Kutadgu Bilig’de Bilgi/Bilig ve Akla/Ukuşa Dair

 

Akıl arz eder ve bilgi bildirir.[1]

Bey adı bilig sözcüğüyle ilgilidir.

Bilginin lamı giderse beg adı kalır.[2]

 

Kutadgu Bilig’in varlık tasavvuru içinde şüphesiz en önemli kavramlardan birisi bilgidir. “Bilgisiz, muhakkak ki, kördür; ey gözsüz kör, bilgiden hisseni al.[3] Bireyden devlete kadar bilgi önemsenir. Orhun yazıtlarından beri bilgili yöneticiye ehemmiyet verilir ve takdir edilir; “Tanrı bana anlayış, akıl ve bilgi verdi ve ben bundan dolayı her türlü iyiliği yapmağa muvaffak oldum. Halka faydalı olmak ve onun yükünü yüklenmek hususunda her türlü iyilik için Tanrı bana tevfik ihsan etti.”[4] Bilgi, fayda ve iyilik kültürümüzün ve devlet anlayışımızın bireyden devlete kadar esasındaki kavramlar. Bu cümleden olarak Kutadgu Bilig’de, fertten devlet yöneticisine kadar her aşamada bilgi, merkezî bir kavramdır. Akıl ve bilgi bu manada Türk hayatının temel ögelerindendir, demek de bu siyakta yanlış olmayacaktır. Burada modernist bir bakışla zamane akıl ve bilgi kavramı ötesinde aklın bir imkân olarak bilgi ile birleşerek hayata değer katması, insani varoluşun bu temel esası felsefi özüyle Türk hayatında yerini bulmuştur. Gayesi ise fayda ve iyilik olan bu akıl ve bilgi bilfiil gerçeklik olarak zamanı aşar bir mahiyette dikkate dokunmaktadır. İşte kut sahibi olmak da bununla söz konusu ise kutlu bir şey haline dönüşmektedir. “İnsanları iyi seçebilmek için akıllı olmak ve işini iyi başarabilmek için de bilgili olmak lazımdır.”[5]

Bilginin Kutadgu Bilig’de yerini tespit etme noktasında öncelikle bilgiden anlaşılan nedir onu tespite çalışalım: “Bilgi kimya gibidir, eşya onun etrafında toplanır; akıl onun sarayıdır, içinde eşya yığılır. Misk ve bilgi birbirine benzer; insan bunları yanında gizli tutamaz. Miski gizlersen, kokusundan belli olur; bilgiyi saklarsan, dili ayarlamasından belli olur. Bilgi hiç bir zaman fakirliği düşmeyen bir servettir; hırsız ve dolandırıcının ona eli erişemez ve alamaz. Bilgi ve akıl insan için bir köstektir; köstekli olan, yakışıksız şeylere pek gitmez. İnsan çok sevdiği atını köstekli tutar; lüzumlu atını muhafaza altına alır. Köstekli olan kaçamaz, istenildiği kadar yürür; bukağılı olan uzaklaşamaz, istenilen yere kadar gider. Akıl senin için iyi ve yeminli bir dosttur; bilgi senin için çok merhametli bir kardeştir.”[6] Akıl sarayında eşyanın etrafından toplandığı bir imkân olarak bilgi misk gibidir. Aklı bir dost, bilgiyi merhametli kardeş gören bir kültür hayatı ve dünya görüşünü bu çerçevede kurmuştur.

