GÂVUR HASTALIĞI!

Uzun süredir geceleri uyuyamıyorum. Ben de her insan gibi çizgili pijamalarımı giyip akşam çayımı içtikten sonra ayaklarımı uzatıp dizi izlerken uyuklamak ve dizinin bitiş jeneriği ile uyanıp: “ Haydi hanım geç oldu” uyuyalım demek istiyorum” pijamadan çıkan göbeğimi kapatmaya çalışırken yarı uykulu şekilde yatağıma yol almak istiyorum…

İstiyorum istemesine de olmuyor, uyuyamıyorum…

Yatağa uzanınca kafamda envai çeşit düşünceler erik dalı oynuyor, sanırsın kafamda bütün Afrika kıtasındaki filler aşiret kolonileri kralının düğününe gelmişler de Mahmut Tuncer türküleri eşliğinde halaya duruyorlar…

Kafam Çıfıt çarsısı gibi, ne ararsan bulunur derde devadan gayrı…

Eskiden böyle olanları etkili bir türbeye götürür iki gün türbede bağlarlardı diğer gün şıp iyileşirdi. Şimdi psikologlar var, onlara gidip mutlaka çocukluğunuza inmeniz lazım…

Ne menem bir durum ise çocukluğunuza inmeden bulamıyorsunuz sorunu!

İlle çocukluğa inecek o ilk altına yapışınız, sünnet töreninde kirvenizden kaçışınız falanı yine travmatik şekilde hatırlatıp çocukluğunuzda unutmaya çalıştığınız her şeyi büyüklüğünüze yeniden hatırlatacaklar!

 

Eskilerin üç harfliler musallat olmuş dediklerine şimdikiler psikolojisi örselenmiş diyor!

Evet, benim psikolojim fena halde örselenmiş, ötekileştirip öbürsüleştirilmiş…

Sorun tam olarak çocukluğumun hangi bölgesinde tespit ve teşhis edemediğimden, geceleri sabahlara kadar uykusuz bir şekilde delirmemek ve örselenmiş psikolojimin su sızdırmaması için ruhumun sızdıran yerlerine çekomastik çekiyorum.

 

Doktor arkadaşımın dediğine göre insomnia olmuşum!

En azından ismi havalı… Kahvede soruyorlar bana “ hoca hastaymışsın, neyin var”

“ Övünmek gibi olmasın ‘insomnia’ olmuşum, deyip burnumu havaya dikiyorum…

Allah korusun ismi kötü bir hastalık olursa insan içine çıkamazdım değil mi?

Mesela Bakkal Lütfü, kıl dönmesi olmuştu herkesten sakladı.

Kim sorsa “apandisitimi aldılar” diyor. Ama ben gerçeği biliyorum, 1.75 boyundaki adam kıl dönmesi olmuş, rezalet…

Kahvede duyarlarsa rezil bir durum…

Haşim abi de hasta olmuştu bir hafta görünmedi, arayıp neredesin diye sorunca: “ Hocam kimseye deme de ‘cörtlek’ olmuşum demişti.

“Cörtlek nedir Allasen Haşim abi?”

Sahi insan içine çıkıp “kılım döndü, cörtlek oldum” denir mi?

O yüzden hastalığın ismi de güzel olmalı…

Bu konuda Allah’a şükür gururlu, onurlu ve sürur doluyum.

Kahveye burnum Kaf dağında giriyorum…

Neyin var hoca?  “Övünmek gibi olmasın İnsomnia, zeki ve zenginlerin hastalığı! Zengin olmadığıma göre zeki olduğum için yakalandım ellam!

Dün gece yine uyuyamadım, sabaha kadar dön baba dönelim.

Baktım olmayacak kalktım mutfağa gittim, bir de acıkmışım ki sormayın, dolabı açtım pek bir şey yok.

Domateslikten malulen emekliliği gelmiş domatesvari, domatesimsi bir varlık!

Salatalık olduğuna üç kişinin şahitlik etmesi durumuna ikna olacağınız bir hıyar ve bir de zor günlerin en sadık dostu, emekli, dul ve yetimlerin yareni kadim dost tahin helvası…

Diğerlerine pek yüz vermeden tahin helvasına yakışır bir saygı, ihtiram ve ihtisas ile kendilerini protokol düzeyinde masaya koydum. Bir parça da ekmek bulursam kendisiyle müzakerelere başlamayı planlıyorum. Her yere bakındım, muhterem tahin helvası hazretlerini masada bekletmek bana yakışmaz, bu vesile ile büyük bir ihtimam ile ekmek arıyorum…

Ekmek yok!

“Ekmek yoksa pasta ye” diyen olursa ağzına domateslikten malulen emekli arkadaşı tıkarım!

