Mualla Abla Sendromu Ve Ontolojik İç Çatışma!

İyi bir gözlemciyseniz, çevrenizde sürekli birilerini taklit eden, ona öykünen kişilere mutlaka rastlamışsınızdır. Normal hayatta da böyledir bu, bir şarkıyı ilkin kimden dinlediyseniz o “asıl” olarak kalır hafızamızda, diğerleri çok iyi de okusa ilkinin tadını bir türlü vermez. Neşet Ertaş türkülerini kimden dinlerseniz dinleyin, Neşet Ertaş’ın sesi kadar tat vermez.

İşte bu yukarıda bahsettiğimiz taklitçi zat-ı muhteremler, ailenizden biri olabileceği gibi konu komşu, ev veya okul arkadaşınız veya akraba-i taallukattan biri de olabilir pekâlâ… Siz, ihtiyaca binaen evin perdelerini değiştirirsiniz, almışken kırmızı olsun, 5 kuruşu fazla olsun, güllü, dallı, budaklı olsun, diye özen gösterirsiniz.

Hani Cuma günü attığı mesaj dışında dinle ilgisi olmayan abi ve ablaların, Cumadan Cumaya, kandilden kandile, bayramdan bayrama alışkanlık haline getirdikleri allı, güllü, bülbüllü, dikenli bilumum nebatatı bünyesinde barındıran mübarek gün ve gecelerimiz için hazırlanan mesajlara benzeyen perdelerden canım!

Bir bakarsınız komşu Mualla Abla da ihtiyacı olmadığı halde aynısını almış. Evine bir çay içmek vesilesiyle gittiğinizde görürsünüz hani ve:

“Ay Mualla abla siz de mi aldınız bu perdelerden? Ben geçen ay değiştirdim hani, aynı perdeler işte!” dersiniz. Mualla abla da hiç oralı değildir, sizin evde görmemiş ve gördüğü an itibariyle Haşim Abiye kamyonla trip atıp: “Şu Sidikli Nejla bile perdeleri değiştirmiş, benim ondan neyim eksik Haşim! Size saçımı süpürge, elimi tost makinesi, gözümü mobese yaptım. Yıllarca, günyüzü görmedim, bana iki parça kumaşı çok mu görüyorsun! Ay ben ölseydim de kurtulsaydım! Nedir çektiğim çile” diye başlayan uzun tiratlardan sonra Haşim Abi, “Al, Allah aşkına kredi kartını da ne alıyorsan al. Ömrümü yedin, içim şişti hatun, sus da uyuyayım, sabah senin alacağın perdeleri ödemek için işe gideceğim ve bir ay boyunca çalışacağım, ancak öderim. Allah için sus artık” dememiştir sanki Haşim Abi!

“Ay siz de mi aynısını aldınız! Geçenlerde sizde kısır yemiştik de hiç fark etmemişim inanır mısın?” diye riyakârlıkla devam eder Mualla Abla…

Mualla abla hayatını size göre ayarlar adeta. Ayakkabı alsanız aynısından, masa örtüsü, oklava, televizyon… Liste uzayıp gider. Bir süre sonra Mualla ablalar can sıkıcı hal alır ve siz de bir fırsat bulup Mualla ablaya laf sokmak için fırsat kollarsınız hani. Mahallede gergin bir elektrik vardır, Mualla abla yüzünden çünkü… Size tavsiyem; Mualla Ablalar yüzünden strese girmemeniz ve rahat olmanızdır. Siz ne kadar rahat olursanız Mualla Ablalar o kadar haris ve kindar olur.

Unutmayın ki; asıl ve taklit arasında tek yönlü bir ilişki vardır. Taklit, asıl olana öykünen, dolayısıyla asıl olandaki değişimden en çok etkilenen taraftır, yani Mualla Ablalardır. İyi taklit, kötü taklit ayrımına gitmeden belirtmek gerekir ki; asıl ve taklit arasındaki en büyük fark; taklit olanın yaşayabilmek için asıl olana ihtiyacı olduğudur. Siz olmasanız, Mualla Abla adeta yaşam enerjini kaybedecektir.

Şair diyor ya:

“Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın,
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.”

Mualla ablanın yaşaması için size ihtiyacı vardır. Sizinle her konuda yarış halinde olması ve hırsla sizi takip etmesi Mualla Ablanın yaşam amacıdır. Ontolojik sorunlarını sizin üzerinizden halletmeye çalışır bu Mualla ablalar. Bazen de oldukça başarılı olurlar.