Bu siyakta akıl Kutadgu Bilig çerçevesinden nasıl açılanır: “Akıl insan için aziz ve kıymetli bir şeydir-dedi- Aklın yeri üstte, beyindedir; kıymetli bir şey olduğu için, onun yeri baştadır. Akıl insan için, şüphesiz, bir köstektir; hareketi doğru ve işi ölçülüdür.  Merhametli Tanrı seçmiş olduğu kulunun hareketini ve dilini akıl ile kösteklemiştir. Akılsız ölüdür, akıllı ise, diridir; akıl insanları bu şekilde birbirinden ayırt eder. İnsan, gece gibi, karanlık bir evdir; akıl, bir meş’ale gibi, onu aydınlatır. Her türlü iyilik akıldan gelir; insan bilgi ile büyür ve temayüz eder. İnsan-oğlu bu ikisi ile yükselmiştir; o doğruluk yolunda bu iki şey ile muvaffak olur. İnsan hayvandan bilgisi ile ayrılmıştır; bilgiden daha büyük başka ne vardır. Akim buna benzer bir sözü vardır; akıl yerinde kullanılırsa, faydası çoktur. İnsanı hayvandan ayıran şey bilgidir; insan-oğlu bilgi ile hakim vaziyete geçmiştir. Yürü, hayvan olma; akıllı ol ve bilgi öğren; bilgi ile söyle, sözün muteber olsun.”[7]Akıl karanlık gecede bir meş’ale gibidir; bilgi seni aydınlatan bir ışıktır İnsan akıl ile yükselir, bilgi ile büyür; bu ikisi ile insan itibar görür. Akıl olursa, insan olsa-olsa asıl insan olur; bilgi olursa, insan yapsa yapsa beylik yapar.”[8]  Doğru hareket ve ölçülü iş için akıl esastır. İnsanın gecesi akılla aydınlanır, bilgi ile büyür, doğruluk bu yolda gerçekleşir. İnsanı hayvandan ayıran yani biyolojik bir canlı olmanın ötesine taşıyan bilgidir. Hülasa insan varoluşu kendi hakikatini akıl ve bilgi ile bulur. “Bilginin kıymetini bilgili bilir, akla hürmet bilgiden gelir. Bilginin kıymetini deli nereden bilecek; bilgiyi, nerede bulursa, bilgili alır.”[9]Bilgilinin sözü toprak için su gibidir; su verilince, yerden nimet çıkar. Bilgili insanın sözü eksilmez; akan duru pınarın suyu kesilmez. Âlimler sulak yerlere benzerler; nereye ayak vururlarsa, oradan su çıkar. Bilgisiz insanın gönlü kumsal gibidir; nehir aksa, dolmaz; orada ot ve yem bitmez.”[10] Âlimler sulak yerlere benzerler, ayaklarının dokunduğu yerden su çıkar. Bilgisiz ise kumsal gibidir, su nehir olup aksa fayda sağlamaz. Bu metaforlar üzerinden bilgi ile insanın irtibatı ortaya konulur. “Bütün iyilikler bilginin faydasıdır; bilgi ile göğe dahi yol bulunur. Sen her sözünü bilgi ile söyle; her kesin bilgi ile büyük olduğunu bil, Söz kara yere mavi gökten indi; insan kendisine sözü ile değer verdirdi, insan gönlü dibi olmayan bir deniz gibidir; bilgi onun dibinde yatan inciye benzer, insan inciyi denizden çıkarmadıkça, o, ister inci olsun – ister çakıl taşı, fark etmez, Kara toprak altındaki altın taştan farksızdır; oradan çıkınca, beylerin başında tuğ tokası olur.”[11]Her işte önceden bilgi edinmek faydalıdır; bilgi sonraya bırakılırsa, insan işinde muvaffak olamaz.[12]İş bilirse, bilgili ve akıllı insan bilir; iş yaparsa, bilgili ve akıllı insan yapar. Bu gerçekten şuna benzer; ey merd kahraman bunu dinle. Bütün kor düğümler bilgi ile çözülür; bilgi bil, anlayışlı ol, akıl ile yaşa. Bilgi ile iş gör, sözün doğru olsun; öğrenmekte devam et, bu günü boş geçirme. Bilgili insan fani olana gönül vermez; akıllı ve ağır-başlı insan gelecek olana hazırlanır. Ölümü bilen insan dünya saadetine kapılmaz; öleni gören insan da uzun müddet avunmaz.[13]

Aklın aydınlatması ve bilginin büyütmesi için insanın eğitimi fevkalade önemlidir. İnsanımızı bu nazarla ciddiye alıyor muyuz? Kutadgu Bilig buradan geleceğimize toplum ve devlet olarak akıl ve bilgiye yerinden bakmamızı öğretmiyorsa üzerine konuşmak boşadır. Şimdi bu genel çerçeve üzerinden bilginin insan ile olan irtibatına Kutadgu Bilig üzerinden bakışını anlamaya çalışalım.

