Dört Ayaklı İnsan

1.

Samanyolu kadar günahlar biriktirdim yaşamım boyunca

İşledikten hemen sonra pişman oldum ziyadesiyle

Sokak sokak gezdim bir köşeye bırakmak için pişmanlıklarımı

İki ayaklı hayvanlar gördüm, eziyet ve hezimet içinde olan.

Dağlara koştum koltuğumda bir çift kitapla, çobanlara sığındım

Göğü boydan boya arşınladım, debelendi gök merakımdan.

Kuşlara, kuzulara, çayırlara savdım kendimi

Bir göğe, bir de kitap sayfasına baktım uzunca

İkisi de sonsuz güzellik peydahlıyordu insanlığa.

İnsanlık, şu ulu insanlık…

Herkesin diline pelesenk olan şu güzide insanlık

Sustum ve derince bir nefes aldım.

Heyhat…

O kadar cesur değilim henüz

Kızlara baktım, kadınlara, çocuklara, mütevazı olmayan adamlara

Sakalını okşayan yaşlı bir kelebeğe

Kozasından çıkarken nasıl bir yere geldiğini bilmeyen tırtıla baktım.

Ve söylendim pervasızca kendi kendime.

“Dünya, acıların etle kemiğe bürünmüş halidir…”

2.

Yürüdüm kilometrelerce, bir çift metal değnek ve aksak adımla.

Beyaz tülbentler gördüm, etrafı boncuklar ile çevrili olan.

Savaş varmışçasına erzak toplayan karıncalara şahit oldum.

İnat ve öfke barındıran gözlere daldı gözlerim

İnsanlık o gözlerde yoktu sanki.

Kuş olup uçmuştu sanırım tek seferde

Göçebe bir hayata benziyordu tıpkı insanlık.

İyi yerlerden güz geldiği vakit çabucak gidiyordu.

3.

Hırpalanmış bir çocuk geçti yanı başımdaki çitin etrafından

Saçları bukleli, gözleri sürmeli ne güzel bir çocuk

Zira ağlıyordu hurdahaş bir sancıyla

Ve dünyadan bir kez daha saçlarımın ucuna kadar nefret ettim…

Yıllardır ötemizde şelale gibi akan çocuk başları,

Oluk oluk boşalan hendekleri dolduran kan tortusu

Çocuklar ve kadınlar savaşlara katışmazdı evvelden

Fakat şimdi, yegâne hedef o masumlar oldu.

O şeffaf kalpler, çehreler menzil içine alındı acımasızca.

Söylendim yine ucu bucağı olmayan gökyüzüne

“Hayat insana çocuklar ve aşkla davranmasın…”

4.

Yürüdüm günlerce, aksak adım ve susuz biçimde

Yürüdüm bir dere ilişti gözlerime, içinde mavi yerine irin yatağı vardı

Çevresinde yüzlerce leş yiyen akbabalar,

Kanla beslenen sırtlan sürüsü

Menfaat ve çıkar arayan bir kalabalık

Evet onlar, hepsi insan ırkından olan yaratıklar.

Batıyorlardı, milyonlarca kulağı tırmalayan o ses, ürpertici bağırışlar, “Bizi bağışla ve affet!”

Batıyorlardı ve durmuyordu haykırışlar, trampet eşliğinde sunuluyordu sanki kulaklarıma

Kırmızı alt yazılı haber bülteni gibi okunuyordu yüzlerinde ki ifadeler.

Tanrı sanırım İsa’yı çarmıha gerenleri şimdi cezalandırıyordu.

Ve Tanrı şu dizeyi tekrarladı, “Herkes bir gün ölümü tadacaktır, iyisiyle yahut kötüsüyle!”

5.

Tanrının o güne kadar şiir yazdığını bilmiyordum

Ve anladım ki en güzel şiiri de cümleyi de yine o kuruyor.

Gök: En güzel resmidir Tanrının, herkese yeten ve yetişen mavi iri şey…

Göğe bakmak, en birinci sevaptır için daraldığında.

Ve kusmak sunuldu bana, bir gün göğe bakmadığımda.

 

 

6.

İsa’yı çarmıha geren Âdemoğlu

İbrahim’i mancınıkla ateşe sürükleyen Âdemoğlu

Küçük sabileri ağlatan, katleden Âdemoğlu

Tanrının şiir yazdığı, dünyayı yaratma sebebi yine Âdemoğlu…

Ve yine çağladım, cihana duyurdum şu cümle ile bildirgemi.

“Âdemoğlu; nankör, çıkarcı, yalancı, şükürsüz bir et parçası…”

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.