ELİFİN BOYNU KALIN

Bu duvarlar bana ait değil
Benim hiç böyle duvarlarım olmadı
Tanımadığım bir özün içime baktığı
Naftalin sarısı resimlerle süslü
Ayrık çizgili duvarlarım vardı
Örümceğin şatosu misali tozlu

Kimi kayıp zaman kâğıtlarına sarılı
Ölmüş bir güneşin içine aktığı
Çoktan sönmüş bir nefesin anısıyla yaslı…
Kiminde bir salyangozun ayak izleri
Bir akrep savaşındaki gurura karışan
Tuz kokulu bir ölümün vicdan azabı

Bazı duvarlara ne hoş vururdu
Tülleri dans ettiren mavi bir meltem
Artık yitmiş bir ömrün sesinden gelen
İçi şiirle dolu beyaz bir yelken
Hangi limana boşalttıysa arzularımı
Ne kalemim kalmış artık ne tek bir dizem

Bazısı kale duvarınca kalın ve yüksek
Ama hiç o kadar uzun saçım olmadı benim
Ne kendim gayret ettim ne kurtarılmak istedim
Ben kestirdim kısacık tekfurlara inat
Güldü geçti alaycı, kalede Rapunzel’in
Kadın falcısı kılığına bürünmüş hayat

Kimi ismiyle değil rakamlarla çağrılan
Enkazıyla birlikte toprağına gömülü
Karanlık ve puslu hücre duvarlarıydı
Çilehanesinde bir dervişti durmadan bağıran
Aşk yerine kin, vecd yerine yalan
Bin yıllık bir işkencenin korkularıydı

Bazı duvarlar vardı ki, duvarın dışında
Çok uzaklardaki bir duvarı çağıran
Mecnun’a su, Leyla’ya şemsiye olan
Kıvrak siyah bir lalenin zarafetinde
En uzak bir aşkı göğüs kafesimde saklayan
Duvarda dans eden o narin gölgesinde

Maviden siyahlara dursa da duvarlarım
Hiç bu kadar karanlık olmadı benim
En doğudan bir ışık vururdu üzerine
Binerdi en batıya giden hayalî bir trene
Haber etti suskun bekçisi durakların
Bütün seferler kalkmış, trenler müzelerde

Üstünde asılı giymediğim elbisenin kuşağı
Ölüm döşeğinde sanki bir dua yankılanır
Anlaşılmaktan daha zor kendini anlatması
Bu ezan seslerine benim kulağım sağır
Bu duvarlar bana ait değil
Benim hiç böyle duvarlarım olmadı

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

KLASİK YONTMA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.