GELSEN DİYORUM

Çıkıp gelsen diyorum bir ikindi güneşiyle… Günün geceye kavuştuğu saatlerde bir kavuşma da bizim nasibimize düşse. Öyle gösterişli olmasına gerek yok; sessizce… Nasılsa gelen sensin ya; yüreğime şenlik… Nasılsa gelen sensin ya; gözlerime ışık… Nasılsa gelen sensin ya… Bakma ikindi güneşi dediğime, sabah serinliği de olur, akşam alacası da. ‘Geldim’ desen yetecek, geldim burdayım, artık yanındayım… Dalga sesini sende duymaya geldim, esen rüzgarı bende duy diye geldim… Batan güneşin hüznünü değil, yeniden doğuşunun sevincini görelim diye ...

Devamını Oku

HASBİHAL VAKTİ

Dumanı tüten bir bardak çay mı, yoksa kokusunu ta içinize çektiğiniz bir fincan kahve mi, nedir hasbihale yoldaşınız? Şehrin gürültüsünden uzak küçük bir çay bahçesi mi yoksa yer minderlerinde, sesi yüreğinizi ısıtan bir dostun nameleriyle dolu dört duvar arası mı? Farkı yok değil mi? Zamanın ve mekanın kendini kaybettiği yerlerin başında gelmez mi hasbihal. Akrep ile yelkovanın koşturmasını fark edemediğimiz, sıcağı-soğuğu hissedemediğimiz, sohbet demini alınca benliğin ortadan kalktığı anlar. Yürek dolusu anlattığımız, yürek ...

Devamını Oku

GÖKYÜZÜ

Hani mavi olurdu? Kuşların içinden sonsuzluğa kanat çırptığı, beraberinde bulutların arz-ı endam ettiği bir mavi. Başımı kaldırdığımda gördüğüm gri mi beyaz mı karar veremediğim bir renk oysa. Yoksa kül rengi dedikleri böyle bir şey mi? Oysa sen gözlerin gördüğünden öte, adın zikredildiğinde akla gelen renksin. Ey derin mavilik! Habil’in toprağa düştüğünde gördüğü sen değil misin? Hz. İbrahim’in ardından yaşlı gözlerle bakarken duaya el kaldıran Hz. Hacer’in gördüğü sen değil misin? Sen değil misin, “Vur kazmayı Ferhat, ...

Devamını Oku