Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-IX

Kitaba Dair Bir Tereddüt: Çizerek-Not Alarak-Kitaba Kıyamayarak Okuma

Okumanın insana yazdırdığını, yazma dürtüsünü güçlendirdiğini düşünenlerdenim. Zira okuma ile kıskançlıktan muhafaza hissine, beğeniden aktarma fikrine kadar birçok farklı yönelim ortaya çıkıyor. Böyle olunca bir kitabı hiç çizmeden, üzerine ya da başka bir yere not almadan okumayı bazen bir kayıtsızlık hatta faydasız bir okuma olarak görenler de var. Haklı oldukları taraflar olmakla birlikte bunu yazı dizisi boyunca sıklıkla eleştirdiğimiz manada bir düzen şekline dönüştüren hatta şart haline getirenler olduğunu düşündüğümüzde sorunlu tarafları olduğu da açık.

Öncelikle şahsi tespit ve uygulamamdan bahsederek başlarsam, bana göresine dair merakı gidermiş olurum sanırım. Ben kitabı çizerek okuyanlardanım. Çok nadir de notlar alarak. Ancak kitaba dair bakış açımda onu nerede ise bir canlı varlık olarak görmemden dolayı estetik kaygısı güderim. Minik bir cetveli yanımdan ayırmam ve çoğunlukla da yeşil mürekkepli ince uçlu bir kalem kullanırım. Bu benim kitap ile rabıtama dair rafine bir zevk. Bunu yapma sebebim de bir vakit sonra örneğin 2 sene evvel okuduğum bir kitapta neleri kaydettiğimi bir kez daha görmek ve bir anlamda kendi muhasebemi yapmak. Ayrıca bir eğitimci olarak yazarak öğrenmenin/ezberlemenin kolaylaştırıcı etkisini de göz ardı etmemek…

Peki ben böyle yaparken genel geçer bir yönlendirmem olabilir mi? Elbette hayır!

Okumak kişiden kişiye şekillenebilecek, düzenlenebilecek, farklılıklar gösterebilecek bir eylem. Okuyucunun hususiyetleri bu rabıtanın şekli kısmını belirler. Hafızası iyi olmayan not almak ister örneğin, bir an önce okuyup bir sonraki kitaba geçmek isteyen, çoğunlukla okuma oburu okuyucular için bu çok tercih edilmez. Kitaba kıyamayan bir okuyucu kesimi var ki tercihleri çok yerinde gelir bana. Tam tersi, “Kitaba bu kadar mana yükleyemem sonuçta bir metadır!” diyerek onu hunharca kullananlar da başka bir tür tavır geliştirmiştir. Bu noktada aslolanın “okumak” olduğu fikrine yaslanıp bunların tamamını makul görmek mümkün ve galiba böyle de olmalı.

Yazıya konu olan tartışmanın bir boyutu da hep eleştirdiğimiz metalaşma ve kitabın kapitalist düzende tüketim aracı haline gelmesi. Kitaptan pahalı kalemler, defterler, diğer yan ürünler… Sanki kitabın etrafına bir duvar örmek ve asıl eylemden uzaklaşmak gibi geliyor bana. Tabii ki belirli ölçülerde olduğu müddetçe, heves ya da özenmeye bağlı şıklıklara tarafız. Kaldı ki; iyi bir kalem ve deftere sahip olup yanında taşımayı, iyi okuyucuya her daim tavsiye de ediyoruz. Bu benim de kendimi güvende hissetmem için gerekli. Hatta çoğu zaman cetvel ya da kalemimden birini yanıma almayı unutmak kitabı okumama ile sonuçlanan eksiklik hissini kaçınılmaz kılar. Bu konuyu açmakta fayda var.

Not almak fikri çoğu zaman bana zor gelmekte. Bunda en önemli sebep zaman sorunu… Bunun yerine notlarımı sosyal mecralar üzerinden paylaşmak galiba bir taşla birkaç kuş vurmak gibi geliyor. Hem kaydetmek hem de bunları dostlarla paylaşmak daha makul geliyor galiba. Ama kalemden ve kâğıttan vazgeçmek mümkün değil. İyi bir –bazen iki- dolmakalem taşımak, boş kaldıkça el yazısı çalışmak, bir iki cümle kaydetmek çok değerli, çok da kalıcı bir zihin eylemidir. Böyle bakınca not alarak okuyan dostları biraz da kıskanıyorum galiba.

Çizmek ya da not almak fikrinden uzak okuyucu için ne düşünüyoruz o halde? Hafıza kişiden kişiye değişen bir unsurdur. Okuduğu hemen her şeyi kolayca zihnine kaydeden biri için çizmeden, not almadan okumak elbette kabul edilebilir dahası takdir edilebilir bir durum. Ancak eylemi salt cümleler üzerinde göz gezdirip, kitabı bitirmek ve bir sonrakine geçmek şeklinde gerçekleştirmek tamamen tüketici bir seçim. Elbette tercih edilebilir ve asla yargılanamaz bu seçim lakin okumadan bu manada bir tavır, değişim, dönüşüm ve iyileştirme bekliyor isek kitabın sizde kalması gereken noktaları var. Ki bence okumanın en uygun şekli arayarak okuma; kendine ait olanı aramak ve en azından bir cümleyi zihne nakşetmenin yolunu bulmak. Ki bunun yolu önce iyi bir hafıza sonra da ikinci bir tekrar manasına gelen çizmek ya da not almaktan geçiyor. Bir de kitaba alınan notların gelecekte bir başka kitap dostunun eline geçmesi düşüncesi var ki bana bir insanlık mirası gibi gelir bu ihtimal. Sahaftan aldığımız kitaplardan beklediğimiz minik sürprizler de hep bunlar olmuyor mu ki? Ben sadece bunun için bile kitap ön ya da arka kapağına okunduğu tarih ve yeri not almanın bir yolunu bulurum her daim. Elbette estetik bir kaygıyla; iyi bir el yazısı gibi… Hatta şimdilerde kitaplar için isme özel hazırlanan mühürler de iyi bir seçenek olabilir. Ama bir kez daha tekrarlıyorum ki kitabın bu yan ürünlere bir yol açıp metalaşmasına her daim mesafeliyiz.

Son olarak söylemek istediğimiz şey şu: Okumak tamamıyla bir özgürlük alanı. Seçimlerinizden okuma metotlarınıza kadar her şey sizin tercihlerinizle belirlenir ve kimsenin bu tercihleri eleştirme hakkı yoktur. Ancak bu seçimler okuma eyleminin önünde birer ön şart ya da tüketim zorunluluğu haline gelirse işte o vakit bir müdahaleye de ihtiyaç olduğunu düşünürüm kendimce.

Çizmek, not almak ya da kitaba kıyamamakla alakalı her türlü tercihinizin kitap ile aranıza yeni bariyerler kurması değil aksine bunu zevkli ve konforlu bir hale getirmesi temennisi ile iyi okumalar…

Ankara, 20.12.2020, 03.40

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.