Kutadgu Bilig’de Adl/Könilik/Doğruluk

Medeniyet umrandır. Umran maddesi manasıyla bir kültürün hasılası. İnsan bu kültürün hem müsebbibi hem de müntesibi olan. Onun ferdiyeti toplumun zemini iken toplum devletin, şehrin ve cümle nizamın esasıdır. Hülasa insan umranda esastır. Buna ilave insan umranda bir toplum varlığıdır. İbn Sina misalinde görüleceği üzere toplum yapısının oluşması ve doğru olarak yürümesi ve toplumda ilişkilerin, kanun ve adâlet ilkelerine göre tanzimi ile mümkündür. Bu bakımdan umranın maddesi insan ise ruhu adalettir, demek yanlış olmayacaktır. Adalet sadece kadıdan hakkını almak değil tüm hayatın bir muvazene üzere işlemesinin esasıdır. Mevlana tabiri ile söylenecek olursa adalet ağaçları sulamak zulüm ise dikenlere su vermektir.

Kutadgu Bilig kavramları çerçevesinde teşekkül eden İslami dönem Türk hayatı pek çok vechesiyle bu bakışı teori ve pratikte ifade ve temsilin yapısını söz konusu eder. İşte tam burada bu faraziyemizi Kutadgu Bilig’in dayandığı ana omurgaya bakarak sınayabiliriz: “Yine bu kitabın içindekileri söyler; bunu şu dört iyi temel üzerine kurar. Bunlardan biri- adalet olup, doğruluk üzerinedir; İkincisi- devlet olup, saadet ve ikbal demektir. Üçüncüsü- akıl olup, ululuk ifade eder; dördüncüsü ise- kanaat ve afiyettir.”[1] Burada dikkate dokunan önemli bir mesele adaletin devletten ayrı ve ondan önce bir yerde zikredilmesidir. Könilik olarak ifade edilen adaletle yönetme, doğruluk manasında ifadesini bulur. Yani doğru olan adil olandır. İşte burada kitabın teşkilinde müellif “Adalete Kün-Toğdu adını yerir ve onu hükümdar yerine koyar.”[2] Burada açık seçik görülür ki hükümdar devlet sıfatının üstünde adaleti temsil eder. Devlet sıfatı ise Aytoldu adı ile vezire bırakılır. Güneş nasıl baki ve değişmez, ışıkları herkese eşit gelirse adalet timsali hükümdar da o adla ve adaletle var olur. Ay ise saadet gibi gelip geçer; bazen dolunay olur bazen görünmez. İşte bu metafor dünyası içinde umran içinde insanın toplum içindeki siyasi teşkilatı olan devlet adalet sıfatının adeta gölgesinde teşekkül eder.

Hükümdarın bu sıfatını nasıl deruhte edeceği de eserde ortaya konulur: Hükümdara “Bu oturduğun ne biçim bir tahttır; bunun manasını anlayayım, bana söyle. İkincisi- elindeki bu bıçak nedir; benim bunu da iyice bilmem lazım. Üçüncüsü – niçin sağında şeker var, solundaki bu acı-ot nedir. Sana bakınca, öfkeli olduğunu gördüm; bunları görünce de, ne diyeceğimi şaşırdım.”[3], denildiğinde hükümdar: “Ben işleri doğruluk ile hallederim; insanları, bey veya kul olarak, ayırmam. Ey becerikli insan, elimdeki bu bıçak biçen ve kesen bir alettir. Ben işleri bıçak gibi keser, atarım; hak arayan kimsenin işini uzatmam. Şekere gelince, o zulme uğrayarak, benim kapıma gelen ve adaleti bende bulan insan içindir. O insan benden şeker gibi tatlı-tatlı ayrılır; sevinir ve yüzü güler. Zehir gibi acı olan bu Hind otunu ise, zorbalar ve doğruluktan kaçan kimseler içer. Bunlar kavga edip, bana gelirler ve ben hüküm verince, bakarsın, acı Hind ilacı içmiş gibi, yüzlerini ekşitirler. Benim bu sertliğim, kaşlarımın bu çatıklığı ve bu asık suratım bana gelen zalimler içindir.”[4], cevabıyla mukabele ederek adalet kavramının fiili durumunu insanları bey ve kul diye ayırmam diyerek başladığı sözlerini acı otu verdiği zulüm ehlinden bahsederek bitirir. Burada adaletin tecellisinde “İster oğlum, ister yakınım veya hısımım olsun; ister yolcu, geçici, ister misafir olsun.  Kanun karşısında benim için bunların hepsi birdir; hüküm verirken, hiç biri beni farklı bulmaz.

