KIRMIZI UÇURTMA

Ilık haziran ikindisinin keyfini sürercesine, düşük tempolu günlük yürüyüşünü yapıyordu Elif.  Bir yanında deniz, diğer yanında da, altlarındaki banklarda insanların oturup vakit geçirdiği, çimenlik alanla, rıhtımı ayıran ulu çınar ağaçları vardı. Okulların kapanması, mevsimin yaza dönmesi ortalığı hareketlendirmişti. Tenini ısıtan tatlı ikindi güneşine, sahilden esen hafif bir rüzgâr eşlik etmekteydi. Çocuklarını eğlendiren aileler, çimenlerin üstüne yayılmış gençler, köpeklerini gezdiren insanlar, banklarda oturup sohbet eden yaşlılardan oluşan bir kalabalık vardı etrafta. Yürüyüş yaparken etrafını izliyor, bir yandaninsan yaş aldıkça detayların daha çok farkına varıyor, anın kıymetini, hayatın anlamını daha çok kavrıyor’ diye düşünüyordu. Eh o da artık çok genç sayılmazdı. Otuzlarının sonuna geliyordu ama incecik bedeni, kâküllü kumral saçları, spor giyimiyle yaşından daha genç görünürdü. Denizdeki tekneleri, balık tutanları, berrak mavi gökyüzündeki bulutları, koşturup eğlenen çocukları izleyerek yaptığı yürüyüşünü tamamlamış, bankta yalnız oturan yaşlı bir kadının yanında kendine bir yer bulduğu için sevinmişti. İzin isteyerek bankın diğer ucuna yerleşti, soluklandı. Çantasındaki kitabını çıkarıp, yaprakları tatlı bir hışırtıyla salınan çınar ağacının altında, güneş çekilene kadar okumak niyetindeydi. O sırada, az ilerde uçurtma uçurmaya çalışan bir baba kıza takıldı gözleri. Yedi sekiz yaşlarında kız çocuğu, babasının eline tutuşturduğu ipi tutmaya ve uçurtmayı havalandırmaya çalışıyordu. Birkaç denemeden sonra rüzgârın yönünü, ipin uzunluğunu ve koşma hızını ayarlamayı başarmışlar ve altıgen formlu, kırmızı, püsküllü uçurtma esintiye kapılıp, havada süzülmeye başlamıştı. Babası alkışlı tezahüratıyla, kızını cesaretlendirirken, kıvırcık siyah saçları uçuşan ufaklık da küçük sevinç çığlıkları atıyordu. Elif de yüzünde mutlu bir ifadeyle onları izliyordu. “Bu yaşıma geldim, hiç uçurtma uçurmadım ben, biliyor musunuz?” dedi yüksek sesle. Yanındaki yaşlı kadın Elif’e bakarak “ Efendim kızım, bana mı dediniz?” diye tam duyamadığı cümleleri anlamaya çalışırcasına sordu. Elif, gülümseyerek açıkladı: “Kendimi tutamadım uçurtmayı görünce… Hiç uçurtmam olmadı, denemedim de, ama izlemek bile çok eğlenceli…” diyerek başıyla ilerdeki baba, kızı işaret etti.

Yetmişli yaşlarındaki, üstünde ince hırkası, başında eşarbı, sapını tuttuğu büyücek çantasıyla oturan kadın, sevgi dolu bakışlarını Elif’in baktığı tarafa doğru çevirip : “Onlar benim oğlumla, torunum Melis” dedi. “Rüzgârı fark edince torunum uçurtma diye tutturdu, biz de geldik tabi. Yavrumun yüzü gülüyor bugün, şükür.” dedi. Elif: “Allah bağışlasın, çok sevimli… Hep birlikte mi yaşıyorsunuz?” diye sordu. Kadının gözleri nemlendi; bakışları havadaki kırmızı uçurtmaya daldı: “Evet kızım… Annesini iki sene önce bir kazada kaybettik. Evimi kapattım, oğlumun evine taşındım, ben bakıyorum torunuma” dedi. Elif: “Çok üzüldüm. Allah sabır versin. Hiç kolay değil, acı bir kadermiş.” dediği sırada, küçük kız babaannesine seslenerek uçurtmasını gösteriyordu. Babasının yardımıyla uçurtmayı kontrol altında tutmaya çalışıyordu. Rüzgâr bir miktar şiddetlenmiş, güneş çekilmeye yüz tutmuştu. Yaşlı kadın sesini duyurmaya çalışarak: “Hadi artık, yeter çocuğum. Terledin, yoruldun, hem geç oldu. Toparlanın artık”, diye bağırdı. Elif’e dönerek: “Sizin çocuğunuz var mı kızım?” diye sordu.

