Marguerite Yourcenar/Bir Ölüm Bağışlamak/Öldür Beni Sevgili

“Kimi yeterince sevmez kimi fazla sever
Kimi satar; kimi de satın alır
Kimi gözyaşı döker öldürürken
Kimi kılı kıpırdamadan
Çünkü herkes öldürür sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.”
Oscar Wilde

Bolşevik Devrimi yılları Litvanyası. Kızıllar ve Beyazların amansız mücadelesinin ortasında karargâha dönüşmüş bir şato. İki erkek subay, bir kız kardeş ve amansız aşık. Eric, Sophie ve Conrad’ın aşk, arkadaşlık üçgeni. Bir uzun öykü, belki kısa roman demeliyim. (1939) Bir klasik tragedya; Fransız yazarın kaleminden dökülen… Sadece 96 sayfa olması yanıltmasın zira yazarın uzun cümlelerinin bir miktar yorması olası. Hür Yumer’in başarılı çevirisiyle anlam sorunuyla baş etmek zorunda kalmıyoruz neyse ki. Alman yönetmen Volker Schlöndorff, “Coup de Grace” adıyla 1976’da beyaz perdeye yansıtır, gerçek yaşamdan alıntılanan bu öyküyü. Böylece katmerlenir eserin ölümsüzlüğü.
Aşkında kabul görmeyi bekleyen bir kadın; itinayla bu aşktan geri duran belki aşkı yenilgi gibi gören bu yüzden de tutkusunu başarıyla dizginleyen bir adam. Eric’in dilinden dinliyoruz Sophie’nin aşkını, çabasını. Elini uzatsa dokunabilecekken ateşten bir kor muamelesi yaptığı genç kızın acınası aşırılıkları, göstermekten çekinmediği zayıflıkları yine gönül muhatabının dilinden… İç savaşın çalkantılı atmosferine kırmızı bir fon gibi bu dokunulmaz aşk; gerçek bir tinsel karmaşa aynı zamanda… Hem ruhu hem de bedeniyle kendini aşkına hazırlayan kız ile arzu ettiği karşılığı ona veremeyen hatta yan çizen delikanlı hikâyesi gibi sığ düşünmek büyük haksızlık olur esere. Her şeyden önce aynı tehlikelere, aynı yoksulluk ve yoksunluklara katlanan bu üç insan arasındaki nitelik ortaklığına odaklanmalı belki. En mühimi Conrad’a dair Eric’in yüce arkadaşlık düşleminin, erotikasını disiplininin adeta bir cephesine dönüştürmesi.

“Dostluk, her şeyden önce, kesin güven duymaktır; onu aşktan ayıran budur. Aynı zamanda saygıdır; başka bir varlığın bütün her şeyiyle kabul edilmesidir.”

Sona gelindiğinde farklı politik cephelerde; tensel tutku, tatmin bulmamış arzu ya da kırılmış gurur kalıntılarından çok daha güçlü bir benzerlik ve içtenlik vardır artık bakışlarda. Bu noktada öldürenin ya da öldürenin birbirinden farkı yoktur. Ölümün de kalımdan… Hatta artık aradaki duygunun nefret mi yoksa sevgi mi olduğunun da. Namlunun ucunda topyekün varoluş vardır bunda sonra.

“Bir Alman baladı, ölüler tez gider der ama yaşayanlar da öyle.”

Cinsel gerilim ve çatışmanın Eric’in ağzından ustaca ve en az duruşu kadar -mesafeli- anlatıldığı bu kısa roman, bilhassa Sophie ve Eric’in psikolojilerini incelikle analiz etmesi ve karşılığı verilen/verilmeyen tutkuların yol açabileceği tahribat üzerine oldukça önemlidir.

“Zalimlik, uyuşturucularla ipek gömlekler gibi işi gücü olmayan adamların lüksüdür. Aşk konusunda da süssüz bir kusursuzluk yanlısıyım.”

Belki Eric haklıdır; zordur bir devrimin ortasında kendi savaşına seğirtmek. Sevmek rahat zamanların işidir belki; pervasızca dokunmak, doludizgin sevişmek…
Herkes öldürür sevdiğini. Bir ömür boyu birlikte diyerek belki… Bilinçli ya da fark etmeksizin… Başka birine dönüştürerek öldürür. Anne babalar çocuklarını… Adamlar kadınlarını, kadınlar adamlarını öldürür. Yazar elinde kalemiyle sözcükleri öldürür. Koparır çiçekleri vazoya doldurur, renkleri öldürür. Dokuna okşaya tenleri öldürür. Bir yudum şarapla lezzeti öldürür. Şeffaflaştıkça bulanıklaşan hazzı öldürür. Arsız kahkahalarla aşkı öldürür.

Sevdiği tarafından öldürülenler var bir de…  Gri bir bulut gibi bakar onların gözleri. Bir kara delik taşırlar solunda göğüslerinin. Ellerinden yalnızlık fışkırır, cesetlerinden kahır damlar yerlere. Ayakları avare gider, bilmezler. Gittikleri yerlerde tanıdık tek bir yüz istemezler. Bilinmeyen ıssız yerleri çeker canları. Kalabalıklar dikenli teldir, iğneli kemer. Acıyan gözler vardır  kurşuna dizildikleri meydanlarda… Söylemek istedikleri bir avuç ağu olur, tıkanır kursaklara. Kimsenin duyamayacağı bir çığlık vardır orada. Zaten kimse de duysun istemezler; yeniden ölmeyi kaldıramayacaklarını bildiklerinden…

“İnanma istersen yıldızların yandığına,
Güneşin döndüğüne inanma,
Doğrunun ta kendisini yalan bil,
Ama seni sevdiğime inan Ophelia…”
Shakespeare/Hamlet

Bir ölüm bağışla bana sevgili, gök gibi masmavi bir ölüm. Öldür beni sevgili, gördüğüm son yüz senin olsun…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

GULAN ZAMANI MİSAFİRİ: SEZAİ KARAKOÇ

Vekilharçtan Mektuplar

ÇAĞRI

TÜRK DÜŞÜNCE SİSTEMİNİN YAPITAŞINI OLUŞTURAN FİKİR ADAMLARINDAN; NURETTİN TOPÇU VE ‘’HAREKET FELSEFESİ’’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.