Hamûş Efendi

Sabahın erken saatlerinde at arabasının çıkardığı ses bütün sokakta çın çın yankılanıyor, evlerini havalandırmak için camlarını açanlar bu at arabası ve üzerinde yüklü olan eşyalara meraklı gözlerle bakıp neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sokağın sakin sayılabilecek köşesinde kesilmişti at arabasının sesi. Eşyaları bir bir indirip geniş bahçeden içeri taşıyordu sürücüsü. Bütün bunlar olurken, karşı kaldırımdan izliyordu Fevzi Bey olan biteni. Eşyaları boşaltan sürücü atını sürüp uzaklaşmıştı. Eski ama asaletinden bir şey kaybetmemiş ...

Devamını Oku

Hasret Durağı

Annesinin yanık buğdayı andıran nasırlı ellerini öperken dudaklarının titremesine engel olamadı, dudakları anne rahminden ayrılmak istemeyen bebek gibiydi, hani ağlar ya yeni doğan bebek, o da tutamadı kendini birkaç damla gözyaşı düştü annesinin titrek eline, Fırat oldu, Dicle oldu gözyaşı coştu kurak ellerinde. Helallik isteyip bindi trene okumaya gidiyordu İstanbul’a Hasan. Kömürhan köprüsünden geçerken göz bebeğinin yakamozu düştü Fırat’ın sularına, çocukluk ve gençliği, en çok da ana hasretini saldı sulara. Trenin ...

Devamını Oku

TELVE

Yemen...  Çöl ikliminin neden olduğu kavurucu sıcaklık yapraklarını, dolayısıyla da henüz kurtçuk gibi bembeyaz meyvelerini de yakıp kavuruyordu. Yanmayı bu coğrafyada öğrenmeye başlamıştı, ve bu daha yolun başıydı. Acelesi varmışçasına ilerleyen günler yaktıkça yakıyor, ansızın bastıran çöl yağmurları kızgın çeliğe değen su damlası gibi sarsıyordu meyvelerini. Kızarmaya başlamış ve artık kabuğu sertleşmişti tıpkı hergün kendisine bakmakla sorumlu olan işçinin nasırlı elleri gibi. Bir kalbi olsa minnet duyacaktı ekmek parası için durmak ...

Devamını Oku

PİŞMANLIK SANATÇISI

Gecenin epey ilerleyen saatlerinde, kentin oldukça yüksek sayılacak tepesindeki virajlı yollarından yürüyerek aşağıya, evine doğru yürüyordu Hakan. Kafası dağılsın diye katıldı arkadaşının davetine, gerçekten de dağılmıştı kafası, sigara dumanı ve aldığı alkolün tesiriyle, toplaması zaman alacaktı. Yağmur nazlı nazlı çiseliyor, yeni sürülmüş vernik gibi parıldıyordu yürüdüğü yol. Hem zihnini toparlamaya çalışıyor hem ayakta kalmaya hem de düz yürümeye çalışıyordu. Hıçkırık sesini kulaklarında hissettiği an ruhu buz kesti. Beden kontrolünü kaybetmişti sanki birden ...

Devamını Oku

“ Sen bu dünyada öldün, kabrin kucağımdır “… Uyandığında dudaklarından dökülen bu cümleyi ona kurduran rüyasını hatırlamaya çalıştı, ama olmadı… İkindi namazını kılmış, tesbihatını yaparken yine diline çarptı bu gizemli cümle. Zihni saldırı altında kalan küçük bir kale gibiydi. Kalktı ve pencereye yöneldi, sazlığa dalmıştı gözleri. Dışarıda yer yer hızlanan, sonra da sakinleşen esintiyle Halveti zikrine benzetti sazlıkları… İlahi bir davet gibi düşündü bu seyri, kapıya yöneldi, nalınlarını usulca iliştirdi ayaklarına ve yola ...