İnsan ve Bilgi

Bilgisiz insan, şüphesiz, kördür; ey bilgisiz, yürü; bilgiden nasip al.[14]Bilgi sahibi insanlar pek azdır; bilgisiz ise, çoktur; bil ki, anlayışsız insanlar çok; anlayışlılar ise, nadirdir, Bilgisiz bilgiliye daima düşman olmuştur; bilgisiz bilgili ile her zaman mücadele halindedir, İnsandan insana çok fark vardır; bu fark bilgiden ileri gelir, sözüm buna dairdir.[15] Burada körlük metaforu ile bilgisi ile bilgilinin mücadelesi tespiti üzerinden hayata dair bir çerçeve çizilir. Akıl meşalesini kullanıp bilgi ile aydınlanmayan için körlük vakidir, bilgisiz körlerin bilgililere tasallutu ise bir toplumun büyük krizlerinden biridir. Bu dün böyleyken bugün nasıldır? “Çok dinlemeli, fakat sözü birer-birer söylemeli; bilgili hâkim bana böyle dedi. Çok söylemekle insan alim olmaz; çok dinlemekle alim baş-köseyi bulur.  İnsan, dilsiz de olsa, bilgili olabilir; fakat sağır olursa, bilgiyi elde edemez.”[16] Bilgi edinmenin bilgiç ile farkı burada ortaya konulur. Çok dinlemek, öğrenmek bilgi için çok önemli görülmektedir.

Peki, bu insan nasıl bir insandır? “Akıllı insanlar iyi ad isterler; bilgili insanlar itimada layık olurlar, Akıllı insandan İnsanlık gelir; bilgili kimse insanların insanı olur,  Akıllı insan ne der, dinle; insanların başı akıllı insandır, Akıllı, vefalı kimse insanların asilidir; o başkaları için her vakit kendisini feda edebilir.[17] İnsan dediğin bilgili ve akıllı insandır; onun dışındakilerin hepsi de hayvan gibidir.”[18]  “Bu dünyada akıllı insanın elini uzatıp, alacağı şey azdır; bilgilinin iştiha ile yiyeceği nimet de azdır. Bilgisiz için bu dünya cennettir; o huzur içinde avunur ve hiç bir şeye ihtiyaç hissetmeden yaşar. “Akıllı insan için dünya dikenler ile doludur; yere basınca, ayağına batar, dikkat etmek lazımdır. Bilgili insan için dünya zehir ile doludur; bundan dolayı o yemek yemez, güçten-kuvvetten kesilir.[19] Akıl ve bilgi Kutadgu Bilig’de esas kavramlardan olan, insanlık için olması zaruri iki zemin olarak gösterilir. Öte yandan akıllı ve bilgili insanların karşılaşmaları muhtemel sıkıntılara da burada ima vardır.

