Var Olmak Için

Beynimin labirenti andıran dehlizlerinde mayalanmış kalıntılara hücum eden, karıncalar kolonisi DÜŞÜNCE..

Kafamın içindeki incecik damarlara, kandan önce ulaşıp zihnimi kemiren,byuttuklarıyla büyüyen, büyüdükçe genleşip kafatasımın odalarına sığmayan gri kemirgenlerin istilası DÜŞÜNCE..

Kulaklarıma tuttuğu yırtıcı borazanla gözlerimi ele geçiren, iristen geçip korneayı delerek ön tabakada sisleşen ,dev gibi silüet leri cüceye, minicik ayrıntıları deve dönüştüren, tasviri imkânsız sancılar manzumesi DÜŞÜNCE..

W.Shakespeare, Romeo ve Jülitte’de demişti ya;

“Öğret bana nasıl unutulur düşünmek.”

Bir kez düşünmeye başlayan insan, yaşını kimliğini, statüsünü unutsa dahi düşünmeyi unutulmaz… Düşünebilme yetisinin ağırlığı, ağrısı, sorumluluğu zordur. Belki sırf bu yüzden çoğumuz kaçarız düşünmekten…

Var olmanın yegâne ölçüsü, evrendeki diğer canlılardan insanı ayıran en belirgin ayraçtır DÜŞÜNCE..

Zor olandan ölümden kaçar gibi uzaklaşıp, yaşamın her alanında kolay olanı kutsadığımız bir çağın çocuklarıyız oysaki… Avuç içine sığan bir ekrandan yemeğini, kıyafetlerini, çiçeklerini, hayvanlarını vb… sipariş verebilmenin keyfini süren insanoğlu, araya sıkıştırdığı değer olgularını da kanıksamış görünüyor.

Yeni çıkan kitapların özetini, sevdiği yazara ait olduğunu sandığı kopyalayıp yapıştırdığı hikmetli sözlerini, klavyesinde parmak uçlarıyla inşa ettiğini düşündüğü dostluklarını, hatta hayat arkadaşını da kolayından bulma mutluluğuyla sarhoş uzun zamandır.

Pratik yemek tarifleriyle başlayıp, kolay para kazanmak, kısa yoldan şöhret olmaya uzanan yol, düşünmeyi de birilerine bırakmayı cazip hale getirmişti sonunda..

Descartes 1600’lü yıllarda “Düşünüyorum o halde varım.” derken, Metafizik felsefesinin ana ilkesinden bahsediyordu. Varolmanın erdeminin düşünmekten geçtiğini, düşündüğümüz sürece insan kalabilme niteliğine sahip olduğumuzu anlatıyordu şüphesiz.

Ölümlü bedenlerde sınırları çizilmiş hayatları yaşayan bu gezegenin insanları, bir yandan uzun yaşamın sırlarını çözmeye çalışırken, diğer yandan da sınırsız olan yegâne iki şeyi (düşünce ve his) kolaylık karşılığında takas edebiliyordu.

Kolay olan içinde  basitliği ve ucuzluğu da kucaklar, zehirli sarmaşık gibi kavradığı bedene çöken rehavet düşünmenin gücünü çekip alır insandan.

Sonrası korkunçtur aslında…

Kolaylıklar içinde yorgun, mutsuz, depresif insanlar kafilesi…

İdrâkten vazgeçip düşünmeyi başkalarına bıraktığımız gün, kolayca hüküm vermeyi de, insan harcamayı da, etiketler taşımayı da öğrendik. Daha doğrusu kabullendik.

Ne de olsa akıl terazisinde olayları tartmak, muhakeme etmek, sorgulamak çetrefilli ve yorucuydu.

Birileri söyler biz inanırdık.

Birileri düşünürdü hepimizin yerine…

O halde düşünmenin sancısını da üzerinden atmasına, kolaylıklarla konfor alanlarını her an genişletmesine rağmen neden çoğunluk mutlu değil? Neden arayışın girdabından çıkamıyor insanlık? Mutlu olmak için geliştirilen onca kuram, teori, bilinç arındırma, meditasyon seansları, psikolojik destekler vs. Uzun vadede neden işe yaramıyor??

Kalabalıklar içinde yanlızlığın ordusu büyüyor. Aynı evin farklı odalarında susmanın kaleleri inşa ediliyor.

Düşünmekten vazgeçen, fikir sancısıyla ehlileşmeyen akıl, kalbi iyileştiremiyor. Aktif olmayan beyinle hasarlı bir kalpten, isyankâr, huzursuz  bedenler oluşuyor…

Düşünmenin tohumları çiçek açana dektir tüm sancısı. Sonrası benlikten kurtulup ona, bize dönüştüğünde asalet ve erdemle birleşecektir yolu. Toplumsal hatta evrensel düşünceye ulaşıldığında çürümüş kısımlar imha olacaktır. Bireysel mutluluğun sefilliği karşısında evrensel mutluluğun görkemi aydınlatacaktır dünyayı…

Tabii ki böyle olmayacak biliyorum, düşünüyorum sadece. Yüzyıllardır süren bu kısır döngü bizi presleyip mekanik, uzaktan kumandalı hissizler ordusuna çevirmeye devam edecek belli ki.

Düşünen, sorgulayan azınlıktakiler içinde, yine yaşanılabilirlikten uzak sayılacak dünyamız… Üstelik taşlanacaklar, dışlanacaklar, aşağılanacaklar, düşünmeye cüret ettikleri için…

Ben yine de aklımın kalbime verdiği yetkiyle, önümdeki duvarlara rağmen düşünmeyi seçiyorum. Birilerinin varlığımı hiçe sayıp etiketlerini hayatıma yapıştırmasını red ediyorum. Hazır paket düşüncelerin mikro dalgada defalarca ısıtılmış yemekler gibi dayatılmasını kabul etmiyorum…

Siz, aklını ve zihnini emanetçiye bırakır gibi terkedip unutanlar, size sesleniyorum;

Ben düşünüyorum, çünkü varım…

“DÜŞÜNÜYORUM O HALDE VARIM.”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “Var Olmak Için”

  1. Koyun olmayı seçen,varsın bir çobanın kendini gütmesine izin versin dursun
    Lâkin insanım,kadınım,düşünüyorum ve ben de varım🖐️…! Hayatın tüm medcezirlerine rağmen her şeye rağmen…….
    Düşüncene sağlık,kalemi güzel kadın…💜

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.