Bu beyliğin temeli doğruluktur; beyler doğru olursa, dünya huzura kavuşur.”[5], denilerek mesele izaha gerek kalmayacak kadar açık seçik ortaya konulur. Burada hükümde eşitlik ve dünyaya huzur verme düşüncesi bu umranın mahiyetine dair adalet kavramı üzerinden bize fikir verir. Kutadgu Bilig’de bu durum “Eğer devamlı ve ebedi beylik istiyorsan, adaletten ayrılma ve halk üzerinden zulmü kaldır”[6], denilerek tespit edilir. Yani devlet başında kalmanın esası halktan zulmü kaldırmaktır. Başka bir yerde “Ey hükümdar, bu saltanatın uzun sürmesini istersen, şu bir kaç işi yap, şu bir kaç şeyi de bırak. Adaletle iş gör, buna gayret et; hiç bir zaman zulüm etme; Tanrıya kulluk et ve onun kapısına yüz sür.”[7]

Devletin ve hükümdarın bu esasının yansıyacağı en önemli yer şüphesiz kanunlardır. Kanun adalet fikrinin adeta tecelligâhıdır. Bu konuda eserde müellif “Adalete istinat eden kanun- bu göğün direğidir; kanun bozulursa, gök yerinde duramaz. Bu kanun koyan beyler hayatta bulunmasalardı, Tanrı yedi kat yerin nizamını bozmuş olurdu. Adil beyin yüzünü gören kutlu olur; sevaba girer ve günahtan kurtulur.”[8], tespitleri nizam için adil kanunun varlığını ve bunun uygulanmasını adalet kavramı çerçevesinde ortaya koyar.

Doğruluk

Kutadgu Bilig’de adalet kavramı ile birlikte rastladığımız diğer kavram doğruluktur. Burada doğruluktan ne anlaşıldığı eserde çok açık bir şekilde ortaya konulmuştur:  “Bak, kimin düşündüğü ‘ile söylediği bir olursa, işte doğru insan odur – dedi- Onun içi dışı gibi, dışı da içi gibidir; doğru ve dürüst insan böyle olur. İnsan gönlünü çıkarıp, avucuna koyarak, başkaları önünde, mahcup olmadan, dolaşabilmelidir. Saadette yükselmek için, insana doğruluk lazımdır; insanlık doğruluğun adıdır, inan. İnsan nadir değil, insanlık nadirdir; insan az değil, doğruluk azdır.”[9] İnsanın gönlünü çıkarıp avucuna koyması ve mahcup olmadan dolaşması yaklaşımı ne zaman üstü ve enfes bir tabirdir. İnsanlık bu manada doğruluk ile birleşir ve insanın içi dışı bir olmasının nadirliği de bu nadir eserin tespitlerinde insanlığımıza bir kere daha ulaştırılarak günümüz ve gelecek olarak önemli bir miras olarak idrakimize sunulur.

Doğruluk kavramı Kutadgu Bilig’in diğer bir önemli kavramı olan iyilikle de birleşir: “Doğruluk bir sermayedir ve bütün iyilikler bu sermayenin karıdır; bu kâr ile insan ebedi tadı bulmuştur.”[10] Doğruluk yüzünden g5k ayakta durur; yer sabit olduğu için, üzerinde ot ve ekin biter.  Sağa sola meyletme, doğru dur, gönlünü dürüst tut; doğru olan her iki dünyada doğruluk bulur.”[11]Sermaye kavramı kapitalist manası dışında burada doğruluk ile birleştirerek mefhumu kendine özgüleşir ve bize özümüzü anlatırken, kâr kavramı da aynı şekilde iyilikle birleşerek modern zamanda fersude ruhlarımıza başka bir dünyayı hatırlatır.

