Yeryüzüne Övgü: Bahçelere Bir Yolculuk

“Gülüyor musunuz şimdi bana,
Kış günü çiçek düşleyen bu adama?”

Schubert’in Kış Gezisi’nden…

Kış mevsimini bir metropolde, yüksek binaların müsaade ettiği ölçüde başını göğe kaldırıp gökten düşecek taneleri bekleyerek karşılayan; ancak asla ayağı toprağa değmeyenler için anlaşılır şey “Bahçelere Bir Yolculuk” arzusu. Kendi gerçekliği içinde bunu mümkün kılanın bir kitap olabileceği kimin aklına gelirdi? Chul Han’ın yaşamın tüm hareketliliği ve kargaşası içinde elimizden tutup, kendi bahçesinden yeryüzünün melodisini duymaya davet ediyor olması, tefekkürdeki bir derviş edasıyla ağırlaması bu -şiirsel soluklanma-nın sonunda mihmandardan ayrılmayı epey zorlaştırıyor. Bahçesindeki güzel koku ve renkleri tastamam betimleyen, görüntüleri ise benzersiz illüstrasyonlarla (Isabella Gresser) imleyen yazar, işin içine bir de Alman filozof, yazar ve bestecilerin (Hölderlin, Heidegger, Adorno, Kant, Goethe, Schiller, Brecht, Rilke, Novalis, Schubert, Schumann ve Walter Benjamin) atıflarını katınca ortaya bir eserden ziyade büyülü bir sığınak çıkarmış.

Zaman zaman bilim insanları yazıp çizerler. Bugün insanlık bir bunalım içerisindeyse, bunun temelinde yatan sebebin doğayla aramızdaki bağın zayıflamış olmasından dem vururlar. Bu noktada çok bahsi geçmeyen bir disiplin devreye girer: Eko-psikoloji. Doğadan kopmanın getirdiği yabancılaşma ve buhranı, insan-doğa ilişkisini karşılıklı ve kaçınılmaz bir etkileşim olarak ele alan Eko-psikoloji kendi sınırlarında yapıcı yaklaşımların da temellerini atar. Kozmos içerisinde bütünün bir parçası olarak anlam bulmak… Eko-psikolojinin sade formülü. Doğa-insan bağını onararak hem insanı iyi etmek hem de karşılıklı faydayı gözeterek bu bütünselliği gerçek anlamda kavratabilmek.

“Bahçede tecrübe ettiğim şey: Yeryüzü büyüdür, bilmece ve sırdır. Ona sömürülecek bir kaynak gibi davranırsanız onu zaten tahrip etmişsiniz demektir.”

Bahçeler, küçük özel alanlar. Parantez içine alınmış küçücük cümleler gibi. Doğayla kurulan müstakil ve mahrem bir ilişki. Orada doğayla sadece bir fiziksel temas değil, zihinsel bir etkileşim de söz konusudur. Yoğun temas ve etkileşim sonucu ortaya somut bir sunum çıkar. Baktığımızda ağaçlar, çiçekler, farklı türlerde bitkiler görsek de görmediğimiz bir gerçek de vardır: Doğa felsefi açıdan kışkırtıcıdır, düşünceyi harekete geçirir. Edebi açıdan da ilhamı çağırır, verimi arttırır. Büzülüp dertop olmuş zihni dağıtır, dağınık olanı ise toparlama hususunda mahirdir. Hüznü avutur, öfkeyi durultur. Zıtlıklar orada bir aradadır: Yaşamla ölüm, yeşermeyle çürüme, çoğalmayla azalma, kıpırtısızlıkla canlılık… Rayihaların dansı, bahçenin ruhudur aynı zamanda. “Bahçe zamanı başkalarının zamanıdır.” Otantikliğimize inat kendimizi merkezin en tepe noktasına yerleştirdiğimiz bu çağda; bahçelerin zamanını tanımak, kendi dışımızdaki canlıların kendilerine ait zamanlarının kesişmesine şahit olmak benmerkezciliğimize şifa olmayacaksa ne olabilir ki?

