BOŞLUĞUN SESİ

Güneş günlük mesaisine son vermek, yerini karanlığa bırakmak ve yeni bir günü başlatmak için başka coğrafyaların yolunu tutmak üzereydi. Bir gün daha başlamadan, bir gün daha bütün bu olanlara katlanmak zorunda kalmadan bütün her şeye bir son vermenin telaşı ile evden dışarı attı kendisini adam. Hava soğuk denilebilirdi, bir ceket onu soğuktan koruyabilir ve üşümesine engel olabilirdi. Bu düşünceyle eline ilk geleni attı omuzuna ve çıktı sokaklara. Beklediğinden daha kalabalıktı caddeler, sokaklar, kaldırımlar. Hemen yanında geçen sakalları sararmış yetmişinde bir ihtiyar yere tükürdü gözlerinin önünde. Tiksindi, ters ters baktı adama. İhtiyar olmasa belki de ağzının payını vermek için en ağırından bir yumruk sallayabilirdi suratının tam ortasına ama içinden küfürler savurmakla yetindi. Karşı kaldırıma geçip ihtiyarın kendisinde bırakmış olduğu etkiden kurtulmak istedi. Caddeye adımını atmıştı ki son sürat bir adam geçti önünden arabayla. Daha veled sayılırdı hatta onun gözünde. Son anda geri çekti adımını da kurtuldu. Karşı kaldırıma varmak bu kadar zor olmamalıydı! Sonunda başarmıştı, kaldırıma varınca kendisini bir törenin beklediğini, ödüllendirileceğini düşünerek alaya aldı içerisinde bulunduğu durumu. Tuhaf, alaycı bir gülümsemeyle son verdi zihninden geçen bu düşüncelere. Kaldırım boyunca devam etti yürümeye. Işıkların kırmızıdan yeşile dönme süresini merak etti bir an için. Saçma bir meraktı bu ama olsun. Üç döngü boyunca takip etti bu süreyi. Ne azdı ne de çok süre. Hem ne önemi vardı ki böyle saçma bir şeyin! Bilemedi, karşıya geçti sonunda. Köşeyi dönünce akşam güneşinin insanın teninde bırakmış olduğu o hafif sıcaklığı hissetti. Hoşuna gitti bu ılık sıcaklık. Kaldırımlarda işçiler, memurlar, işportacılar, zenginler, yaşlılar, gençler… Bu kadar kalabalık fazla idi ona, dayanamadı ilk tenha sokağa attı kendisini. Uzun, sıra sıra evlerin olduğu, gökyüzünü görebilmek için insanın kafasını büyük bir açıyla yukarı kaldırmasının gerekli olduğu dar bir sokaktı. Bu kadar yüksek evler öyle gereksiz öyle iğreti duruyordu ki gözünde her seferinde nefretini dile getirmeyi ihmal etmiyordu. Yine öyle yaptı yine nefretini kustu bu evlere.
Tütün içmeyeli epey vakit olmuştu. Epey vakit geçtiğini sandığına bakmayın adamın belki on dakika ya var ya yoktu ama onun için uzun bir süreydi neticede bu. Hemen cebine attı elini ve yaktı bir tanesini tütünlerin. İçine çekerken öksürüyor, dışarı üflerken yine öksürüyordu ama ne fark ederdi ki nihayetinde içmekten sıkılmıyor ve bırakmak gibi bir ahmaklığa hiçbir zaman yenik düşmüyordu. Tuhaf ama bırakmış olmak sigarayı ona göre ahmaklıktı. Sağ tarafta üçüncü katta balkonunu yıkayan kadına ilişti gözü. Umursamadan bütün suyu sokağa atıyor, gelen geçen nadir insanın da kendisine sövmesine ve bela okumasına sebep oluyordu. Kadının umurunda değildi; ne edilen küfürler ne de okunan belalar. Niye olsundu ki hangisini bir daha görecekti, hangisini bir daha hatırlayacaktı. Güneşin teninde bırakmış olduğu o ılık sıcaklığı hatırladı tekrar. “Ne güzel olurdu şimdi onu bir daha yaşamak, bir daha hissetmek!” diye geçirdi içinden. Aslında güneşi ya da başka bir şeyi bu kadar sevdiği, kıymet verdiği ya da hatırladığı görülmüş şey değildi ama bu sefer bir başkaydı. Belki de bütün bunların son defa olacak olması her şeyi onun gözünde değerli kılmıştı. Apartmanlara baktı tek tek. Evet, güneşi görebileceği ve hissedebileceği tek nokta apartmanların en tepesi; çatısıydı. “Dur be adam, elin oğlunun evinin çatısına ne demeye çıkacaksın hem sormazlar mı adama nereye be adam diye! diyerek söylendi kendisine. En iyisi yaşadığı apartmanın çatısıydı. Hem daha yüksekti de hem evden uzaklaşmadan geri de dönmüş olurdu eve. Gerisin geri hızlı adımlarla eve yöneldi. Işıkları, arabanın çarpmak üzere olduğu caddeyi ve iğrenç ihtiyarın tükürmüş olduğu o kaldırımı tek tek geçerek evine ulaştı. Apartmandan içeri girmek için anahtarları aldı eline. Aynı anahtardan iki tane olması hep işini zorlaştırmıştı zaten, ne zaman tek seferde açabilmişti ki kapıyı; doğru anahtarı tek seferde bularak. Çok değil ikinci denemede açmak başarısını gösterecekti nihayetinde, alışmıştı bu duruma ve kızmak yersizdi. Şehrin en işlek caddelerinden birine bakan evine girdi ve katları tek tek tırmanarak çatıya çıkmak için yola koyuldu. Uzun bir yolculuk olacaktı onun için ne de olsa; yola koyulmak tabiri bu duruma uygun sayılırdı. Bir kat… Bir kat daha… Bir kat daha… Sonunda bütün katları tek tek tırmanıp çatıya ulaştı. Nefes nefese kalmıştı. Bütün bunlara sebep tütündü ama onu
bırakmak da ahmaklık sayılırdı nihayetinde onun gözünde. Okkalı bir küfür ile geçiştirmekle yetindi bu seferlik tütün mevzusunu. Güneş alabildiğine karşısında duruyor ve bütün bedenini tepeden aşağı ılık bir sıcaklık ile okşuyordu. “Okşamak tabiri adam için tuhaf sayılabilirdi bunu ifade ediş tarzımızı duymuş olsa. Çünkü nahif, ince tabirlere hiç alışık biri değildi bütün bunları yaşayan adam.”
