RUTUBETLİ ANILAR

Odadaki soba son iç çekişlerini yaşıyordu. Yatağının yanı başındaki pencerenin perdesini bir parça araladı. Saat gecenin bilmem kaçıydı. Birden ayağa kalkma gereksinimi duymuştu. Perdesini araladığı pencereden yüzüne doğru vuran turuncu renkli sokak lambasının ışığı, çocuk bedeninin gölgesini kocaman bir hâl aldırarak odadaki sobanın üzerine düşürmüştü. Derince bir nefes çekti ciğerlerine. Odasından, tuvalete gidinceye kadarki mesafede rutubetin her yerde kol gezdiğini hissetmesine rağmen çocuk bedeninde rutubet kelimesini bir yere oturtamamıştı. Rutubet, galiba her zaman gözlerin nemli olması gibi bir şey diye geçirdi içinden. Uyku başına karışmış vaziyette tuvaletteki ihtiyacını giderdi. Sobalı odadan çıktığı an, buzhaneye girmiş gibi bir soğukla karşılaşmıştı. Tuvaletten, sobalı odaya varıncaya kadarki kısa mesafede, uzunca bir maraton koşusu gerçekleştiriyormuş gibi hissetti. Gece boyu türlü mücadeleyle ısıtmış olduğu yatağına uzandı. Yorganı kafasına kadar çekip, tekrardan derin bir uykuya dalmıştı.

Geceden aralık bırakmış olduğu perdeden gün ışığı odanın her yerine sızmıştı. Gözlerini tavana dikmiş vaziyette, gecenin muhasebesini yapıyordu. Yataktan kalkmadan önce son bir vazifesi kalmıştı. Komodinin üzerindeki peçeteye uzandı. Eline aldığı iki parça peçete ile geceden beri rutubetten kaynaklı yüzünde birikmiş olan su damlalarını siliyordu. Bütün bu işlemin ardından kalkıp elini ve yüzünü yıkadı. O gün için hazırlamış olduğu siyah pantolon ve gömleği giymiş, üzerine de ceketini almıştı. Aynada şöyle bir kendine bakmıştı. Bugün çok güzel olacaktı. Hem öğretmeni ve sınıf arkadaşlarıyla günlerdir sinemaya gidecekleri günün planını yapıyorlardı. Öğleden önce sinemaya gidip, öğleden sonra derse devam edeceklerdi. Heyecanlı olduğu her halinden belliydi. Annesi kapının eşiğine geldiğinde onun kıyafetlerini giyinmiş olduğunu fark etti. Oğlunun, aynanın karşısındaki endamını seyre dalmıştı ki çok geçmeden kendince bu büyülü ortamı realiteye dönüştürmenin vakti geldiğini anladı. Annesi, sofranın hazır olduğunu ve kıyafetlerini çıkarmasını söyledi. Bu durum karşısında afallamış olan oğluna, kıyafetlerine sofradan bir şeyler dökülürse eğer sonuçlarının ağır olacağını kendince beyan etmişti. Annesinin haklılık payı olduğunu düşündü. Biraz sonra kıyafetlerini çıkarıp, sofranın başına oturmak için vazife başına atılmaktan çekinmedi.

Alelacele hazırlanıp kaldırılan sofranın ardından annesi bile üzerini giyinmekte gecikmemişti. Elbette yapılan bütün bu hazırlıklar boşa değildi. Annesinin dışarıya çıkması için seslenişiyle kendine gelmişti. Avluya çıktığında Süt Hanımla karşı karşıya kalmıştı. Bütün bu yaşanılanlara çocuk bedeniyle anlam veremiyordu. Yine de Süt Hanım adını verdiği ineklerinin başını okşamayı bilmişti. Ona çocukça bir şeyler anlattı. İki boynuzu arasındaki süslemeleri de hayran hayran izledi.

Annesinin tekrar seslenmesiyle, Süt Hanımın iki boynuzu arasındaki süslemeleri bırakıp, kendine gelmişti. Annesinin ona uzattığı sırt çantasını almak için atıldı. Hiçbir tepki veremeden çantayı omuzlarından sırtına geçirdi. Adeta dili tutulmuştu. Bir şeyler hissediyor fakat annesine sorma cesaretini kendinde göremiyordu. Aklından şerit misali öğretmeni, arkadaşları ve hayatında ilk kez gidecek olduğu sinema geçiyordu. Biraz sonra kuşların cıvıltıları arasında annesi ve Süt Hanımla yola koyulmuşlardı. “ Sinemaya kadar annem eşlik edecekti bana, bu Süt Hanımda nereden çıktı? “ diyerek yol boyunca düşünce deryasında süzüldü. Caddeler çok kalabalıktı. Okulların bulunduğu caddeden geçiyorlardı. Süt Hanımla, cadde üzerinde yol alırken okulların bahçelerinde bulunan çocukların meraklı bakışlarını üzerinde hissediyordu. Yol ortasında çöküp “ Anne nereye gidiyoruz? Arkadaşlarım bekliyor, Süt Hanımı yerine bırakalım. Arkadaşlarım şu an sinemadadır, biz de yanlarına varalım” diyerek içini dökmek istiyordu. O gün sanki bütün caddenin gözleri onun üzerindeydi. Utanıyor ve sıkılıyordu. Arabalara alışkın olmayan Süt Hanımı zapt etmek oldukça zordu. Yüzünü kaldırım taşlarından ayıramıyordu. Gün boyu yol almayı bilmişler ve halasının bulunduğu köye kadar varmışlardı. Süt Hanım artık yeni evine kavuşmuştu. Havanın kararmaya yüz tutmasından, saatlerdir yolda olduklarını anlamışlardı. Halasının onlar gelmeden hazır eylediği mükellef sofrada yemeklerini yedikten sonra çok geçmeden uzandıkları yerde uzunca ve derin bir uykuya dalmışlardı.

Rasim, kızının “ Baba yarın sınıfça sinemaya gideceğiz ya, aklıma bir şey geldi. Baba, sen ilk sinemaya ne zaman gitmiştin? “ sorusuna işte bu şekilde cevap vermişti. Aradan yıllar geçse de sinemaya gidecekken, caddelerde Süt Hanımla nasıl sinema filmi olduğunu asla unutmamıştı. Evet öyleydi. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, kapı arkasındaki gözyaşı döken çocukluğu onu asla bırakmayacaktı. Ta ki ölene kadar…

 

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

BOŞLUĞUN SESİ

Işık ve Zaman

Sindir-Ella

YAŞAMIN KIYISI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.