YARGILAMA, DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞMA!

Birleşmiş Milletler tarafından Nisan ayının ikinci günü “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edilmiştir. İlan edildiği günden beri çeşitli sosyal etkinlikler, konferanslar aracılığıyla veya sosyal medya üzerinden bu konunun önemi kesin şekilde dile getirilmiştir. Aslında bir farkındalık olması isteğiyle yazmaya çalıştığım bu yazıda başlığın bu şekilde sert ve belki de cüretkâr olması da bu konunun öneminden ötürü olsa gerek. Öyle ki biz insanlar farklılıkları yargılamak ya da değiştirmek gibi bir çaba içerisindeyizdir her zaman-bu farklılık insanın elinde olmasa bile- halbuki bu durumu kabullenmek, nasıl daha iyi olabilir diye düşünmek daha kolay değil midir… Bu başlıkla amacım sizleri durdurmak, düşündürmek ve belki de biraz da olsa bazı şeylerin değişmesine iyi yönde hizmet etmek.

Otizmin, belirtilerinin ve otizmli bireylerin nasıl özelliklere sahip olduğunu ifade etmeye çalışırsak:

Otizm, bireyin bilişsel gelişiminde gerek gen etkisi gerek de çevre etkisinin olumsuz yönde etkili olduğu nörogelişimsel bir hastalık olarak tanımlanır. Bireyin dış dünyayı algılama ve yorumlama yetisini etkileyen otizm yaşam boyu devam eden gelişimsel bir bozukluktur.

Peki nasıl tanı konur, ne gibi belirtileri vardır?

Nörolojik bir bozukluğu ifade eden ve asıl nedeni bilinmeyen otizm hastalığı günümüzde hızla yayılmaktadır. Belirli bir ilaç tedavisi olmayan bu hastalığın tanısının erken çocukluk döneminde konması, çocuğun sonraki yaşamında nasıl bir yol izleyeceğini belirlemek açısından önemlidir. Dünya’da her altmış sekiz çocuktan birinde görülmeye başlayan otizm hastalığının belirtileri de kendisini bu evrede yani 0-3 yaş aralığında göstermeye başlar. Nörolojik bozukluğun neticesinde ortaya çıkan bu hastalığa sahip çocuklar; normal çocuklardan farklı olarak çevreye ve isimlerine karşı duyarsızdırlar.-İsmi ile seslenmiş olsanız dahi- Ayrıca bu çocukların çekimser ve utangaç olduğu ve göz temasından kaçtığı görülmektedir. Bunun yanı sıra belki de en önemli belirtileri arasında dilsel ve bilişsel gelişimdeki bozukluklar gösterilebilir. Onlar bazen aynı kelimeleri tekrar eder bazen konuşmada güçlük çeker bazen da motor kaslarının bağımsız bir hâl alması ile aynı el kol hareketini tekrar ederler.

Erken yaşlarda tanının önemini daha önce de ifade ettiğimiz otizm üç farklı derecede kendisini gösterir. Hafif Otizm diye adlandırılan ilk evrede genel hatlarıyla ifade ettiğimiz belirtilerin birkaçı görülür. Bu evrede erken tanı ile beraber gelen sosyal destek çocuğun sosyal becerileri ve iletişimi üzerinde olumlu etkiler gösterebilir. Orta Derece Otizm olarak adlandırılan ikinci evrede belirtilerin sayısı artmıştır ve artık bir uzman desteğine ihtiyaç açık bir şekilde görülür. İlkokul evresine kadar verilecek her türlü sosyal desteğin olumlu etki yapması ihtimali yüksektir. Ağır Otizm evresinde ise belirtilerin birçoğu görülür ve sosyal desteğin yanı sıra ilaç tedavisi de uygulanarak çocuğun yaşamının dengeli bir şekilde devam etmesi sağlanır. Bu evredeki çocuklar bazen saldırgan tavırlar da gösterebildiğinden yatıştırıcı ilaçların da verildiği görülmektedir.

