YARINLARIN TÜRKÜSÜ

Bugünler geçer oğlum! Devrilen ağaçların yerini gürbüz fidanlar alır. Bakma sen azgın sellerin dağdağasına. Toprak yutar er ya da geç her çığırından çıkanı. Bahçeler bağlar kurur, meyve verir, yemyeşil kokular verir. Dün bağrını deşen sular gezinir damarlarında. Güç verir, fer verir. Aldırma kararan göğün gazapkâr yüzüne. Dağılır kül renkli bulutlar er ya da geç yerli yerine. Zaten kim tutacak uzun süre bu enginleri böyle siyah siyah? Gün gelir, sığırcık kuşları uçar yeniden. Leylekler doldurur akbabaların yuvalarını. Mis gibi ekmek kokusuyla dolar hava. Mis gibi, susamlı, hafif yanmış, emekle yoğrulmuş ekmek kokusuyla. Alın terleri akar kan bürüyen saçaklardan. Bugünler geçer oğlum, göz açıp kapayıncaya kadar geçer hem de. Terhisini alır her kalp sızısı, takvimler eksilince. Bekle oğlum bekle, bir yar yolu gözler gibi, bir doğum sancısını izler gibi, bir giden yolcunun gelişini -bizler gibi- bekle. Gelecek dönüşü olmayan seferlerin kervanları. Şenlikler, şölenler olacak, sofralar kurulacak, taklar asılacak bekle! Çünkü bayramdır beklenen her bestenin dönüşü, bekle oğlum, son nefesi bekler gibi bekle!

Bugünler geçer kızım! Korkma denizlerin iflah olmaz fırtınalarından. Kırılan yelkenler yeniden açılır, mavnalar arı gibi bir o yana bir bu yana ilerler. Şimdiden belli, Yunuslarla dolacak yine koylar, limanlar. Yunuslar geri dönecek kızım. Yanlarında ispermeçetlerle hem de. Denizin dağılmış saçları yeniden ipek gibi olacak. Ayın şavkı okşayacak tellerini. Bu karanlık geçecek. Gözlerin alışmasın sakın zulmetlerin katranına. İleri bak kızım, daima ileri. İşte bak orada, ışığın dalga dalga koşuşu beklemekte. Güneşi tutamaz gecenin kanlı elleri. Vakit vakit tükenir saltanatı büyücülerin. Parklarda bahçelerde, azaba bulanmış nehirlerde ne kadar izbe dehliz varsa aydınlanır elbet. Bak orda, beklemekte, coşkun ve kararlı.

Bu mevsim geçecek sonunda. Doğanın kanunu bu. Eşyanın tabiatı. Yaradılışın gereği. Karlar eriyecek yaylalarda, ölüler dirilecek. Kardelenlere selam duracak yaban çiçekleri. Buzlar çözülecek, ayaz çekilecek. Yeniden kurulacak baharın altın renkli saltanatı. Ak gerdanlı, böğürtlen gözlü kuzular doğacak. Kardelenler kızım, kardelenler biliyor, sen de bileceksin. Bâkî değil bu dünyadaki cennet de cehennem de…

 

Bugünler geçecek evlatlarım! Bir bakmışsınız sabah olmuş. Cıvıl cıvıl serçeler konmuş pencerenize. Camı açtığınızda fesleğen kokularıyla dolacaksınız. Taze taze tohumlar boy vermiş olacak çoktan. Mecnun Leyla’ya, Adil Sûzan’a, Yusuf Yakup’a sarılacak. Yangınları söndürecek gözyaşlarının mukaddes ateşleri, insan eli değmemiş dualarda. Bugünler geçecek, geriye tozu, tortusu bile kalmayacak. Maskeler gömülecek, korkular alaşağı edilecek, sadece acı bir dudak büküş kalacak, ekşi bir iğreniş kalacak hafızalarda. Bir de karanlığa gömülen ışık aşıklarının aşktan ışıkları. Siz başınızı eğmeyin diye başını giyotinlere uzatanların efsaneleriyle kaldıracaksınız başınızı. Göğsünüz gururla kabaracak, elleriniz titreyecek heyecandan, mutluluktan, müjdeden. Kamaşmış gözleriniz göz kamaştırıcı bir âna açılacak. Sonra bir buket krizantem getireceksiniz kabrime. Yüzünüze, yanaklarınıza dokunacak hayalet ellerim şefkatlerin en büyüğüyle. Uyan baba, bahar geldi, uyanmanın vaktidir diyeceksiniz ve uyanacağım. Kutsal bir buseyle kalkacağım yattığım yerden. Yeniden, bir daha, daha sıkı sarılacağız. Bugünler geçecek evlatlarım, inanın! Sonsuza kadar… Sonsuza kadar…Sonsuza kadar… Geçecek…

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.