Devamını Oku

KALEM YÜKÜ

O, kalemle yazmayı öğretendir… ALAK / 4 Büyük imtihandır kelam ve havada buharlaşmadan onu yakalayıp kâğıda döken kalem ne mazlumdur. “Dilin kemiği yoktur” sözü kelamın avukatı olmuş, hâkim kalemi suçlu ilan etmiş hem kırmış. Derdim kimsede yoktur dese ne de haklıdır, derdini anlatmaya dil yorulur da yorulmaz zannedilir onu yazan kalem. Kimi tarih yazar, hammaddesi kurşun, mürekkebi tükenmeyen oluk oluk kanla, kimi haindir bilinmez, tarih sahnesinin perde arkasında atılan imzalarla. Ne tarihi yazana ne ihanetten utanmayana yarandın. ...

Devamını Oku

HÜKÜMSÜZ SEVGİLER

18 Kasım… Her şeyden kaçmak istese de başaramıyor hatta kimi zaman kendisinden bile kaçıp intihar etmeyi düşünüyordu Habip. Ölüm dedi ve kendisini sırtüstü bıraktı çimlere, gözleri uçsuz bucaksız gökyüzüne anlamsızca bakıyordu. Sahi neydi derdi kendisiyle? Nefret miydi hissettiği? Bağlanma korkusu mu? Gençliğinden bu yana inanmamıştı zaten sevmelere ve bugün haklı olduğuna bir kez daha inandı sevmelerin yalan olduğuna. Boşanmıştı eşinden bir buçuk ay süren evlilikten sonra bugün. İnanmamakta ne de haklıyım ...

Devamını Oku

ALÇAK TABURE

Yeni sipariş ettiği çalışma masası ve ofis tipi koltuğunu getirecek firma çalışanını karşılamak için erken geldi evine. Onlardan önce, çalışmalarını yaptığı odayı toparlayacak, yeni eşyalarına yer açacaktı. Hikâyelerini yazdığı çalışma odasını konforuna uygun tasarlamaya karar verdiğinden bu yana, eskiden kalma birçok eşyayı hediye etmişti. Ama hala odası kendisine dar geldiğinden, hatıraları var diye sakladığı eşyaları bir bir elinden çıkartıyordu. Kitaplar, süs eşyaları, eski paralar… Hatta bir keresinde gramafonu çok isteyen arkadaşına ...

Devamını Oku

Çocuk

Kızım ve Oğluma ithafen… “Şunu da bilin ki, mallarınız ve evlâtlarınız bir imtihandır…” ENFAL / 28 “Zaten umurunuzda değilim ki” diye sitem ediyorsun ya, belki de haklısın çocuk. Henüz niyetine bile girmemişken, adının ne olacağına dair sevimli kavgamızdın ve sen bunu bilemezdin çocuk. Lütf-u İlahiden rahm-ı mader’e düştüğünü öğrendiğimizde sen miydin yoksa biz miydik çocuk?! Gecenin kaçı olursa olsun her gününe bir Yasin okunandın sen, çaresiz, katıksız tevekkülümüzdün yaratana karşı en ihlaslısından. Anne karnından el sallarken görmüştüm o minik ellerini çocuk, hiç bırakmayacağım inşallah diye içimden yemin ederek. Şimdiye kadar ki hasrete ...

Devamını Oku

Vardır Bir Hikmeti

Anadolu’nun kendi halinde kasabalarından birine bağlı köymüş Hikmetli Köyü; Her yerde ve her şeyde hükmü koyan Hakim’in hükmü, bu güzelim köyde de tecelli etmiş olacak ki, adı Hikmetli oluvermiş köyün. Büyüğün küçüğünü sevdiği, küçüğün büyüğünü bildiği, saygı içerisinde sevginin, sevgi içerisinde saygının yanı sıra ilmin ve hikmetin eksik olmadığı şirin bir yer işte… Hayır olur da şer olmaz mı demeyin! Olur elbet, olur olmasına da, şerrinde bile hayır olur bazen hadiselerin. Bu güzelim ...

Devamını Oku