Sadece yazdığı değil, sildiği de şiir olur Şair’in

Yıl 2010, henüz on altı yaşında, tuhaf bir çocuktur “ben”. Trabzon’da lise öğrencisi ve durmadan Nazım Hikmet şiirleri okuyan. Edebiyat öğretmeni ona bir gün gelir ve der ki, “hep aynı şairleri okuma. Belki okumadığın nice güzel şiirler var. Mesela Hilmi Yavuz’un “Taflan” şiirini bir oku derim…”

Edebiyat öğretmenine hayran olan çocuk koşar kütüphaneye, Hilmi Yavuz’un, okul kütüphanesinde mevcut olan bütün kitaplarını masaya indirir. Hatta iki tane kitap ödünç almak mümkün olmadığı için, Allah affetsin, yüzü kızararak aşırır bir tanesini. Tabii kitabın üstüne kimse düşmediği için bu kitabı kütüphaneye gizlice bırakmak dönem sonunu bulacaktır.

16 yaşının sonu, bir şiir yazar. Şiir, artık birçok şiirini ezbere bildiği “Hilmi Yavuz’a”dır. On yıl geçer, kız çocuğu, bir şekilde tanışmış olduğu ‘şair’e on altıncı yaşının sonunda yazmış olduğu şiiri gösterir. Şair şiiri okur ve kızcağızın şiirindeki “gibi”yi siler, yerine “ve” bağlacını koyar.

“İşte şimdi daha güzel oldu,” der. Kızcağız, “Hocam, ben bu şiiri on altı yaşımda yazmıştım,” dediğinde şair bunun mümkün olmadığını söyler. Sonra başka şiir yazıp yazmadığını sorar, diğer şiirlerini görmek ister. Gördükten sonra herhâlde inanmış olacak ki, bir şiir kumaşının olduğunu söyler. Kız göğsünü dolduracak kadar geniş bir nefes alır.

Şair’in yanından ayrıldıktan sonra, şiiri, düzelttiği şekliyle okuyarak yürür Gezi’den Karaköy’e. Bu şiir, bir sözcük değişimiyle yazdığı şiirden farklı bir şiire dönüştü. Şimdi bu şiir kimin?

On yıldır bir yerlerde kendini koruyabilmiş, sonunda “dilbilgisel” bir sözcüğünü kaybederek kendini bulmuş olan şiir:

 

AKŞAM SUSUYOR

                               “Kim bilir, ne anlama geliyor artık
                                                       Şu eskiden ‘hüzün’ dediğimiz şey?”

Akşam susuyor, ölüm ve zaman
Etini kemiriyor erguvanların
Kabuğu deşip, sökmek’çin oyan,
Oysun, içimiz çünkü dağı Ferhad’ın.

Ben şey gibiydim, ölü ve[1] soğuk
Suda bakmıştım ilk yansımama.
çocuktum ve benziyordum
tırnakla soyulmuş tenin altına.

Sisli bir lambada hapsolduğumuz
Akşamlar, hüznümün emzirdiğidir.
Ve kederli çizgilerle belirgin yüzüm…
Ah şu an, nerdedir şimdi?
Eski bahçelerim, eski ilkyazım?

Ey her mevsimi yaza döndüren
Yüzümdeki yaranın aynası, ey!
Bir bardaktan iki dudağa değiyor artık;
“şu eskiden ‘hüzün’ dediğimiz şey”

 

Farkında mısınız? Şiir, Hilmi Yavuz’un şiirinden aşırılmış sözcüklerle kurulmuş. Aman canım, “çaldımsa da miri malın çaldım!”

[1] Hilmi Yavuz, ‘gibi’ yerine eklemiştir.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.