Mecburi Olmayan Mecburiyetler

Oturduğum sandalyenin gıcırdayışının bitmesini sabırsızlıkla bekliyordum. Ah şu sandalyeler diye geçirdim içimden, yaşanmışlıkların en derin şahitleri… Kurulan cümlelerin tahammülsüz vesaire kısaltmalarında buluyordum kendimi. Biliyorum, ben takatsizliğimle baş başayım. İçimden geçen nice umutsuzluğa küfür edercesine bağırıyorum. Evet, bağırıyorum. Sessiz çığlıklarımı bir sen duyuyorsun. Oysa ben her gün bir diğer günden borç alarak yaşıyorum. Bir gün borcumu ödeyeceğim. Takatsizlik mi dersiniz yoksa mızmızlık mı bu halim bilemiyorum. Olmaz diyorum, olur diyorlar. Bitmeli diyorum, yeni başladık diyorlar. Bense içimdeki benin boğulması için elimden geleni yapıyorum. Kimse görmüyor. Benim verdiğim mücadele çokta önemli değil. Benim gibiler için.      

Bir dinlenme tesisinde unutulmuş kitabın yalnızlığını hissediyorum içimde. Dışarıda yağmur tanecikleri düşüyor, rüzgârın açtığı gönlümün sayfa aralarına… Üşüyorum galiba. Evet diye söyleniyorum kendi kendime… Biliyorum. İçerisinde bulunduğum hal beni büsbütün deli ediyordu. Ama bekliyordum. Tıpkı dinlenme tesisindeki masanın üzerinde unutulmuş kitapçığın sahibinin geri dönüşünü bekleyişi gibi. Evet, çok uzattım farkındayım. Belki de bilerek uzatıyorumdur. Son günlerde kalabalıkta fark edilmek için insanların gözünün içine bakan bir çocuğun, o da olmazsa eğer ortalığı ayağa kaldırırcasına yaramazlık yapmaktan başka çaresi kalmadığı saatlerdeki gibi hissediyorum. Ben ne kadar gözlerinin içine baksam da ne kadar yaramazlık yapsam da hep fark edilmeyen, Yusuf’un atıldığı kuyularda olacağım.

Hayli zaman oldu fedakâr masam sana gelmeyeli. Biliyorum hasret çeken bir sevgili gibi bekliyordun beni. İşte geldim. Oturdum başucuna… Bir de şu sandalyenin, içime işleyen feryat edercesine gıcırdayışı son bulsaydı, fena olmazdı hani. Belki de beni çok özlediğini söylüyordur. Hayatta böyledir işte, sen görmezsin. Israr eder yine görmezsin. Bazen de görürsün ama ses çıkaramazsın. Biz gibiler bu dünyaya kör ve lal olmak için gelmişiz. Artık ses çıkarmak istiyorum. Ben olduğumu her şeyimle hayatın önüne serip, bağırmak istiyorum. Yine saçmalıyorum. Ne olacak benim bu ahmakça halim. Çok kızıyorum kendime. İnan bana çok kızıyorum. Bu sefil düşüncelerin fakir zenginliği hiç gitmiyordu başımdan.

Kelimelerim kurduğum cümleleri her daim mahcup duruma düşürmeyi başarıyordu. Şu masa, kitaplar ve bahtsız demonte lambamda olmasa meğer ne kadar da yalnızmışım. Kafamın içi gece boyunca yanıp etrafı aydınlatan sokak lambasının sönmeden önceki son cızırtılarını hapsetmiş gibi. Geçecek diyorum. Her şey içime doğru geçiyordu. Görüyorum. Duyuyorum. Titriyorum. Çözmeyi de biliyorum ama kesemiyorum. Ruhumdaki bu kara ve takıntılı sayfayı koparıp parça parça etmem gerekiyor ama yapmıyorum ya da yapamıyorum. Ben artık unutulmak istiyorum. Yok sayılmak. Evet, yanlış anlamadın. Yok sayılmak. Evin atıl odasında, eski kutular arasında kalmış malzemeler gibiyim. Bana kimsenin ihtiyacı yok artık. Kimse yüzüme bile bakmıyor. Kutuların altında ezile ezile ruhum biçare düşmüş. Çöpe de atmıyorlar beni. Ellerine de almıyorlar. Tedavülden kalkmış gibiyim. Saat gece yarısını geçeli bir hayli zaman olmuştu. Birazdan gün ışığı gelip, bir komutan edasıyla gecenin icmalini arz ettirecek bana. Ben bütün yılgınlığımla gecenin nöbetini sona erdirip, gündüzün nöbetini almak için benimle devir teslim telaşına düşecek arkadaşı gözüm yollarda bekliyordum. Ben bekledikçe o gelmiyordu. O gelmedikçe ben beklemeye devam edecektim oysa… Hani bilirsin ya mecburi olmayan mecburiyetlerimiz. Sıkıldım bu savaşı vermekten. Etrafımdaki kimse sancılar içerisindeki düşüncelere savaş ilan etmiyordu. Ne haldeyim bir görebilsen. Acizliğimin yokluktaki varlığına dokunabilsen. En azından bunun için mücadele etseydin. Nöbeti devralmaya yine kimse gelmeyecekti. Bu yüzden olsa gerek, ben hayat mücadelesindeki hudut karakolunda nöbet yerimi terk edemeyecektim. Kalakaldım öylece… Ya sen.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “Mecburi Olmayan Mecburiyetler”

Birol için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.