Cemasef Süre(y)ya

Cemal Süre(y)ya…

31 yıl önce yitirdik.

Hani;

”Yarını bilmem ama rakı içtiğin gün ölmezsin”i…

“Seni seviyorum’dan daha özel bir cümle de var: ‘Sana güveniyorum’.Çünkü herkes herkesi sevebiliyor; ama herkes herkese güvenmiyor.”u…

‘’Dışarıda yağmur, yüreğime hasret, fikrime sen. Nasıl yağıyorsunuz üçünüz birden bir bilsen.’’i…

Cemal Süreya, İkinci Yeni hareketinin en önde gelen şairlerinden biriydi. Henüz lise yıllarındayken aruz ölçüsüyle birkaç şiir denemesinde bulundu. Osmanlıca’yı kendi kendine öğrendi. Lise son sınıfta ise edebiyata olan ilgisi arttı ve kendini artık “aruzcu, eski edebiyatçı” olarak görüyordu İlk şiirlerini ilk eşi Seniha Hanım’a yazdı. Cemal Süreya Asır, Yeditepe, Yenilik dergilerine de şiirler göndermeye başladı. Üniversite yıllarında şiirleri yayımlanmaya başladı ve yine bu dönemde “yeni şiir”e geçiş yaptı. Yeni şiire ilgisi ise Ahmet Muhip Dıranas’ın “Kar” şiiriyle başladı. İlk şiiri “Şarkısı Beyaz” Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlandı. Asıl şöhreti ise 1954 yılında Yeditepe dergisinde Haziran 1954’te yayımlanan “Gül” şiiri oldu. Aşk, kadın, yalnızlık, sosyal ve siyasal eleştiriler, ölüm, Tanrı düşüncesi, portreler ve manzum poetika en sık işlediği temalardı. Şiirlerinin çoğunda serbest nazım biçimlerini kullandı.

Süreya, yayımlanan şiir ve yazılarında birden fazla takma ad kullandı. Ortaokul ikinci sınıftayken kara yollarında çadır bekçiliği yaptığı zamanlar kendine “Cemal Süreyya Seber” ismini seçti. O zamanlar Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay gibi ünlü yazarların adına benzeyecek ve üç isimden oluşacak bir isim arıyordu. Cemalettin’i kısalttı daha sonra yanına en sevdiği ismi ekledi. Sonra girdiği bir iddiayı kaybedince soyadındaki “Y” harflerinden birini çıkardı.  Bu iddia bir telefon numarasının unutulup unutulmaması üzerineydi.

Artık Cemal Süreya’ydı.

Aşk yazdı Cemal Süreya!

‘’Annesinden dayak yediği halde, yine ‘anne’ diye ağlayan bir çocuktur aşk.’’

Yıl 1967

Cemal Süreya, Beyoğlu’nda bulunan Türk Edebiyatçılar Birliği Lokali’nin açılış törenine katılır. O yıllarda ilk eşi Seniha Hanım’dan ayrılmıştır ve Ayçe adında bir de kızları bulunmaktadır. Usta şair açılışın olduğu salonda Zuhal Tekkanat’la karşılaşır ve yanına yaklaşarak evlenme teklifi eder.

Ve evlenirler. Zuhal Hanım’ın da tıpkı Cemal Süreya gibi ikinci evliliği olan bu aşktan Memo Emrah adında bir oğulları dünyaya gelir. Aradan üç yıl geçer ve Zuhal Hanım’ın ağır bir ameliyat geçirmesi gerekir. Felçle sonuçlanabilecek olan bu operasyon başarıyla sonuçlanır. Zuhal Hanım’ın hastanede kaldığı on üç gün boyunca Cemal Süreya her gün ziyaretine gider ve her defasında bir mektup götürür.

“… Hayat uzun değil sevgilim. Güzel geçirmeliyiz hayatımızı. Sen yanımda ol, gam kasavet çeker gider. Türkülenirim. Mutluluk gelir ılım ılım. Sevda sözlerinin bini bir para.“Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız. Seni seviyorum…”

Bu ve bunun gibi mektuplar daha sonra kitap olarak yayımlanacak ve adını da Zuhal Hanım koyacaktır. Kitabın adı hani şu meşhur ‘’On Üç Günün Mektupları’’’

Ayrılık yazdı!

“Önce sevdiğiniz terk eder sizi, ardından uykunuz. Sonra ne sevdiğiniz geri gelir, ne de uykunuz.”

Ve 3 yıl tutkulu aşk yaşadığı Tomris Uyar ile ayrılık vakti geldiğinde, şu sözleri söyledi Cemal Süreya: “Senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikâyen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim; benim ağzımdan kimse duymayacak” ve o günden sonra onun adına hiçbir şey yazmadı. O 3 yıl tarihin tozlu sayfalarına aslında bir sır olarak gömüldü.

Sevda yazdı!

“Okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık ‘sevda’ da boğulur.”

Dört kez evlendi. Onlarca iş değiştirdi. 26 farklı evde yaşadı. Maliye Bakanlığında çalıştı, Darphane’de müdürlük yaptı.