Kutadgu Bilig müellifi bu meyanda bilgi meselesine insan ile başlar. İşte burada bir kültürün ve medeniyetin insan tasavvurunu bilgi ve akıl çerçevesinde şu şekilde buluruz: “Bundan sonra imdi insandan bahsettim; onun değeri bilgi, akıl ve anlayışıdır.”[20] “Tanrı insanı yarattı, seçerek yükseltti; ona fazilet, bilgi, akıl ve anlayış verdi… Ona bilgi verdi ve insan bugün yükseldi; ona anlayış verdi ve böylece düğümler çözüldü… Tanrı kime anlayış, akıl ve bilgi verirse, o pek çok iyiliklere elini uzatır.”[21] Varlık içinde insan değerini ve yerini fazilet, bilgi, akıl ve anlayış ile buluyor. Tanrı insanı yaratıp yükseltirken bilgi merkezi bir kavram olarak insan tasavvurundan yerini alıyor. İnsanı üstün kılan Kutadgu Bilig tasavvurunda bilgi ve anlayıştır: “Bilgiyi büyük ve anlayışı ulu bil; seçkin kulu bu iki şey yükseltir.[22] Buna şahit olarak, işte şu söz geldi; bu sözü işit ve bu hususta sözünü kes.[23] Anlayış nerede olursa, orası ululuk kazanır; bilgi kimde olursa, o büyüklük bulur.[24] Anlayışlı olan anlar, bilgili olan bilir; bilen ve anlayan her vakit dileğine erişir.[25] İnsanı Tanrı yaratığı bir kul olarak gören ve onun edilgen bir nesne olduğunu varsayan bakışa karşın kulu değerli kılanın soyut bir kabul ve bağlılıktan öte bilgi ve anlayış olduğunu söyleyen bu insan tasavvuru zamanının ötesinde ve geleceğimizde duran bir yaklaşım taşımıyor mu?

Kelam insan varlığının en büyük delillerindendir.  Dil, insan varlığının, akıl ve bilginin hayata aksettiği ana imkânımızdır: “Bilgili bilgisini dili ile meydana çıkarmazsa, yıllarca yatsa bile, onun bilgisi muhitini aydınlatmaz.  Anlayış ve bilgi çok iyi şeydir; eğer bulursan, onları kullan ve uçup göğe çık.”[26]  “Anlayış ve bilgiye tercüman olan dildir; insanı aydınlatan fasih dilin kıymetini bil. İnsanı dil kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur; insanı dil kıymetten düşürür ve insanın dili yüzünden başı gider. Dil arslandır, bak, eşikte yatar; ey ev sahibi, dikkat et, senin başını yer.  Dilinden eziyet çeken adam ne der, dinle; bu söze göre hareket et, onu daima hatırda bulundur. Bana dilim pek çok eziyet çektiriyor; başımı kesmesinler de ben dilimi keseyim. Sözüne dikkat et, başın gitmesin; dilini tut, dişin kırılmasın. Bilgili dil için özlü bir söz söyledi; ey dil sahibi, başını gözet.”[27]

Dünyada bilgiden daha aziz ne var; bilgisiz olduğunun söylenmesi, insan için ağır bir hakarettir. Bilgili ve dünyada tecrübe ile ömrünü geçirmiş olan insan ne der dinle. Bilgisiz baş-köşede yer bulursa, baş-köşe- eşik ve eşik- baş-köşe sayılır. Eğer bir âlime eşikte bir yer isabet ederse, o eşik baş-köşeden daha iyi ve yüksek olur. Bütün bu saygı bilgi içindir; dünyada yeri ister baş-köşe, ister eşik olsun. Bak, iki türlü asıl insan vardır: biri- bey, biri- âlim; bunlar insanların başıdır. Bunlardan başkalarının hepsini hayvan sürüsü say; hangi tarafı istersen o tarafı tut. Sen şimdi hangisisin, bana bunu acık söyle; bu ikisinden biri ol, üçüncüden kaç. Biri eline kılıç aldı, halkı itaat altında tutar; biri eline kalem aldı, doğru yolu bulup-gösterir. İyi nizam onlardan kalageldi; bu bir mirastır; kimin eline geçerse, onu yükseltir.[28] Kılıç ve kalem dünyada insanlık nizamının iki aracı ise bey ve âlim bunun esas özneleri olurlar. İşte buradan söz bizi bey ve bilgi arasındaki ilişkiye getirir.

