BALIKÇI

“Bu yol nereye çıkar?”diye düşünmeden yaptığımız yürüyüşler, tehlikeli yürüyüşlerdir bir bakıma. Ayaklarımızın altında akıp giden yola teslim etmişsek kendimizi, akla uygun her ihtimali devre dışı bırakmışızdır ve bu durumun neler doğuracağını kestiremeyiz çoğu kez. Bir gün kendimi tam da böyle bir yürüyüşün içinde buldum. Uzun caddeler, dar veya geniş yollar, bir önceki hangisiyse bir sonrakine beni emanet ediyor gibi hissettiğim sokaklar rastgele bir güzergâh oluştursa da, bu durumdan zerre kadar ...

Devamını Oku

KORİDOR

Han kapıları açılıyor İşte biri daha. Ah şu anlaşılmak derdi, Gider gelirsin Bir kapıdan bir kapıya. Gölgen eşiklere vurur başını, Bir sen kalırsın dışarıda. Yakana yapışıp kalan leke Dikenleriyle inciten gurur. Diliyorum fakat Yürümekle uzaklaşılmıyor. Yürümekle bulunmuyor, af diyarı. Hatırlamak ağrısı ise Bir köşede kaybolmuyor. Sırtında katran karası yükler, Yüreğinden arınamayan sızı, Ya bir uçurum bulunmalı Ya da bir kör kuyu. Beyazını pembeye çalan gözlerle Bakıyorsun işte. Reçeteye yazılan isim, Aynada gördüğünden başkası değil. ‘Sana sorulan soruyu Yalnız senin çözebileceğin’ gerçeği. Zihnini kemirip duran akrepler Zehrini akıtamadığın Birden gelirler, kesilir nefesin. Harabeleri çoğaltmak mı baltayla, Yoksa bırakmak mı ...

Devamını Oku

KALBİNİZİ DİNLEYİN

Sessizlik, kelimesizliğe mahkumluk gibi görünse bile, onun kadar asil bir mahkumiyet yaşanamaz belki de. Seslerden ve sözlerden ayrı olmak onlara uzak olmak değil, bilakis daha çok yakınlaşmak olabilir günden güne. Buna misal kimi tebessümlerdir ki, mısraları hanımeli kokan şiirler biriktirir içinde. Fakat hal böyleyken hayat hep zıtlıklarla yaşanır ya, insan gölgesi gibi bir an olsun yanından ayrılmayan hüznünü paylaşmak ister, ama hangi dille ve nasıl bir tarif ile? Sözcükler anlamını yitirdiğinde, ...

Devamını Oku