“Hayır” dedi Elif, “Evli değilim, yalnız yaşıyorum. Edebiyat öğretmeniyim ben. Tayinle geldim, bir yıldır buradayım” diye cevap verdi. “Burada aileniz, dostunuz, akrabanız yok mu?” diye sordu yaşlı kadın. “Yok kimsem. Annem beni dünyaya getirirken ölmüş, babam da beni kuruma bırakıp yok olmuş. Ben yetiştirme yurdunda büyüdüm. Sonrası, azimle okuma ve mesleğime tutunarak ayakta kalma mücadelesi işte. Henüz kendi ailemi kuramadım. Kısmet olursa belki bir gün…” dedi doğal bir ses tonuyla Elif. Kadıncağız duydukları karşısında üzgün, ne diyeceğini bilmez bir halde: “Burayı seversiniz, uğurlu gelir size inşallah kızım.” dedi. “İnşallah” dedi genç kadın; sonra da konuyu değiştirmek için “Şu uçurtma hevesi içimde uhdedir. Çocukluğum mahrumiyetle geçtiğinden, böyle sevinçle uçurtma uçuran çocuklar beni hem hüzünlendirir, hem de mutlu eder” dedi gökyüzündeki süzülen kırmızı uçurtmaya bakarak. Yaşlı kadın içini çekti: “Bu uçurtmayı Melis’e annesi elleriyle yapmıştı. Çok güzel bir anne ve iyi bir eşti benim gelinim. Kötü kader hepimizi mahvetti. Melis’im altı yaşında öksüz kaldı. Oğlumun hayatı karardı, kendisini kızına adadı, gözü başka bir şey görmüyor. Benim de yüküm ağır. Sağlam durmaya çalışıyorum ama nereye kadar? İşte kızım, herkesin kaderi ayrı, sınavı ayrı. Ne yapalım!”

O sırada Melis, babasını geride bırakarak, kızarmış yanaklar ve ağlamaklı gözlerle babaannesine doğru koşarak geldi: “Babaanne, uçurtmam ağaca takıldı kaldı orada” diyerek az ilerdeki büyük ağacı gösteriyordu. Babası da Melis’in ardından yetişerek: “Rüzgârın yönü değişti, ipi kontrol edemedik, ağacın üst dallarına takıldı uçurtma” diye ellerini açarak üzüntüyle durumu açıklamaya çalışıyordu. Küçük kız artık iyiden iyiye hıçkırırken, babaannesi “Üzülme kuzum, ne yapalım. Kurtulur düşer belki oradan. Park görevlilerine haber bırakırız. Şimdi gidelim, bak akşam oluyor. Yarın yine gelir bakarız, olmadı yenisini yaparız.” diye teselli etmeye çalışıyordu. Elif sessizce izliyordu. Tesadüfen orada bulunan, o ana şahit olan bir yabancıydı nihayetinde ama hepsiyle empati kurmuş, en çok da Melis’in üzüntüsünü içinde yaşamıştı. Melis’in annesiyle olan ve yıllar içinde solacak hatıralarının somut bir taşıyıcısıydı o uçurtma belli ki. Elif annesini hiç bilmemişti. Ondan kalan tek bir eşya, ya da paylaşılmış bir andan bir iz olması için neler vermezdi! Melis’in gözyaşları onun yüreğine akmıştı adeta. Ailenin, telaşla toparlanıp gitmelerinin ardından, gidip ağacın tepesindeki uçurtmaya bakmak istedi. Yüksekteki dalların arasından kırmızı bir leke ilişti gözüne. Orada sıkışmış, hatta muhtemelen parçalanmıştı.

O gece Elif’i uyku tutmadı. İnternetten uçurtma yapımıyla ilgili videolar izledi. Ertesi günü, gerekli malzemeleri temin etmek ve Melis’inkinin tıpatıp aynısından, parlak kırmızı, altıgen formunda, püsküllü bir uçurtma yapmakla geçti. Akşamüstü, bir gün önceki bankta otururken, yanında büyükçe bir poşet içinde kırmızı bir uçurtma vardı. İki gün boyunca bekleyişi sonuçsuz kaldı, gelmediler. Sonraki akşamüstü sahile geldiğinde, yaşlı kadını ağacın altındaki bankta otururken, Melis’i de babasının gözetiminde bisiklete binerken görüp, uzaktan bir süre izledi. Yanında taşıdığı poşetten çıkarttığı uçurtmayı, ulu çınar ağacının arkasına usulca bıraktı ve yaşlı kadının yanına gelip, selam vererek oturdu: “Merhaba nasılsınız?”,  kadından selamının karşılığını aldıktan sonra hemen konuya girdi: “O gün çok üzüldünüz, iki gündür de görünmediniz, merak ettim sizi” dedi Elif. “Sorma kızım, Melis iki gün odasından çıkmadı, ağladı durdu” dedi yaşlı kadın. Elif, “Size güzel bir haberim var. Temizlik görevlileri uçurtmayı az ilerde bulup, şu çınarın altına bırakmışlar. Hâlâ duruyor olmalı orada, bir bakın isterseniz” dediğinde yaşlı kadın inanmayan ama ümit dolu bakışlarla süzdü genç kadını. Hemen oğluna seslendi, durumu haber verdi. Az sonra Melis, sevinçle zıplayarak elinde taşıdığı uçurtmasını gösteriyordu babaannesine. Melis’le şaşkın baba, uçurtma hevesiyle uzaklaşırlarken, yaşlı kadın usulca Elif’in kucağında kavuşturduğu ellerini yakaladı. Nemli gözleri şefkat ve minnet doluydu. ”Sen hiç uçurtma uçurmadım diye üzülme kızım. Sen küçük bir öksüzün yüreğini kanatlandırdın, bir annenin hatırasını canlandırdın. Allah da senin yüzünü güldürsün. İlerde çocuklarınla nice uçurtmalar uçurursun inşallah.” dedi. Elif, utangaç bir gülümsemeyle başını öne eğerken, kırmızı uçurtma gökyüzünde süzülmeye başlamıştı bile.

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

BOŞLUĞUN SESİ

Işık ve Zaman

Sindir-Ella

YAŞAMIN KIYISI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.