Tarifsiz Adımlar

Sanki asırlardır kimse onu kalemine sığdıramamıştı. Belki bin yıl önce yaşadı belki de bin yıl sonra yaşamalıydı. Yığın olmadığını gözler önüne sermesi için zamana ve mekâna ihtiyaç duymuyordu. Her asırda muhakkak olmalı lakin dönemine sığmamalıydı. Her adımı ile mevsimlerin tüm güzelliklerini arşınlamalıydı. Kışın zemheri soğuklarını teselli etmeli, yazın sıcağına tevazu göstermeliydi. Sonbaharda yerlere dökülen sararmış yaprakların üzerine basmayıp, ağaçları kırmamak için aheste aheste yürümeliydi. İlkbaharda çiçek açmış ağaçlara varlığıyla neşe saçmalıydı. Mevsimler birbirini kıskanmalıydı. Başka bir diyarda, insanların sözcüklerinde tarifi olmayan bir zamanda yaşamalıydı.

Oysa herkese eşit davranırdı zaman. Sözcüklere göre tarifi değişmezdi. Ne yaşa ne de yaşanmışlığa bakardı. Bir kıymık gibi her şeyi biriktirerek daha da kuvvetlice batırırdı yüreğimizin ortasına kendi seremonisini… Her şeye rağmen farklı zamanlarda birçok sıfatla tezahür edebilirdi. Asırlar sonra yazılacak şiirlerin başrolünü şimdiden ortaya koymuştu. Yine de kimse duymadı adımlarını… Belki de kendisi herkese duyurmak istemedi. Her sabah küçücük dünyasındaki kocaman adımlarını kuşlar için atmayı bırakmadı. Bununla da yetinmeyip mahallesindeki tek bacağı olmayan köpeğin yürümek için verdiği mücadelede duyurdu kendi adımlarını… Bir yetimin gözyaşlarında bile hakkı vardı. Çünkü onun derdine de yanmayı bilirdi. Bir bakmışsın ki doğru istasyondan yanlış kompartımana binmiş gibi hüzün çökerdi içine. Boş yere saatlerce bekleme salonunda oturmak zorunda kalmış gibiydi. Kaskatı kesilmişti. İstasyon köşesinde unutulmuş sırt çantasındaki geçmişinin yükünü bedeninin her zerresinde hissediyordu. Böyle dönemlerde gözlerindeki telaşı belli etmemek adına etrafa gülücükler saçardı. Hani şu gölgesinde hüzün barındıran gülücükler… Bütün bunların üzerine bir de ayağa kalkmak zorunda kalırdı. İşte o zaman rol yapmanın en ufak detayını bile atlamadan oyununu sergilemek durumundaydı. Hüzün, tesadüf ve gülücükler… Nasıl oyun ama! Adımları arasındaki yılları dizginleyemiyordu. Zemheri soğuklarının vurduğu köşebaşı sokaklarının yalnızlığını içinde hissedeli uzun zaman olmuştu. Aradığı belliydi… Az önce bu sokaktan geçmiş olmalıydı. Bütün uzuvlarını saran tarifsiz bir hissin esareti altına girmişçesine titreyerek koşmaya başladı. Issız sokakta, sokak lambalarının ışıklarının yere yansıttığı gölgesini yakalamak için inatla koşuyordu. Kendisine koşuyordu farkında değildi. Kendi içine… Nefes nefese kalmasına rağmen bu sefer bırakmak istememişti. Ancak bir süre daha dayanabildi, adımları yalpalamaya başlamış takati kalmamıştı. Biraz sonra sokağın başında yere yığılıp kaldı. İleriye doğru bir iki hamle daha yapmış olsa da tekrar ayağa kalkması mümkün değildi. Kalakalmıştı öylece… Boylu boyunca uzanmış olduğu yerden yolun karşısına geçen gölgeye sadece “Gitme!” diyebilmişti…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

HÜZÜN İSTASYONU

Batı ve Doğu Arasında…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.