Ölmek…

Ölmeyi istemek ya da mecbur kalmak: İşte bütün mesele bu!

“Çok uzun zamandır başkalarının bakımına muhtaç yaşayınca, gülerken ağlamayı öğreniyorsun.”

Yukarıdaki sözün sahibi Ramon Sampedro Cameán, 25 yaşına kadar mâceradan mâceraya koşmuş hayat dolu, umut dolu, hayal dolu, uçsuz bucaksız seçeneklerin kendisine sunulacağını düşündüğü şimdi ve gelecek dolu, hatta ve hatta beraber yaş alarak genç kalabileceği ruh ikizi kadınına aşkla dolu bir gençtir. Ancak ne yazık ki, 25. yaşına geldiğinde o güne kadar kendisine gülümseyen kaderi bambaşka bir çehre kazanır. Çünkü geçirdiği bir kaza sonucu boynundan aşağısı felçlidir artık. Ömrünün geri kalan kısmında yatağa ve başkalarının bakımına bağımlı olarak yaşamaya mahkûm edilmiştir. Bu elim kazanın faturası çok ağır olur: “Yaşarken” özgürlüğüne asla ve asla kavuşamayacaktır artık zira. Yıllar geçtikçe hayata herhangi bir anlam yükleyemeyeceği için derin bir boşluğa düşecek ve dolayısıyla yaşama dair herhangi bir umut ve ümit besleyemeyecektir. Kelimenin tam anlamıyla bir “kader mahkûmudur” artık. Müebbet hapsini yatalak bir “mahkûm” olarak geçireceği için de “eski” hayatında yaşayabildiği hiçbir şeyi “yeni” hayatına taşıyamayacaktır. Yatağı, zihni ve ruhu onun yegâne dünyasıdır artık.Öyle ki, bir süre sonra ölmekle özgürlüğü aynı kefede görmeye başlayacaktır. Ancak Ramon tüm bunlara rağmen yine de inanılmaz şanslıdır.  Bir “öff” bile demeden kendisine özenle, sevgiyle bakan bir yengeye, ağabeye, babaya ve yeğene sahiptir çünkü. İstisnasız her gün onların ilgisi ve sevgisini hissederek nefes alır.

Klâsik müzik dinlemek vazgeçilmezleri arasındadır Ramon’un.Yeni hayatı ona pek de fazla seçenek sunamaz ki zaten. Ya televizyon izleyecektir, ya müzik dinleyecektir ya da aileden ya da arkadaşlarından birisi kitap okursa, onları dinleyebilecektir sadece. Yemeğini kendisi yiyemeyen, tuvalet ihtiyacını bile başkasının yardımıyla giderebilen bir yetişkindir artık çünkü. Öte yandan kendisi çok derin bir entelektüeldir. Kelimeler ve kavramlar dost olmuştur ona. O yüzden de ağzıyla tuttuğu bir çubuğa eklenmiş kalemle yazılar ve şiirler yazar. Çok renkli bir kişiliği vardır. Güleryüzlüdür. İnce, nüktedân  espiriler yapabilen keskin bir zekâya sahiptir sonra. Bir Tanrı’nın varlığına olan inancını çoktan kaybetmiştir ama. Dolayısıyla “neden ben?” sorusunun muhatabı olabilecek Aşkın bir Varlık da yoktur Ramon’un acınası yaşamında. Kendisi cevaplardan çok sorularla ilgilenir ayrıca. Düşünmeyi çok sever çünkü. Hoş, düşünmese ne yapabilir ki başka? Masmavi gökyüzünün irili-ufaklı dağlar ve ağaçlarla buluştuğu manzarayı göz hapsine alabildiği pencerenin kenarındaki yatağından, yalnızlığını ve çaresizliğini düşüncenin o kulağı çınlatan sessiz derinliklerinde unutmaya çalışır. Her ne kadar bu mümkün olmasa da. Zira ne ruhu ne de bedeni özgürdür artık. Felç hem ruhuna hem de bedenine pranga olmuştur çünkü. Dile kolay; tam otuz yıllık bir prangadır bu hem de!

Kazadan önce yazmış olduğu bazı mektupları, şiirleri ve yazıları da vardır. Çok sevgili yengesi özenle saklamıştır onları özel bir sandığın içinde. Bir denizci olarak çok yer gezmiş- görmüş, pek çok insan tanımıştır zamanında. Fakat o günlere bir daha asla ve asla dönemeyecek olması ruhunda derin bir yara açar Ramon’un. Böylesine hassas ruhlu bir insanın ruhundaki bu yaralar zamanla kangrene dönüşür. Ve çaresizce gece-gündüz, dört mevsim yatağa ve başkalarına bağımlı yaşamaktansa ölmek ve alabildiğine özgürleşmek düşüncesi belirmeye başlar zihninde. Ölmek! Ölmek! Ölmek!

Ölmeyi istemek!

Sahi nedir ölüm?

Güneş ışıklarının hûzmesi altında, cıvıl cıvıl öten kuş seslerinin verdiği huzur eşliğinde, dalga seslerinin sahile vurduğu bir anda bir daha hiç ama hiç nefes alamayacak olmayı göze almaktır ölüm. Sonra bir çocuğun bakışlarındaki masumiyetin içinde kaybolabilme şansını tamamen yitirmektir ölüm. Varsa eğer annene,babana, eşine, çocuğuna,cân dostuna bir daha doyasıya asla sarılamamak demektir ölüm. Bir enstrüman çalmayı hiçbir zaman öğrenmeyecek olmayı kabul etmek demektir ölüm. Artık dünyadaki adaletsizliklerle, kötülüklerle mücadele edemeyeceğin anlamına da gelir ölüm. Velhâsıl; ölüm hayatın anlamını ve işlevini elimizden koparıp alan en hâkiki gerçektir. Ve  bir gün mutlaka ama mutlaka herkesin tek “mutlak Hakikat’i” olacak bir tecrübedir. Ancak çoğumuz “alnımıza yazılmış” olan son nefesimizin ne zaman olacağını bilmeden yaşama sımsıkı sarılırken; Ramon gibi kendisine sımsıkı sarılabilecek kaliteli, anlamlı bir yaşamı olmayanlar için de ölüm bir “kurtuluş” ânı ve yepyeni bir “yaşama” yelken açma eylemidir.