Sonunda şair oldu. Hem de büyük şair!

Oysa o bu büyüklüğü hiç kabul etmedi. Şöyle tanımladı kendini;

“Çok şükür büyük şair değilim.

Ama bir sır söyleyeyim mi kulağına:

Cins şairim ben!

Çıkar giderim,

Nişancı bir şairim

Gözünden haklarım imgeyi…”

Sunay Akın anlatıyor:

Cemal Süreya Darphane’de müdür; paranın yerinde şair müdür. Bütün yolsuzlukları tespit edip, rapor eder, Ankara’ya gönderir, mükâfat bekler, ama ses yok. Bir daha yazıp bir daha gönderir. Çok geçmeden zamanın bakanı Darphane’yi teftişe gelir. Gelir ama Cemal Süreya’nın elini bile sıkmaz. “Bu kapının arkasında ne var?” diyerek bütün odaları dolaşır. Cemal Süreya’yla hiç muhatap olmaz, yardımcılarına sorar. Bu kapının arkasında ne var, burada ne var… İki saat dolaşır ve gider. Giderken Cemal Süreya der ki:

“Bir kapı var ki, onu size hiç açmayacağız”.

“Hangi kapı, ne kapısı” der Bakan.

“Gönlümüzün kapısı”.

Bakan gider, bir rapor hazırlar:

Darphaneyi gezdim, çok pis buldum. Müdür Cemalettin Seber’i (Cemal Süreya) görevden alıyorum. Cemal Süreya bu yazıyı alınca bir basın toplantısı düzenler ve der ki:

“Bakan haklı, gerçekten de o gün şanlı Darphane, tarihinde ilk defa kirliydi. O da Sayın Bakan’ın burada teftişte olduğu saatlerdi!”

“Tanrı bin birinci gece şiiri yarattı.

Bin ikinci gece Cemal’i.

Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı

Başa döndü sonra,

Kadını yeniden yarattı.”da Ülkü Tamer’dendir.

Şair edebiyatçı arkadaşlarına sık sık küserdi. Bu küslük günlerinin birinde Edip Cansever “Cemal Süreya’ya içki içmesini ben öğrettim” deyince intikamını “Edip’e şiir yazmayı ben öğrettim” diye alır ancak barıştıklarında da dünyaya ilan eder bunu: “Edip’le barıştık.” diye.

Özgürlük sevdalısıydı. Derlemeler, çeviriler yaptı. Onlarca kitaba imza attı.

Aziz Nesin, sahip olduğu bilgi birikimi için Cemal Süreya’ya J.P.Sartre’a da dediği gibi;

“Dünyanın en küçük devleti” derdi.

Bir ocak günü öldü.

“Ölüyorum tanrım

Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür,

Biliyorum tanrım.

Ama ayrıca, aldığın şu hayat

Fena değildir.

Üstü kalsın.”

O hep,

“Özgürlüğün geldiği gün, o gün ölmek yasak” demişti.

Yıllarca kimliğini gizlemekten hiç özgür olamadı. Yine de vatanını çok sevdi.

“Ne demiş uçurumda açan çiçek,

Yurdumsun ey uçurum!”

Futbol sevdalısıdır, Beşiktaş’a gönül vermiştir. Hatta Cemal Süreya’nın futbolla ilgili bir anısı da şudur:

Nâzım Hikmet’in oğlu Mehmet Fuat o sıralar D Yayınevini yeni açmıştır, Cemal Süreya Mehmet Fuat’a seslenir: “Fuat geç kaleye. Üç penaltı atacağım. Üçü de gol olursa bizim bir arkadaşın şiir kitabını ücretsiz basacaksın.’ ‘Tamam’ cevabı alınır, üç atış da gol olur ama Mehmet Fuat sözünü tutmaz. 1 yıl sonra başka bir yayınevinde basılan şiirler kimin biliyor musunuz?

Ahmed Arif… ‘‘Hasretinden Prangalar Eskittim’’

Ve Üvercinka. Cemal Süreya “Üvercinka” adını taktığı genç bir kızla tanışır ve aralarında tutkulu bir aşk başlar. Fakat Süreya’nın 58 yıllık hayatında bu genç kızın ne adını bilen ne de yüzünü gören kimse olmayacaktır. Fakat Süreya’nın hayatında bir giz olarak kalan bu sır, Türk Şiirinin en güzel ve gizemli şiirlerinden birini ortaya çıkarmayı başarmıştır.

Üvercinka ‘’güvercin’’ kelimesinden türetilmiş, g harfi düşerek üvercin olmuş, devamında Anadolu’da kadınlara “ka” diye hitap edilmesi üzerine  onunla birleştirilerek güvercin kadın anlamında kullanılır. Güvercin kanatları anlamına da gelir.

‘’Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dâhil’’

İkinci Yeni’nin Cemal Süreya’sı. Diyordu ya hani Can Yücel: ‘’Aşk yok gayri memlekette Cemal Süreya beri gideli.’’

İyi ki bu topraklarda yaşadı.

Anısına saygı ve özlemle…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.