Bilgi-Bey ve Nizam-Devlet

Kutadgu Bilig bireyden devlete insanın kut ile yaşamasının temel kavramları ve ilkelerini tespit eder: “Bilgili insan bilgi verir ve şöyle der: Bey iyi ve doğru olursa, halk zenginleşir.”[29] Bu bilgi ile bey birleşir ki eser de Yusuf Has Hacib, bilgi ile bey arasında ilgiyi göstererek yolu açar: “Ey memleketin başı, ey iktidar sahibi, sen her işte önce bilgiyi tatbik et. Her türlü işi bilgi ile işle; her güzel iş bilgi ile meydana gelir.[30]

İnsan tasavvuru üzerinden yükselen düzen ve devlet tasavvuru da bilgi merkezli olarak gelişir. “Dünyayı elinde tutan, onu anlayış ile tuttu; halka hükmeden, bu işi bilgi ile yaptı.[31] Adem’in dünyaya indiğinden beri iyi nizam daima anlayışlı insanlar tarafından vaz‘edilegelmiştir.[32] Hangi çağda olursa-olsun, bugüne kadar daha yüksek yer daima bilgiliye kısmet olmuştur.[33] İnsanların kötüsü anlayış yolu ile asılır; halk arasında çıkan fitne bilgi ile bastırılır.[34] Dünyayı elde tutmak için, insanın anlayışlı olması ve halkı itaat altına almak için de, bilgili bulunması elzemdir.[35] Yönetmek için bilgi esastır. “Bunlardan hangileri bilgiyi buldu ise, onlar zamaneye ve dünyaya hâkim olmuşlardır. Dünya beylerinden hangileri bilgili olmuş ise, iyi nizam koyanlar ve iyilikte ileri gelenler onlar olmuştur. Bugün de kimler iyilik ile şöhret kazanmışlarsa, iyilerin başında en önce onlar gelir. Kim hakim ve bilgili bir bey olmuş ise, o bilgili insanları kendisine yaklaştırmıştır. O eline aldığı her işi dikkatle yapmış ve bilginin gösterdiği yolda yürüyerek, halkı idare etmiştir. Memleketini tanzim etmiş ve halkı zengin olmuş; halkın zenginliğini kendisine kalkan yapmıştır.”[36]

Akıl ve bilgi tasavvuru üzerinden bey ve devlet tasavvuru da gelişir: “Kimde akıl varsa, o asıl insan olur; kimde bilgi varsa, o beylik bulur. İnsan-oğlu kara yer üzerine elini uzattı, her şeye bilgisi ile nüfuz etti. Akıl ile insan asıl insan adını alır; bilgi ile beyler memleket işini tanzim eder. Binlerce fazilet ve birçok alkışlanan işler akıl ile yapılmış olduğu için öğülmüştür.[37]Öğdülmiş cevap verdi:-Ey devletli hükümdar, bu faziletin bir adı da bilgi ve akıldır. İnsan bilgisiz doğar ve yaşadıkça-öğrenir; bilgi sahibi olunca, her işinde muvaffak olur. Anadan doğan bilgisiz doğar, bilgi öğrenir ve böylelikle itibar kazanır. Çalışmakla elde edilemeyen şey akıldır; Tanrı onu insanın hamuruna katar. İnsan akıldan başka bütün faziletleri öğrenir ve böylece bilgisi gelişir.[38] Akıl ile insan olmak, bilgi ile bey olmak; birisi varlık diğeri varoluş ile alakalı iki imkânımız. Böylece eğitim yine gündeme gelir. Akıl insanı insan yapan tabii özelliği iken bilgi iradi ve sonradan öğrenilen liyakat ve niteliği belirleyen hususiyetidir.

