BİZİM KIRTASİYE

Güneş Galaksi içinde bir yıldız, Dünya onun etrafında dönen gariban bir gezegen.
O Dünyanın içinde milyarlarca insan.
O milyarlarca insan içinde bir tane ben.
Bu, insana kibirlenmeden biricik olmayı öğretiyor bence.
Burada size anlatacağım insanlar hiçbir zaman bir arada yaşamadığım hatta çok az vakit geçirebildiğim ama hatırladıkça kalbimde güzel duygular uyandıran sıradan biricik insanlar.
Her yerde bakkalda, markette, yolda, mahallede görebileceğimiz insanlar onlar..
İstedim ki hatıraları yaşasın ve kalplerinin güzelliği başka kalplere de ışık olsun, umut olsun…
Alfabetik sırayla başlıyorum:
Ahmet Amca-Fatma Teyze
Ahmet Amca Darendeli bir emekli öğretmen.
Fatma Teyze onun eşi ve yetenekli bir örgücü.
Benim doğup büyüdüğüm apartmanda, diğer blokta yaşıyorlar.
Eskiye pek özlem duyan biri değilimdir aslında.
Ama bu eskiye dair hiç bir şeyi özlemeyeceğim anlamına gelmez.
Ahmet Amca ve Fatma Teyze apartmanımızın alt katında bir kırtasiye işletiyorlardı.
Sabah erkenden, besmeleyle dükkan açılır, kalemleri, silgileri, tokaları, oyuncakları koydukları tezgâh, dükkânın önüne konurdu.
Kimsenin gelip geçmesini engellemeyecek şekilde.
Yanlarından her geçişimizde hayırlı işler dilerdik.
Şimdi hafızamı zorlayıp düşünüyorum:
Ahmet Amca ve Fatma Teyze hiç kalbimizi kırmış mıdır diye?
Yok, kırmamışlar.
Tabi haylazlık yaptığımız da olurdu o zaman, Fatma Teyze o narin, yumuşak sesiyle:
“Sizi gidi bacaksızlar!” derdi, gülerek kaçışırdık.
Dükkânlarının önünde top oynardık, bağırır çağırırdık, itişip gülüşürdük, hiçbir zaman kızdıklarını, kovaladıklarını hatırlamam.
Aslında olması gereken bu diyeceksiniz belki ama değil işte; müşterilerim rahatsız oluyor diye kovalayan başka esnaf(berber) da vardı.
Allah onun da kalbine huzur versin.
Her okul açıldığında Ahmet Amcaya koşar ne lazımsa alırdık.
Uçlar, kalemler, defterler, defter kapları.
O dükkân bizim dünyamızdı sanki.
İhtiyaç duyduğumuz ne varsa orda gibiydi.
Ola ki orda bulamadığımız bir şey çıkarsa ihtiyaç listemizde başka bir yerden almak bize ağır gelirdi. Öyle bağlıydık Öğretmen Kırtasiye’ye…
Bazen babam evde olmazdı, alış verişi kendimiz yapardık.
“Ahmet Amca parasını babam ödeyecek” dediğimizde hafiften kızışıp
“Para soran oldu mu size, hadi bakalım işinize bakın, dersinize iyi çalışın!” derdi.
Sevinerek çıkardık dükkândan.
Kim bilir kaç kez sevinerek ayrıldık zaten o dükkândan…
Sadece dükkândan değil, evlerinden de öyle.
Bayram gelince apartmanın bütün çocukları şeker toplamaya çıkardık.
Fatma Teyzelerin evine gidince gerçekten bayram ederdik. Çünkü muhteşem bir tepsiyle kapıyı açardı Fatma Teyze.
Balonlar, mendiller, çeşit çeşit çikolatalar, şekerler.
Üstüne bir de harçlık verirlerdi.
Hiç kimseyi atlamadan tek tek verirlerdi hediyeleri.
Ben çocuklara özenli davranan insanların iyi insanlar olduğunu düşünürüm hep.

Beni sadece bir kere üzdüler.
O da artık kırtasiyeyi kapatmak zorunda kalmışlardı.
Çünkü biraz yaş almışlardı ve yorulmuşlardı.
Ama ben henüz liseyi bitirmemiştim.
Son sınıfta olacak şey değildi.
Çok sitem ettim, hepsini gülümseyerek geçiştirdiler.
Kışları ılık olan bizim memleketimize gelip yazları Darende’ye gidiyorlardı.
Bir keresinde annemin bir arkadaşına ailecek gitmiştik Malatya’ya.
Bir arabaya doluşup iki aile almıştık o yolu.
Biraz yorucu, biraz eğlenceli idi.
Dönüşte Darende’ye uğramıştık.
Fatma Teyze’yle Ahmet Amca’nın sevinçlerini tarif edemem.
Öyle çok sevinmişlerdi ki nasıl ağırlayacaklarını bilememişlerdi.
Bazı atalarımız çok fena saçmalamış ama aklı selim atalarımız ne güzel demiş, ev alma komşu al diye.
İşte iyi bir komşun olursa onların olduğu her yer evin oluveriyor bir anda.
Ben iflah olmaz olmayı da istemez bir iyimserim.
Komşuluk bitti vay şimdi yok böyle şeyler diyemiyorum.
Komşuluk halen var.
Ahmet Amca ve Fatma teyze gibiler hep olacak.
Mesele, bizim Ahmet Amca Fatma teyze gibi olabilmemiz…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.