Dolunay ve Göçebe

Öyle güzel konmuşsun ki oraya, sana bakmak dünyanın en huzur verici eylemi gibi. Gözlerim öyle bir doluyor, içim öyle şükürle ferahlıyor ki seni görünce sanki kimseye ihtiyacım kalmamış gibi. Bu dünyaya ait hissettiren tek şeysin sen, tek ışık. Aslında sen de başkasından alıyorsun bu parlamayı, biliyorum. Tek başına dünyaya yetecek kadar parlaksın ama kaynağın başka. Varlığın da bu dünyaya aitmiş gibi ama bu dünyadan değilsin… Bana da hatırlattığın bu dünyadaki varlığımın faniliği. Sen gecelerin, ben bu dünyanın göçebesi… İçinde bunca geçicilik hissi dolan bir şey nasıl bu kadar sevilir ki derken her şeye rağmen çok güzelsin be. Ne ola ki bu kadar sevmemin hikmeti?..

Mavi olacağını söylediler o gece, öyle olsa görürdüm. Belki birkaç saate gerçekten mavi de olursun bilmiyorum. Her şeye rağmen çok güzelsin ondan eminim. Sana bakmak uzak diyarlarda hiç ummadığım anda bir dostla rastlaşmak gibi bir his uyandırıyor bende. Aynı anda hem memleketteymiş gibi hem de hep bir gurbetteymiş gibi… İnan bana bu his, yer, zaman, mekân asla fark etmiyor.

Hangimiz daha boşluktayız acaba? Soran olursa ikimizin de yeri ve konumu belli. Fakat bu onların gördükleri konum sadece… Seni bilmem ama ben göründüğüm yerde değil gibiyim. Hoş bazen görünüyor muyum onu da bilmiyorum. Dünyanın içinde bile değilsin her gün belli saat aralıklarında varsın ama koca bir dünya senin gelişin gidişine göre neler neler öğreniyor. Ben de bir ruh halinden başka bir ruh haline geçip duruyorum ama havada uçuşup duran karahindiba taneleri gibi benim durumum. Kendi kendime üflüyor, kendi kendime uçuşuyorum. Ne yaptığım, neden yaptığım, nerede nasıl olduğuma dair hiçbir şey bilmeden sallanıp durduğum bir garip hâl…

Sen oradasın ya, bulutların kenarlarına gecenin karanlığına inat beyaz çizgiler çekiyorsun hani… Bazıları morcivert oluyor, çok ama çok güzeller. Bazen bulutların avucunda bir inci tanesi bazen perde arkasındaki yanan mum alevi… Ama hani tam seni seçemesem de orada olduğunu biliyorum ya, tamam diyorum yalnız değilim, güvendeyim. Uzağımda değilsin işte. Senin için ben zerre bile değilim belki ama sen bana kalbimin var olduğunu, hala sıcak olduğunu hissettiriyorsun. Dönüp kendime hala ölmedin, ümidin hala yerinde, hala sevdiğin bir şeyi görünce için ısınabiliyor diyorum. Morcivert mi dedin? O benim en sevdiğim renklerden, gökyüzüne çok yakışıyor bence.

Ah be, aşağıda neler döndüğünden haberin yokmuşçasına güzel parlıyorsun, yerin onca pisliğine temizmiş gibi spot tutuyorsun. Yerin kirine pasına inat çok güzelsin. Bunca çok yüzlülerin olduğu sözde yaşam yerimize hep aynı yüzünü gösterecek kadar iyisin. Sen güzel olsan, güven versen bile her adımımızda bir deliye kurban gitme korkusuyla dolaşıyoruz bir yandan. Ve bu sadece geceleri değil gündüzleri de böyle… Sen çok güzelsin çünkü bu dünyanın içinde güzel kalabilmek veya daha fazla kirlenmemek için bu dünyadan olmamak gerekiyormuş. Yeni Türkü “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” diyordu şarkıda. Her zerresine koca bir aşk yerleştirilen bu dünyada bir bu gerçeği kabul etmeyenler aşksız kaldı. Söylesene, varoluş sebebini reddedenler neden hala burada? Onlar sadece dünyadan değil evrenden de silinmeli değiller mi? Niye güzel olanlar veya temizlenmeye çalışanlar göçebeler hep? Neyse, çenem düştü yine. Uzun lafın kısası, iyi ki varsın diyor bu göçebe…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.