İşte bu önemine binaen müellif kitabının kurgusuna bu kavramı koymuş ve bunu “Bu aziz kitap dört büyük ve mühim temel üzerine bina olunmuştur, Biri – doğruluk, İkincisi – saadet, üçüncüsü-akıl, dördüncüsü- kanaat”[12], şeklinde ifade etmiştir. Aslında bu dört kavram insan, toplum, devlet tüm tasavvurların merkezindeki kültürün ve medeniyeti oluşturan esasın kavramlarıdır. Bu bakımdan da Kutadgu Bilig kavramlarını tanımak önemlidir.  Buradan hareketle devlet yöneticisi vasfı olarak doğruluk ki bu adaletin tatbiki manasına da gelir, ortaya konulur: “Bu beyliğin temeli doğruluktur; beyler doğru olursa, dünya huzura kavuşur. Akıllı insan buna benzer bir söz söylemiştir; kim akıllı insanın sözünü tutarsa, iş yoluna girer. Beyliğin temeli doğruluk üzerine kurulmuştur; doğruluk yolu beyliğin esasıdır. Bey doğru olur ve ülkeye böyle hüküm ederse, bütün dileklerine kavuşur.”[13] Adalette olduğu gibi doğrulukta da amaç dünya huzurudur. Yine uygulamada aynı yapı söz konusu olur: “Kanunu doğruluk ile tatbik etti ve halk zenginleşti; o iyi bir devirde iyi bir nam bıraktı.”[14]”Ben işleri doğruluk ile hallederim; insanları, bey veya kul olarak, ayırmam.”[15] İşte tam burada adalet ve doğruluk hem nazariyede hem de ameli sahada birleşir.

Kutadgu Bilig kavram dünyası içinde pek çok değerli kavram vardır. Yusuf Has Hacib bunların çok önemli bir kaçını bir yerde şu şekilde ifade eder: “Ey asil tabiatlı, her iki dünyada insanlara faydalı olan şey, iyilik yapmaktır. İkincisi- haya, üçüncüsü – doğruluktur; insan bu üç şey ile saadet güneşine erer.”[16] Modern dünyada varoluş sancıları çeken ruhlar için burada kavram ve mantık dünyasının oluşturduğu kültür sadece müntesipleri için değil tüm insanlık için de faydalı bir muhtevayı taşır. Fayda, iyilik ve doğruluk bir arada İbn Sina örneğinde bahsettiğimiz umrandaki saadetin esası olarak gösterilir.

Nihayet sorar müellif: “Hani, doğruluk ile hareket eden kim var; hani Allah rızası için iş gören kim var.”[17] Maziden gelenek içerisinden gelen bu soru sanki bugüne sorulmuş gibi değil midir? Kutadgu Bilig kavramları kendiliğini, kayıp ülkesini ve arayanlar için bugün ve gelecek adına öz mahiyetinde değerleri bize hatırlatan çok değerli varlıklarımızdır. Topraklarımızdan çıkan madenler nasıl halimizi ve geleceğe değer vaad ediyorsa gelenekten klasik metinlerden bize ulaşan bilgilerin esasında yer alan kavramlar da o mahiyette ehemmiyet taşırlar. Adalet ve doğruluk merkezinde kavramlara baktığımız bu yazıda da görmekteyiz ki kaybettiklerimiz aslında görmediklerimizin arkasında çok yakınımızda.

 


[1] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, Haz. Reşit Rahmeti Arat, Ankara, 1998, s. 7.
[2] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 7.
[3] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 68.
[4] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 69
[5] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s.70.
[6] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 112.
[7] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 113.
[8] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s.253.
[9] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s.73.
[10] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 204.
[11] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s.401.
[12] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s.2.
[13] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 70.
[14] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 32.
[15] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 69.
[16] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s.128.
[17] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 464.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.