Dahi Hastalığı; Asperger Sendromu

Otizme dair dile getirdiğimiz bilimsel ve teorik açıklamalardan sonra değinmenin lazım geldiği bir diğer konu ise dahi hastalığı diye bilinen Asperger Sendromudur. 2013 yılına kadar otizm ile bağdaştırılan bu hastalık bu yıldan sonra ayrı bir konu olarak ele alınmış ve anlaşılmaya çalışılmıştır. Bunun sebebi de bu bireylerin dilsel gelişimlerinde bir sıkıntı yaşamamaları ve hatta normalin üzerinde bir zekâ seviyesine sahip olmalarıdır. Baktığımız zaman bu hastalığa sahip bireyler, ilgi duydukları konu hakkında detaylı bilgi edinmek ve uzmanlaşmak için sosyal çevrelerinden, arkadaşlarından ve ailelerinden dahi uzaklaşarak yalnızlaşırlar hatta asosyal diye adlandırılmaya başlarlar.

Otizm ve otizmli bireyler hayatımızın her alanından, her zamanında karşımıza çıkan, çıkacak olan bireylerdir. Bu yazının amacının en başta belirtmiş olduğum gibi bir farkındalık yaratmak olduğunu dile getirmiştim. Şimdi toplumda her an karşımıza çıkma ihtimali olan bu durumun canlı şahidi olarak söylemem gerekir ki; onlar aslında eksik değil ayrıca değişecek, iyileşecek ya da iyileştirilmeye çalışılacak bir hastalığa sahip değiller. İhtiyaçları, olduğu gibi kabul görülmek, anlaşılmak ve yargılanmamak. Yıllar önce tanıdığım ve zaman geçirdiğim otizm hastası öğrencimin yaşadıklarını ifade etmek istiyorum. İnsanlar tarafından nasıl görüldüğünün ve kendisinin nasıl hissettiğinin resmidir bu anlatacaklarım belki de…

Dışarıda yürüdüğü her an utangaç tavırları, sürekli aynı kelimeleri tekrar eden konuşması ve ellerine hakim olamamak davranışı dış gözlerce hep anormal karşılanır, yadırganırdı. Aslında bunlar onun sahip olduğu durumun getirisiydi; değiştiremeyeceği bir durumun neticesi… O, bu bakışlardan rahatsız olur, daha utangaç daha sıkılgan bir tavır sergiler ve hırçınlaşırdı. Anlam veremez bu duruma ve görünmez olmak istercesine hemen oradan kaçmak isteği ile dolardı içi. Bunu da kimi zaman şu cümleleri ile ifade ederdi, ifade edebildiği kadarıyla. “Gidelim, gidelim, gidelim…” Ardından birkaç hakaret de gelirdi muhakkak. Çünkü rahatsız olur ifade edemez ve saldırgan bir tavır alırdı. Sonrasında ne mi olurdu bu kaçışın? Elbette bir yıkım! İfade edemediği için her şeye saldırır, yıkar, kırar ve bozardı. Aklın alamayacağı derecede yıkardı hem de! Sonra yorulur, bu dağınıklığın içerisinde oturur kalır, bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi kalkar ve anlam veremediği bu olanlara şaşkınlık ile bakardı. İşte böyleydi insanların ona hissettirdiklerinin sonucunda ortaya çıkan durum. İfade etmek istediğim çokça şey olmasına rağmen sona yaklaşmam gerektiğinin farkındayım.

Yaşam herkese eşit imkânları sunacak kadar bonkör değildir. İnsanlar bazen eksik bazen fazla bazen sağlıklı bazen ise hiç düzelemeyecek bir hastalık ile devam eder yoluna. Bütün bunlarla beraber yaşamı ve onları kucaklamak ihtiyacımız olan yegâne şey olarak karşımızda açıkça durmaktadır. Burada otizm ile sınırlı tutmak istemeden söylemek isterim ki:

Yaşam ve yaşamın içerisinde ne varsa; saygı duyulmaya, yardıma, anlaşılmaya, kucaklanmaya ve kolaylığa ihtiyaç duyar. Bizler bütün bunları yapmak sorumluluğu ile hareket etmeliyiz, hareket etmek zorundayız. Zira bu yaşam bütün insanlığa sunulmuş bir sahnedir.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

NİHAYETSİZ ÖLÜMLER

Güneş’in Ay’a Mektubu

ŞİKÂYET

Mehmet Rauf Öykücülüğü ve Ana-Kız Hikâyesinin İncelemesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.