Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-XI

Dolaylı Okuma ya da Kitabın Peşinde Gezmek İşe Yarar mı?

Açıkçası son birkaç yıldır Türkiye’de kitap analizleri, buna dair videolar, tanıtımlar ve dahi benzer ürünlerin sayısı azımsanmayacak sayıda arttı. Nerede ise kitabın kendinden çok daha fazla ilgi çeken ona dair yazılar, incelemeler, tanıtımlar var. Hal böyle olunca da giderek sektörleşen bir alanın oluşması kaçınılmaz oldu. Bu sektörün, kitaba dairleri zenginleştiren, açıklayan, aydınlatan ve çekici hale getiren etkileri olmakla birlikte, kendi içerisinde okuyucu ile kitap arasında belirgin sorunlar yarattığı da vaki.

Öncelikle konuya bu kadar doğrudan girerken bahse dair bir tanımlama yapmak gerektiğinden, başlıkta kullanılan “dolaylı okuma” ya da “kitap peşinde gezmek” ibareleri tamamen şahsi bir tercih. Siz buna başka bir isim de verebilirsiniz pekâlâ. Ancak kaçırılmaması gereken nokta dolaylılık olarak ifade edeceğimiz ve üstü kapalı olarak da bir soruna işaret eden, kitabın aslından çok ona dair ikinci hatta üçüncü bir göze sadakat ile başlayan bir uzaklık durumudur.

Önce dolaylı okumaya dair nedenlerimizi kısaca sıralayalım. Okuyucu, tabii ki bana göre, birkaç sebeple okuduğu ya da henüz okumadığı bir kitaba dair ön/ek okuma yapar. Kitabı okumadan yapılan ön okuma genelde hata yapma korkusundan kaynaklanır. Acaba bana uygun mu? Ne anlatıyor? Daha önce okuyan biri tavsiye ediyor mu? Bu soruların tamamının kendi içerisinde tutarlı, kabul edilebilir tarafları olmakla birlikte bir kitabı okumadan evvel bu tip ön okumaları abartmak ve nerede ise okumadan evvel kitaba dair her şeyi bilmek, okumada keşif hissinin verdiği hazzı sıfırlamak manasına gelir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yaşamın gayri mantıkiliği ile mücadele eden insanı tanımlarken kullandığı mücadele burada oluşmaz. O yüzden ben bir kitabı okumadan evvel bu tarz yoğun ve abartılmış deneyim paylaşımlarını tercih etmem, doğru da bulmam.

Bahse konu ön okumaların sanırım en sorunlu ve okuyucunun kabullenemeyeceği sebeplerinden biri de kendine güvensizlik gibi geliyor bana. Özellikle herkesçe okunmuş, okunduğu söylenmiş, okunması ile övünülmüş klasik/kült/popüler metinlerin kendisi tarafından okunduğunda anlaşılamayacağı gibi bir tedirginlik, bu tip okumaları destekliyor gibi gözükmekte. Okuyucunun bu aşamada çözmesi gereken sorun, okuyacağı kitabı anlamama/çözememe sorunundan öte kitapla ilişkisinin bu tarz bir tedirginliğe gerek duymadığı gerçeğidir. Yani bir kitabı okuduğunuz ilk anlarda, anlamamak, karakter/fikir/öz yapısını çözümleyememek, herkesçe makul, beklenen ve doğal bir meseledir. Hatta bir sorun demek bile hatadır. Çünkü çoğu zaman bir kitapla kurulan ilişki insanla kurulan ilişki gibidir. Zamana, deneyime birlikte vakit geçirmeye, sabra ihtiyaç duyar. Bu yüzden okumakla ilgili en öncelikli tavsiyelerden biri iyi kitapların defalarca okunmasıdır. Sebebi de bu eserlerin çok katmanlı, çok karakterli hatta çok öykülü olmasıdır.

