Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-XII

İyi Kitap Nedir ve İyi Kitap Okumalısıncılar ile Nasıl Mücadele Edilir?”

Bu yazı dizisine başladığımızda okumaya dair ne kadar fazla sorunu dillendirebileceğimizi bilemiyorduk. Zira birçok sorun birbiri ile çok fazla iç içe. Tekrara düşmek mukadder… Yine de aklımızdakiler tükendiğinde dostlardan destek aldığımız da doğru. Hani “Şunu da yazsan ya hocam!” diyen dostlar. Bir kısmını geri çeviriyorum çünkü sorun zannettikleri şeyler, çoğunlukla şahsi kapris ya da en iyimser ifade ile tembellikleri. Hal böyle olunca tıkandığımız zamanlarda daha doğrudan konulara geçiş yapmak iyi bir seçenek oluyor. On ikinci yazı da tam böyle bir doğrudan giriş ve doğrudan bir soruya cevap çabası olacak:

İyi kitap nedir, neye benzer, özelliklerini söyler misiniz?”

Şimdi bu bir ironi gibi dursa da aslında karşıma çok fazla çıkan bir sualdir. Çünkü okuma eylemine dair çabalar –istisnalar hariç- artık bir çekişme ve statü yarışı aline geldi. İyi okuyucu, daha iyi okuyucu, en iyi okuyucu… İyi kitaplar, klasikler, herkesin bilmediği kitaplar. Yoğun bir sınıflandırma çabası ve buna bağlı tahfif, tersi olarak yücelme/yüceltme. Okumayı bir çatışma alanı, okuyanı da kendine göre aşağıda ya da yukarıda tutma. Bunu yaparken de kitaplara yüklenen manalar ve sınıflandırmaları kullanma. Elbette suni bir mana ve sınıflandırma bu!

Okuma ile mesafemizin giderek arttığı bir dönemde, bu söylem ve dikte de eklenince sorunumuza, iş iyice bir kibir yarışına dönüyor ki çoğu zaman modernite sorunu da kaçınılmaz oluyor. Hilmi Yavuz’un en sevdiğim eserlerinden biri olan “Alafrangalığın Tarihi’nde” yaptığı bir tespit var. Der ki, “Modernite şüphesiz düzenli bir toplum yarattı ama anlamlı değil!” Okuma da biraz böyle bir eylem. Yani onu bir düzen, kriter, şarta bağlayınca anlamı ile ilgili ciddi sorunlar kaçınılmaz. Ama bir tarafı ile de tamamen hıza bağlı olarak bir kitabı bitirmek ve “Çok olanın” peşinde koşmak için kısa yollar, taktikler, metotlar arayan okuyucu kitlesi de azımsanmayacak kadar fazla. Ve “Hayır, bir taktiğim yok” cevabı da çok fazla hayal kırıklığı yaratıyor. Daha evvel üzerine yazdığımız listeciler meselemiz de var tabii. Bu kesim biraz daha makul geliyor. Bu yüzden de elimden geldiğince yardım etmeye çalışıyorum. Ama bir grup var ki onlarla mücadele çok zor. Çünkü onlar “İyi okumalısıncılar” tarafından mağdur edilmişler. Bu yönü ile kendilerine yol ararlarken yanlış duraklara ya da makamlara uğrayınca “İyi kitap” sorunsalına çarpılıyorlar. Bu durumda bizim de bir cevabımız olmalı diye düşünüyorum konuya dair.

İyilik, iyi olma hali birçok yönü ile göreceli bir tanımlama öncelikle. Hem de oldukça uç noktalarda farklılar içerebilir. Birinin kötüsünün, birinin iyisi olabilmesi gibi… Ayrıca iyilik fiziki manada olabileceği gibi muhtevaya dair de olabilir. Elbette bu farklılıklar ve görecelilikler arttırılabilir. Hal böyle olunca iyi kitap tanımınız da değişiyor. Ama benim de bir iyi kitap tanımım var. Ve bunu yazacağım zira teklifsiz tenkit tahriptir şiarını asla unutmam. Bana göre iyi kitap tanımı kademeli olarak değişen bir yapıya sahip. Örneğin işin başında iyi kitap size iyi gelen kitaptır. Size iyi gelen kitaplar diğer tüm kriterleri geçersiz kılar. Ancak zamanla bu size yetmez ve iyi kitap arayıp bulduğunuz, tavsiyeleri dinlediğiniz kitaplar olur. Ve okudukça bu da değişmeye başlar. Çünkü zamanla derinlik algınız gelişir ve o aşamada da artık çoğu, klasik olarak tanımlanan kült metinler iyi kitaplardır. Zaman zaman bu konuda risk almak istemez ve samimi olarak iyi konusunda mutabakatla kabul edilen metinlere de yönelebilirsiniz. Örneğin kimse Karamazov Kardeşler’e, Anna Karenina’ya, Yüzyıllık Yalnızlık’a kötü demez. Evet, bunlar iyi kitaplardır. Sonra, okursunuz ve sevmezsiniz belki. Lakin onlar hala iyi kitaplardır. Demem o ki; iyilik kişiden kişiye değişen bir kriterdir. Bunun genel bir şartmış gibi diktesi ise kitabı değil dikte edenin zevkini yüceltmektir ki neresinden bakarsanız bakın kibirden beslenir. İyi bir okuyucu vasfı da değildir bu. Çünkü iyi bir okuma ve okuyucunun asıl vasfı okudukça sınırlara hapsolmak değil olan her sınırdan azade hareket edebilmektir. Düşünsenize sırf bu sınırlama sebebi ile harika resimlenmiş bir çocuk kitabını okumaktan geri durmak, okumaya ihanet değil midir?