Sıkı bir PR ile o sizi taklit etmiyor da siz onu taklit ediyormuşsunuz imajı verir konu komşu, bilumum esnafa… Ve siz onun kadar pişkin ve arsız olmadığınız için çoğu zaman bu konuda başarılı olur Mualla Ablalar… Bu durum oldukça can sıkıcıdır, o kadar bezersiniz, yılarsınız ki artık dert anlatmak dahi istemezsiniz… Bu durumda size düşen, Mualla Ablaya sinir olmak yerine çayınızı alıp asıl olanın siz ve taklit olan Mualla Abla olduğunu bilerek dudağınızda müstehzi bir gülümseme ile Mualla Ablayı hasedinden çatlatmak olmalıdır. Zaman zaman olta bile atabilirsiniz kaliteli sazan Mualla Ablalara.

Konu Komşu çay içerken ve herkes kendi arasında kulis yaparken siz başka bir komşunuzla sıradan bir konu konuşuyormuş gibi:

“Ay Zülfüye Abla, eşim diyor ki, her yaz tatile denize gidiyoruz sıkıldık, bu yaz da tarihi yerler görmek, çocuklarımıza Anadolu’muzu tanıtmak istiyorum. Valla haklı, ben de araştırdım buldum, bu yaz önce Yozgat’a oradan da Bayburt’a gideceğiz, çok güzel tarihi yerler var oralarda, kesin karar verdim, bilet bakıyoruz” diye laf atın ortaya. Kısık sesle de yapsanız da bu konuşmayı Mualla Abla sürekli sizi taklit etmek üzere hazır kıta beklediğinden emin olun bir kulağı ve bir gözü sizde diğer kulak ve gözüyle de diğer komşuları idare etmektedir.

Böylelikle Mualla Abla ile yazın denizde de tesadüfen karşılaşma ihtimalini ortadan kaldırmış olursunuz. Siz yazın Muğla’da tatil keyfi yapıp denize karşı çekirdek çitleyip çayınızı höpürdetirken; Mualla Abla, Haşim Abinin canına okumuş ve Yozgat’a biletleri aldırmış oradan da haritada tam olarak yerini bilmediği Bayburt için de otel rezervasyonu yaptırmıştır çoktan… Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımızın olduğu bu günlerde Mualla Ablaya eşsiz bir Yozgat ve Bayburt tatili yaşattığınız için emin olun sizi bir ömür unutmayacaktır! Taklit başarının ya da beğenilmenin basiretsizlerce onaylanmasıdır.

Kendisi olamayanın düştüğü noktadan varmaya çalıştığı noktaya erişme çabasının semeresi taklit edilenin değerini artırır sadece. Bir işte iyiysen, doğruysan ve işini her anlamda profesyonelce yapıyorsan mutlaka taklit edenin çıkacak, bu taklitlerle nemalanmaya çalışanlar olacaktır.

Ne diyordu Şems-i Tebriz-i:

“Anladım ki insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki biz istediğimiz kadar hayatımızdalar, göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar.”

Unutmayın, marjinal olmak uğruna, orijinal olmayı unutanlar yalnızca taklitçi olurlar. Karga bülbülü taklit edeyim derken ötmeyi unuturmuş. Siz siz olun ne papağan gibi başkalarının sözünü taklit edin ne de bülbül gibi boşuna şakıyın.

Tavrınız olsun.

Tarzınız olsun.

Hedefiniz olsun.

Çizginiz olsun.

Prensipleriniz olsun.

Farkınız olsun.

Sınırlarınız olsun.

Velhasıl kelâm her şeyiniz size has; nev-i şahsınıza münhasır olsun.

Unutmayın ki taklitler aslını yaşatır. Bırakın yaşatsınlar sizi…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

3 thoughts on “Mualla Abla Sendromu Ve Ontolojik İç Çatışma!”

  1. Şahane bir yazı Hikmet Kızıl varsa fark vardır her zaman 👏👏👏

  2. Kendinize has orijinal bir haliniz, tavrınız, veya sözünüz varsa illaki ilgi odağı olursunuz. Ünlü bir modacı şöyle demişti “ürettiğim malların taklitlerinin yapılmadığı gün, ben kendi mallarımın kalitesinden şüphe ederim.”
    Elinize, kaleminize ve yüreğinize sağlık Hikmet Bey zevkle okuduk.

  3. Mualla Ablaların ihtiyaç duyduğu reçeteyi sunmuş yazarımız. 👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.