“Bahçe çalışması benim için sessiz bir meditasyondu, sessizlikte eğleşmekti.” Böyle ifade ediyor, bahçedeki öğrenme sürecinin şifalı huşusunu. Kitap Önsöz’ü müteakip 17 başlık ve ardından “Bir Bahçıvanın Güncesi” başlıklı yazarın günlüğü ile devam ediyor. Han bahçecilik bilgeliğini keşfederken, fizik-metafizik geçişkenliğinde yürüttüğü sorgulama esnasında zamanın bahçede nasıl genişlediğini okuyucuya hayretle aktarıyor. “Zamanın Kokusu”nda verdiklerinin hasadını bu kitabında yapıyor. Yeryüzünün güzelliğinden, bu güzelliğin özeni hak ettiğinden bahsederken, onu hissetmenin insanın ödevi olduğunun da altını çiziyor. Satırlarının yeryüzünü öven ilahiler olduğunu vurgularken, özenin övgü talebini de ıskalamıyor. İki öz mottoyu ünlüyor satır aralarında: “Bilgi sevgidir.” ve “’Bahçe kurtuluş yeridir.” Mealen şöyle işaret ediyor kurtuluşu: Deva bulmak isteyen yeryüzüne dönsün. Kendine dönmek isteyen, yeryüzüne dönsün. Mutluluğa ermek isteyen ekranlara değil, toprağa dönsün yüzünü. Bizim Veysel’i bilseydi bir atıf da ondan yapardı belki. Görmeyen gözlerine ışık, Anadolu’nun yoksul zamanlarına katık ettiği türkülerinin en bilineninde o da aynı formülü işaret ediyor Han ile:

”Bütün kusurumu toprak gizliyor.
Melhem çalıp yaralarım düzlüyor.
Kolun açmış yollarımı gözlüyor.
Benim sadık yârim kara topraktır.”

Seneca “Ahlaki Mektupları”nda Epiküros’un bahçesinin girişinde yazan sözlere dair şöyle der: “Ey yabancı! Burada mutlu olacak ve iyi vakit geçireceksin. Burada haz, en yüksek iyiliktir. Buranın bekçisi, bu nazik ev sahibi, emrinde olacak; seni her zaman ekmekle karşılayacak ve sana bol bol su ikram ederken şöyle diyecek: ‘Yoksa iyi ağırlanmadın mı? Bu bahçe iştahını kabartmaz, aksine onu doyurur. Sunduğu her içkiyle seni biraz daha susatmak yerine; susuzluğunu doğal bir tedaviyle giderir -ücret gerektirmeyen bir tedavi-… İşte ben, bu hazzı duyarak yaşlandım.’’ 

Kendi döneminin eğitim mekânı anlayışından farklı bir yol izleyerek seçtiği bahçe, zaman içinde Epikürcü okulun hazcılığı için bir sembol haline gelecektir. Takipçileri ise “Bahçe Filozofları” olarak anılacak, MÖ 200’lerden bu yana hem öğretisinden hem de bu öğretinin doğuşuna yurtluk etmiş bahçeden XXI. Yy da bile söz edilir olacak… O ilkçağ filozoflarının gittiği yoldan sapmış, eğitimi -kamusal- mekânlarda sürdürmek yerine düşüncelerinin bahçesinde serpilip boy vermesini istemiş; bahçeyi gerçek anlamda bir özgürlük alanı olarak görmüştü. Düşüncenin yuvalanabileceği, felsefenin fitilinin ateşlenebileceği en olası yer, Epikür’e göre de bahçeydi.

“Belki de ölümlü olmamız, topraktan kopuk olmamızın, serbestçe dolaşabilmemizin, kendi ayaklarımızın üzerinde durabiliyor olmamızın ağır bedelidir. Özgürlük aynı zamanda ölümlülüktür.”

Han’ın tabiriyle “İyi akortlanmış dijital dünya”dan; onun ısı, acı, beden tanımayan hoyratlığından, bahçenin zengin duyusallığına gönüllü bir kaçışı başlatırken Schumann’ın Şafak Şarkıları’nın ilkinin gizemli aurasını yol azığı yapmalı şimdi. Tohumun baharda topraktan başını kaldırdığı anın dirilişi var bu şarkılarda ve geride bırakılan yabancılaşmanın melankolisi… Hölderlin konuşsun biraz da:

“Biz yeryüzüne cennetin çiçeklerinden biri
Ve cennete hayatın sonsuz bahçesi dedik.”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.