İşte devlet memleketi ve milleti bu yolda nizam içinde yaşatır: “Eğer memleket tutulursa, kılıç ile tutulur; eğer memlekete hüküm etmek icap ederse, kalem ile edilir. İnsan bilgi ve akıl ile memleketi tanzim eder; bu üç şey ile insan dünyayı duru bir hale getirir.[39] Bey, memleket ve kanunları bilgi ile ele alır; bütün işleri akıl ile görür. Kılıç memleket zapt eder ve zafer kazanır; kalem de memleket tanzim eder ve hazine toplar. Kılıç kan damlatırsa, memleket alır; kalemden mürekkep damlarsa altın gelir. Gerek geçmişte, gerek gelecekte bu dünyanın bize verip vereceği bu iki şeydir. “Ey bey, bu iki şey büyük bir fazilettir; hâkim hükümdarlar bunu kendilerine düstur edinmelidirler. Şimdi buna benzer bir söz vardır; ey iyi insan, sen bunu dinle. İnsanın bilgili olması çok iyi bir fazilettir; insanın kılıç kullanması daha ustun bir fazilettir. Güzel ve iyi bir memleket kılıç ile zapt ve kalem ile tanzim edilir; her kes dilek ve arzusuna kavuşur.[40] Nizam ve kanunlar işte burada akıl ve bilgi ile söz konusu olur. Bunları ortaya koyan müellif sonunda Türk devletinin de bu esaslar üzerinden yükseldiğini tespit eder:  “Akıl süsü – dil, dil süsü – sözdür; insanın süsü – yüz, yüzün süsü – gözdür. Bu Türk beyleri arasında adı meşhur ve ikbali ayan-beyan olanı Tonga halkın seçkini idi. Ne seçkin, ne yüksek, ne yiğit adam idi; zaten âlemde ferasetli insan bu dünyaya hâkim olur. İranlılar ona Efrasiyab derler; bu Efrasiyab akınlar salıp, ülkeler zapt etmiştir. Dünyaya hâkim olmak ve onu idare etmek için, pek çok fazilet, akıl ve bilgi lazımdır.[41] İşte nizam-ı âlem ve cihan hâkimiyeti iddiasının arkasındaki bakış açısı budur. Fertten topluma ve devleti yönetenlere kadar akıl ve bilginin bu manada düşünüldüğü bir yapı içinde tarihe bakmış ve orada yer almışlardır.

 


[1] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, (Haz. Reşit Rahmeti Arat), Ankara, 1974, s. 39.
[2] Kutadgu Bilig, s. 148.
[3] Kutadgu Bilig, s. 30.
[4] Kutadgu Bilig, s. 253.
[5] Kutadgu Bilig, s. 34.
[6] Kutadgu Bilig, s. 33
[7] Kutadgu Bilig, s.140
[8] Kutadgu Bilig, s.32.
[9] Kutadgu Bilig, s. 44.
[10] Kutadgu Bilig, s.81.
[11] Kutadgu Bilig, s. 26.
[12] Kutadgu Bilig, s. 317.
[13] Kutadgu Bilig, s.259.
[14] Kutadgu Bilig, s. 24.
[15] Kutadgu Bilig, s. 26.
[16] Kutadgu Bilig, s. 84.
[17] Kutadgu Bilig, s.212
[18] Kutadgu Bilig, s. 232.
[19] Kutadgu Bilig, s. 457-458.
[20] Kutadgu Bilig, s. 22.
[21] Kutadgu Bilig, s. 22.
[22] Kutadgu Bilig, s. 153.
[23] Kutadgu Bilig, s. 154.
[24] Kutadgu Bilig, s. 155.
[25] Kutadgu Bilig, s.22.
[26] Kutadgu Bilig, s. 27.
[27] Kutadgu Bilig, s. 23.
[28] Kutadgu Bilig, s. 30.
[29] Kutadgu Bilig, s. 367.
[30] Kutadgu Bilig, s.378.
[31] Kutadgu Bilig, s. 219.
[32] Kutadgu Bilig, s. 220.
[33] Kutadgu Bilig, s.221.
[34] Kutadgu Bilig, s. 27.
[35] Kutadgu Bilig, s. 27.
[36] Kutadgu Bilig, s. 29.
[37] Kutadgu Bilig, s.33.
[38] Kutadgu Bilig, s. 129.
[39] Kutadgu Bilig, s. 99.
[40] Kutadgu Bilig, s. 201.
[41] Kutadgu Bilig, s.31.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.