş peşe. Çaresizliğim nasıl çoğalıyor ve zaman geçtikçe nasıl boğuyor beni, düşün, ...

Devamını Oku

Bekleyenin Şarkısı

Geliyordun; ovaları, geçitleri, köprüleri, dağları ve tünelleri aşarak geliyordun. Giderken eylüldü. Hava cehennem gibi sıcaktı. Sıcaktan asfalt eriyordu. Birecik’teydim. Tenime işleyen alevden dişleriyle sıcağı ta içimde hissediyordum. Göğsümü ezip geçen bir basınç dalgasıyla uğurluyordum seni. Coğrafya kaderdir derler, değil. Coğrafyan kederdir. Yokluğunda en azından. Oysa varlığın öyle mi? Toprağı kucaklayan ilk damla gibidir kokun. Bir kez geldin mi o karamsar, yılgın, kötücül hava dağılır mutlaka. Saçlarını savurduğunda senin kalp atışlarına göre ...

Devamını Oku