En uç noktaya oturdu ve ayaklarını boşluktan aşağı bıraktı. Bir iki defa sallansa da boşlukta ayakları sonunda bir dengeye kavuştu ve durdu. Karşıda güneş aşağıda alabildiğine kalabalık insanlar ve arabalar. Zamanın, saatin kaç olduğunu merak etti, çabucak sıyrıldı bu meraktan ne önemi vardı ki bunların zaten. Seyre daldı kalabalığı. Para çekmek için uğraşan ihtiyarı gördü. Az önce yere tüküren ihtiyar gibi değildi bu. Daha mahzun daha çelimsiz, beyefendi görünümlüydü. Belki aylığını çekiyordu, belki yattı mı diye kontrol ediyordu belki de ay sonunu çıkarabilmenin hesabını yapıyordu. Bunu düşününce tütün aradı hemen elleri. Yakmaya çalıştı, rüzgâr engel oluyordu. Ellerini ve ceketini siper ederek yakmayı başardı. Yaktı öksürdü. İçine çekti, öksürdü. Dumanı üfledi yine öksürdü. Hızlı hızlı çekti acı dumanı içine. Başını sola çevirdi sonra, caddenin ortasına arabasını bırakıp bir yerlere giden hergeleyi gördü. Hiç düşünmez miydi böyle herifler. Acil bir şey olsa mesela bir hasta ya da bir itfaiye ya da daha kötüsü bir ambulans o zaman ne olacaktı. Saydı da saydı ihtimalleri içinden. “Kimseyi umursamıyor herifoğlu!” diye geçirdi içinden ve ardı ardına küfürleri sıraladı. Nefret etti adamdan. Ne çok küfrettiğini düşündü o an için ama ettiği küfürlerin hak edene olması ile vicdanını rahatlattı ve son bir küfür ile kurtuldu arabanın sahibinden. “Neyse ki bir daha bunların hiçbiri olmayacak.” düşüncesi ile avuttu kendisini. Kalabalığın üzerinde gezmeye devam etti gözleri. Arabayı bırakan herif hâlâ gelmemişti. Kornalar, küfürler… Kaldırımın kenarında duran adama takıldı gözleri. Elleri ve yüzü kirli lâkin kendisi tertemiz olan adama. Çöplerden ne buluyorsa topluyor ve paraya dönüştürmek için sabahtan akşama uğraşıyor olmalıydı. Kazandığı yetiyor muydu, yettirebiliyor muydu? Ne yetmesi be! Ne kazanıyordu ki! Kim bilir kaç çocuğu vardı, hangi birine yettirebilsindi. Acıklı bir gülümseme aldı yüzünü. Bir tütün daha… Ardından da öksürükler… Arabayı caddenin ortasına bırakan adam hala yoktu. Güneş batmıştı. “Neyse ki bir daha bunların hiçbiri olmayacaktı!”
Vazgeçmekten mi korkuyordu yoksa? Cesur değil, korkağın biri miydi yoksa?
Arabayı caddenin ortasına bırakmış olan adam gelmişti sonunda. Umursamadan arabasına bindi ve çekti gitti. Sigarası bitmişti adamın. Birkaç saniye sonra bir “TAK!” sesi.
Kimse o gün o vakitte bir apartmanın tepesinden kendisini boşluğa salan adamın kim olduğunu, neden böyle yaptığını bilemedi. Kimi kimsesi yok muydu? Belki bir not bırakabilir miydi? Ne önemi vardı ki hem! Yaşarken anlaşılamayanların ölürken anlaşılacağı görülecek iş miydi hiç! Ceketinin cebinden bir silah çıkmıştı ve bir kâğıda yazılı tek bir cümle:
“Neyse ki bir daha bunların hiçbiri olmayacak!”
“Cebinde silah ve not bulunan bir adam belli ki tek kurşun ile son verecekti her şeye. Bir çatının tepesinden atlamak da neyin nesi olabilirdi?” diye düşündü bunu görenler. “Belki de boşluğun sonsuzluk hissini tadarak ölmek hissi ile kaplandı içi o an!” dedi gençten birisi. Haklı olabilirdi genç. Bunların hiçbir önemi yoktu neticede.
Kaldırıldı yerden bedeni, akan kanlar temizlendi. Bir yaşam son bulurken hayat olanca hızıyla akmaya devam etti, devam edecekti.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.