Peki, bu “iyi kitap okumalısıncılar!”  kimdirler ve ne isterler? Bir de bunlarla nasıl mücadele edeceğiz?

Akademide çok sevdiğim bir söz var, yani aslında birçok yazın alanında kullanılır. “Mükemmel iyinin düşmanıdır/katilidir.” Düşünün ki tamamen heves öncelikli bir niyet ile kitap okumak ya da sadece satın almak istiyorsunuz. Ve size göre kitaba yakın hatta iyi okuyucu bir dosttan tavsiye alıyorsunuz. O da size iyi kitaplar okumalısın diyerek bir liste veriyor: Tutunamayanlar, Yüzyıllık Yalnızlık, Ulysses… Listedeki bütün kitaplar iyi kitaplar, el hak doğru. Lakin henüz sizin iyi kitabınız değil bunlar. Bu okuma eylemini bir kibir haline getirmiş okuyucu tavsiyesidir. Size bunu kibir haline getirmeyen her “iyi” okuyucu, sizin sorunuza iyi kitaplar kriteri ile bakmaz. Belki ilginizi, tür tercihinizi hatta hacim beklentinizi öğrenmek ister. Çünkü sizin ona danışmanız bir fırsattır. Bu fırsatı heba etmek istemez. “Ben bunları okudum, düşün ne kadar iyi okuyucuyum!” diye caka satmak derdine düşmez. Buna itiraz eden yazının okuyucuları olacaktır elbette. Saygı da duyarım. Ancak bamya sevmediğim için bamya yiyenlere “Bu da yenir mi!” demek ne kadar saçma ve yersiz bir tepki ise okuma zevk ve eğilimini sizinle aynı noktada tutmayan birinin okumasını daha iyi ya da daha kötü olarak nitelemek o kadar saçma olacaktır. “İyi kitap okumalısıncılara” tavsiyem şudur ki; iyi kitap kriterinize uyan birçok kitabın benim kriterlerime göre de iyi kitap olduğunu bilmeme rağmen bu tespit ve tecrübenin okumak gibi özgür bir alanda dikte unsuru haline gelmesine izin vermesinler.

Öte yandan bu dostlar karşısında edilgen kalan arayıcı okuyucuların, onlarla mücadele etmesinin de yolları olmalı ki var bence. Öncelikle “iyi kitap okumalısıncıların” tavsiyeleri çoğu zaman doğrudur. Yani o kitaplar iyidir. Şüphe yok. Ama bu sizin buna uymak zorunda olduğunuz manasına gelmez. Hele de bunlar yüzünden okumanın en önemli hissi olan keşif ve meraktan vazgeçiyor iseniz işiniz zor. Bunu aşmanın yolu, okumanın öncelikle bireysel bir çaba olduğu gerçeğini asla unutmamak ve kendi “iyi” kriter/lerinizi oluşturmaya çalışmaktır. Her okunan kitap sizi yeni bir kitap ve türe götürüyor ya da engelliyorsa bu sizin için çok kıymetli bir tespittir. Ayrıca, iyi kitaplar hemen okunması gereken, ilk okunması gereken, öncelikli okunması gereken eserler değildir. Bir gün elbet okunmalı, denenmeli hatta edinilmelidir. Walter Benjamin’in dediği gibi, “Sadece birlikte yaşamak için!” bile. Sorun, “iyi kitap okumalısıncıların” tavsiye ya da diktelerinin sizi bir vazifeye bağlaması ve okuma lezzetinden mahrum kalmanız. İşte bu okuma ile siz arasındaki en büyük engel.

Daha uzatmaya mahal yok. Hemen her yazıda doğrudan ya da direk söylediğimiz gibi, okuma ile aranıza girecek her türlü dikte, yönlendirme, metot ve araç size zarar verecektir. Okumanın amaç, diğerlerinin ise araç olduğu gerçeğini, asıl olanın okuma lezzeti ve bunun bir yaşam şekli olduğu gerçeğinden uzaklaşmadan idrak etmektir. Elinizdeki kitabı sizin için iyi kitap yapacağı gibi, sizi iyi kitaplarla doğal olarak da karşılaştıracaktır.  Hiç unutmayın!

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.