Sen, Sen Değilsin

“Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!.. Niçin bunu anlamakta bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?”
 -Sabahattin Ali

İçimde geçmişe dair akıl almaz bir özlem var. İlk çocukluk, ergenlik ve gençlik zamanlarımın tüm pembe rüyalarından uyandım. Zaman önü alınamaz bir salgın gibi ilerlerken devamlı, ben dünden düne savrulup duruyorum. Tüm kayıplarıma rağmen tekrar başlamak istiyorum.

Bazen etrafı izleyip; basit, önemsiz, alelâde insanlara bakıp belki biraz da küçümseyerek geçip giderdim. Bilmezdim her insanın içinde kocaman deryalar olduğunu. Bilmezdim her insanın kendi başına koskoca bir evren olduğunu. Ve bilmezdim kendimin de o basit insanlardan biri olduğunu. Artık çok geç olsa da öğrendim.

Binlerce yıllık bu dünya düzeninde ufacık bir zerre bile olmadığım gerçeğini kabullendirdim zihnime. Artık başrolünde olduğum masallar yazmıyorum. Artık farkındayım gerçeğin; tüm çıplaklığıyla! Belki de öyle sanıyorum. Cehaleti tüm hücrelerimde hissediyorum. Hissediyorum tüm budalalıklarımı, çocukluklarımı, yalanlarımı ve yanlışlarımı. Gördüğüm rüyalardan da uyandım. Ve bunun sebebi saçlarıma düşmüş birkaç tel ak değil! Sadece biraz düşündüm. Biraz düşünmek yani gerçekten düşünmek, yıllarca yaşamaktan çok daha fazla şey öğretti bana. Tüm bu bilgilerimle öğrendim cahilliğimi.

Saatlerce konuşup hiçbir şey anlatmayan bir adam tadında geçti hayatım. Bomboş! Ve ben bu sonsuz boşluğu, kalbime hafif bir vuruştan sonra çıkan çığlıklardan anlayabiliyorum. Yankı yankı çarpıyor yüzüme, nasihat etmek isteyen bir babanın çocuğunun yüzüne çarpması gibi.

Kandırıldığımın farkındayım. Saruman’ın idaresindeki Theoden gibi geçmiş hayatım, gölgelerin arkasında. Gözümüzün içine soktuğumuz narsistlik, dünyanın yörüngesini belirlediğimize dair fikirler, her şeyin ve herkesin merkezinde oluşumuz, tüm ahmaklıklarımız, tüm kurgularımız… Sokakta yürüyen alelâde insanlardan biriyim. Kuru kalabalıklar içindeki basit bir yığından gayrısı değilim.

Dünya yaşamak için çok kısa. Zamansa unutmak ve kendini unutturmak konusunda oldukça usta. Yani bastığım toprağa basan binlerce ölü var toprağın altında. Biliyorum ben de bir ölü adayıyım her hâlükârda. Geldik, gördük, gitmeyecek gibi durduk, gittik. Hayır, bu yazının konusu ölüm değil. Hayır, kibir de değil. Asıl konu hepimizin kandırılmış olmasıdır. Zaman tarafından. Evet, tarafından. Asıl mesele akrep ve yelkovan arasındaki gayrimeşru ilişki. Hiç hareket etmeden duruyormuş gibi duran ama aslında hiç durmadan hareket eden bir lanetin içindeyiz. Verdiğimiz her karar, kurduğumuz her plan, yaptığımız her tercih sonucunda geldiğimiz nokta; boktan! Binilmesi gereken tüm gemileri kaçırdık çoktan. Elimizde su alan bir sandal kaldı. Ve de art arda sıraladığımız masum yalanlar. Bak, bu da masum bir yalan…

Geçmişe dönüp kendimi görseydim, derdim ki: “Oğlum, salaklık etme! Ne sen kurduğun kişisin ne çevrendekiler düşündüğün kadar basit. Ne de zaman göründüğü kadar adil. Ne dünde kalanlar ne yarın olacaklar önemli. Elindeki tek hazine içinde bulunduğun an.” Ya da boş verirdim hepsini, sadece tek bir cümle söyleyip kaçar giderdim: “Merhaba geri zekalı!”

Çeyrek asır ömür, bir o kadar da düşünce girdapları sonrasında hiçbir şey oluşum hayli kararlı oldu. Yarın uyanmasam belki öbür gün ben bile unutabilirim kendimi. Çünkü ne ben o masaldaki kahramanım ne de zaman göründüğü kadar nazik. Baba olma telaşıyla bekleyen adamın ömründen ömür çalan dakikalar uzunluğunda değil hiçbir gün. Seneler, saatlerden rol çalıyor adeta. Ve tüm bu kimlik karmaşasında hayat eskisi kadar berrak değil. Toprak etimize aç; zaman ruhumuza…

Başkalarının tecrübelerini tecrübe etmek aptallıktır derler. Ben bu aptallığı iliklerime kadar hissedip yerimi sıradaki aptala bırakıyorum. İyi oyunlar diliyorum.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

4 thoughts on “Sen, Sen Değilsin”

  1. Gayet güzel bir yazı… Altı kalın çizgilerle çizilecek bir sürü kendimden parçalar buldum diyebilirim

  2. Şiirlerinde kullandığın üslup burada da devam etmiş. Şiir satırlarını düzyazı dönüştürmüşsün. İyiki de dönüştürmüşsün dostum. Bir iç hesap, bir çaresizlik, bir pişmanlık… kalemine sağlık.

  3. Güzel insan, yolunda devam et. Bırakma sakın. Eline sağlık güzel bir yazı. Yakın gözlüğü olmamasına rağmen yazı beni sürükledi. Gelecek yazılarını iple çekiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.