Elbette bir de makul ve mazur görülebilecek ön okuma deneyimi var. Örneğin merak hissini de keşif hissini de buradan besleyen okuyucular olabilir. Lakin onların okumaları daha çok bir tanışma düşüncesi ile gerçekleşmekte sanırım. Bu durumda keşif hissini kendi deneyimlemesi ile besleme aşamasına ulaşana dek bu ön okuma ve tavsiyelerden beslenen okuyucuyu anlamak çok da zor değil. Hatta bu kitleyi besleyecek iyi ön okuma metinlerini sağlamak da başka bir vazife. Ki buna dair birçok sosyal ağ var artık. Yapılması gereken buralarda deneyimlerini paylaşan dostların bir özet yapmaktan öte bir merakı ve isteği paylaşmak.

Konunun diğer boyutu ise ek okuma denilen genelde okuma sonrası yapılan okumalar kısmı. Benim ek okuma olarak tanımladığım okunan bir kitaba dair ek okuma süreci, bir açıdan bakıldığında kitap peşinde gezmeye devam etmek isteği ile okunana dair her şeye vakıf olma hevesinden çokça besleniyor. Bunun, okuyucuyu olumlu ve olumsuz etkilediğini düşündüğüm kısımları var.  Örneğin bir kitabın görece anlaşılmaması, kitaba intikal edilememesi bir açıdan bakıldığında kitap ile girilen ilişki evresinde okuyucunun halini ortaya koyar. Yani bazen bir kitabı yabancı kelimeler, yabancı bir biçim, fazla karakter ya da olay örgüsü gibi sebeplerle anlamamak/sevmemek okuyucunun derecesini ortaya koyar. Bu durumda o kitabın vaktinin gelmediği düşüncesi çok da yanlış değildir. Bir süre sonra yeniden okumak ve kendinizdeki gelişmeyi ölçmeniz burada çok daha makul bir çözüm önerisidir. Ama bunun yerine yine haz ve hıza kurban edilmiş bir okuma deneyimi ile okuyarak sağlanılamayan verimi/keyfi başkasının deneyimlerinden beslenmiş ek okumalarla gidermek çoğu zaman sahte bir tatmini kaçınılmaz kılar.

Ek okumanın başka bir sorunlu noktası,  yine bana göre, okumayı bir pragmatik eyleme dönüştürüp zevk/keyif kısmını ihmal edip tamamen vazifeye dönüştürmesidir. Yani bir kitabı okurken bir an önce bitip acaba başkaları ne demiş kaygısı ile hareket etmek kitaptan keyif alınmasını engellediği gibi tamamen anlamak üzerine kurulmuş bir vazifeyi de alışkanlık haline getirtir. Akademikleştirir. Rasyonalize eder. Okumak şüphesiz öğreticidir ama okuma zevki asla ihmal edilmemesi ve bir “iş” e dönüştürülmemesi gereken histir. Ek okumaların okuma sonrasında yine gayesinden uzaklaşmış şekilde abartılması eylemi baş edilemez bir yüke dönüştürebilir. Ki çoğu zaman da gerekli değildir.

Son aşamada ek okumaların şüphesiz ki olumlu yönlerinden de bahsetmek gerekli. Okuyucunun zamanla evrileceği en ileri düzey okuma hissî yetinmezlik halidir. Yani Anna Karanina okuyan biri için bir cümleyi, karakteri ya da olayı kaçırmış olma hissi bazen delirtici olabilir. Böyle durumlarda okumayı ek okumalarla desteklemekte bir sorun yok gibi. Elbette Anna Karanina örneğinde olduğu gibi özel metinler için geçerli bir durum bu. Ki zaten bazen böyle özel metinler için koca bir cilt akademik tezin hazırlanabiliyor olması bunun en önemli delili.

Hülasa okumak bir eylem olarak zaman içinden gelişen, desteklenen, sentetik olarak da yeni ihtiyaçlar doğuran bir çabadır. Buradaki sorun bahse konu ön/ek eylemlerin okuyan ile okunan arasındaki mesafeyi açmasına engel olamamak halidir. Okumayı bir yük haline getirmemek ve doğal akışı bozmamak asıl olandır. Sorun tam burada başlar ve büyür çoğu zaman. Niceliği/kemiyeti besleyen bir şartlanma ile keyfiyetin uzağında bir okuma oburluğu ya da kibri bu durumun sonunda mukadderdir. Lütfen buna dikkat ediniz…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.