Yeryüzündeki her bir insanın hayatı biriciktir. Tıpkı kendisi de biricik olduğu gibi. Zira her bir insanı doğuran şartlar bir diğerinden farklıdır. Aynı aileye doğan iki çocuk bile bambaşka karakter ve eğilimde olabilir. O yüzden ötanazi denilen insanın kendi iradesiyle tıbbî geçerli ve yeterli sebeplerle yaşamına son vermek istemesi de tamamen bireysel bir tercihtir. Yargılanamaz. Yargılanmamalıdır. Hiç kimsenin ama hiç kimsenin, Ramon’un sahip olduğu yaşam şeklini bizâtihi tecrübe etmeden, onun bu kararı hakkında ahkâm kesmeye hakkı yoktur çünkü.

Bu yazıda size bir takım istatistiksel bilgiler vermeyi düşündüm ilk önce. Ötanazi Avrupa’da özellikle Belçika, İsveç ve Hollanda’da nasıl hukukî bir temel kazandı onları anlatmak istedim. Ama sonra bundan vazgeçtim. Çünkü bu tarz mâlumatlara bir tıkla ulaşabilirsiniz. Ben sizi daha ziyade Ramon’un dünyasının içine çekmek istedim. Onun kişiliğini yakından tanımanızı ve hayatı algılayış tarzını hissetmenizi çok önemsedim.

Ramon’u yakından tanıyan, onun ne kadar onuruna düşkün olduğunu bilen tam onbir dostu, kendi hayatına son veremeyecek kadar âcziyet içinde olan bu derin insanı “özgürlüğüne” kavruşturabilmek için ona yardım etmeye râzı oldu. Ramon herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüştü. Dostlarının İspanyol yasaları karşısında bir “katil” olarak suçlanmalarını önleyecek şekilde dizayn edilmişti bu plan. Çünkü ceza yasası, bir kişinin intiharına yardım edenler için 2 ile 5 yıl arası; eğer bu yardım ölümü bilfiil gerçekleştirmeye vardıysa da 10 yıla kadar hapis cezası öngörüyordu. Bunu önlemek için de, Ramon’un dostlarının her birinin suçlanamayacak kadar küçük görevleri vardı.  Ve 12 Ocak 1988’de suyuna katılan siyanürün damarlarındaki kana karışmasıyla Ramon prangalarından ebediyyen kurtulmuş oldu. Ölüm ânı ve ondan önceki kısa konuşması ise dostları tarafından kayıt altına alınmıştı.

Ölüm hakkını elde edebilmek için yıllarca devletle ve kanunlarla mücadele eden Ramon bu mücadelede yenik düştü ancak; hayat hikâyesi ve bu mücadelesi İspanyol basınında geniş bir yer aldı. Halk ölümü ve ötanaziyi konuşmaya başladı.  Ve sonrasında da Ramon’un hayatını ve ötanazi hakkı için hukukî mücadelesini konu alan “İçimdeki Deniz” isimli bir film çekildi. Bu film ötanazi hakkını savunanlar için bir kaynak oluşturdu.

Ölümü seçmek zorunda bırakılmış derin ve hassas ruhlu Ramon geriye bir manifesto bıraktı. Sizi onun sözleriyle başbaşa bırakıyorum:

Sayın yargıçlar, sayın siyasi ve dini yetkililer;

Biraz önce seyrettiğiniz görüntülerden sonra(son anlarını gösteren film) size soruyorum; biçimsiz ve bozulmuş bir bedenin bekçisi olan bir insan için, yani benim için, saygınlık nedir?

Vicdanlarınızın vereceği cevap ne olursa olsun, benim için saygınlık bu değildir. Ben, hayatı, özgürlüğü seven çoğu insan gibi, yaşamanın bir hak olduğuna, ama bir mecburiyet olmadığına inanıyorum. Buna rağmen bu duruma 29 yıl, dört ay ve birkaç gün boyunca tahammül etmek zorunda kaldım. Bunu daha fazla yapmayı reddediyorum!

Gördüğünüz gibi yanımda içinde siyanür potasyum bulunan bir bardak su var. Onu içtiğimde, kendi irademle sahip olduğum en özel, en meşru mülkiyete, yani bedenime son vermiş olacağım. Bu özgürlük eylemine sizler ‘intihara yardım’ adını takmışsınız. Ben ise bu eylemi, bir insanın gerçekten ‘benim’ diyebileceği tek şeye, yani bedenine ve onunla birlikte ne varsa, yani hayata, bilince egemen olmasına destek verenlerin insani yardımı olarak adlandırıyorum.

Beni seven, beni benmişim gibi seven yakınlarıma ceza verebilirsiniz. Bütün bu sözlerime rağmen yine de ceza vermeyi kararlaştırırsanız, size şunu tavsiye ediyorum:

“Bacaklarını ve kollarını kesin bana yardım edenlerin, çünkü ben onlardan kaderimi paylaşmalarını istedim…”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.