Daha da konuşursa o hıyara benzeyen arkadaşı da bu tıkma eyleminde işbirlikçi olarak sahaya sürerim!

Nihayet uzun süreden sonra dişimin düşen dolgularına nüfuz edecek derecede biraz ekmek buldum.  Ekmek arası mübarek tahin hazretleri ile bir ünsiyet peyda etmek isterken, ekmek yetmezliği sebebiyle helva arası ekmek ile geceye devam ettim mecburen!

Sonra bir çay demledim, çayımı alıp pencerenin önüne oturdum ki mahallenin müezzini Hacı Tahir efendi cami dönüşü beni gördü.

“Ooo muhterem maşallah her zamanki gibi sabah namazı vaktinde pencere önünde çayla görüyorum seni hoca, maşallah erkencisin” dedi.

“ Evet, hocam her sabah çay demliyorum, gel birlikte içelim”

“ Yahu azizim erken uyanıyorsun da camiye neden teşrif etmiyorsun mübarek” diyerek hafif ironik, ağır laf sokmalık bir cümle kurdu.

“ Hocam ben de kronik insomnia var” camiye gelirsem bulaştırırım diye gelmiyorum”

“ İnsomnia nedir”

“ Gâvur hastalığı işte hocam, bir ara imanım zayıfladıysa demek ki elin gâvurunun hastalığı gel sen bana bulaş, sonra çok tevbe ettiysem de damarlarıma sirayet etmiş hocam, iyileşmeden gelmesem cemaatin ve ümmet-i Muhammed’in selameti için daha hayırlı olacak”  deyip Hacı Tahir’in kafasını karıştırıp yolladım…

Sen tut bu Hacı Tahir Efendi şaka olsun diye söylediğim şeyi cami cemaatine anlat!

Bütün mahalle çalkalanıyor, “şu edebiyat muallimi gâvur hastalığına yakalanmış, bulaşıcıymış illet, aman dikkat edin” diye herkes herkese tembih ediyor.

Gece boyu uykusuzluktan zombilere karışmak üzereyken bir ara koltukta dalmışım, göz kapaklarım onca çölü aşıp, onca dağı deldikten sonra nihayet birbirine kavuşmak üzereyken zil çaldı.

Kapıyı açtım Zarife teyze, Bakkal Lütfü ve Haşim abiden oluşan efsanevi illumünati örgütü üyeleri bir arada ellerinde paket ve tencereler ile kapıdalar…

Bakkal Lütfü “Hocam geçmiş olsun hastalanmışsın dediler kapıdan bir geçmiş olsun diyelim dedik”

“Lütfü abi hasta değilim iyiyim, şükür”

“Hacı Tahir Cuma namazında söyledi. Yalan söyleyecek değil ya kocaman devletin diyanetin müezzini sonuçta”

“ Nasıl yani, Hacı Tahir denen sizin örgüt üyeniz benim hasta olduğumu Cuma namazında Ümmet-i Muhammed ile mi paylaştı?”

“ Yok, hocam konu sen değildin de hasta ziyaretinin ne kadar sevap olduğunu anlattı. ‘Sevap kazanmak için bildiğiniz hastaları ziyaret edin’, dedi,  laf arasında da senin amansız bir gâvur hastalığına yakalandığını söyledi.”

“ Anladım Lütfü abi, kendisi hasta değil ben hastayım yani…”

Oradan Haşim abi sazı aldı: “ Hocam, bizim hanım sana mercimek köftesi yaptı, sen yemeyeceksen ben yerim yani”

“ Ye Haşim abi ye, zaten Afrika kıtasındaki açların sebebi belli.

Olmuşsun 150 kilo, bir tencere mercimek köftesi daha yesen nolacak ki, ye Haşim abi ye, Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar ye. Hatta Hacı Tahir ile yiyin, arkamdan konuşup ölü eti yemekten iyidir.

“ Yok, hocam ben yalnız yerim anca bana yeter”

Zarife teyze ise; “ Hoca sana helva yaptım ama yarısını bu Haşim yedi. Adam ne bulsa yiyecek. İmansız imansız konuşuyordun bak sonunda gâvur hastalığına yakalanmışsın. Bir de tespih getirdim, tevbe et iyileş. Hacı Tahir gibi dini bütün biri ol, bak adam 5 vakit camide namaz kılıyor…

“ Başına Tahir kadar taş düşsün hatta yetmez Haşim abi düşsün, adam müezzin elbette camide olacak nereye gidecekti”

Zarife teyze : “Evladım, kuzum şu helvayı ye, okudum üfledim. Nazara da iyi gelir. Haşim nazar olmuştu da ona yaptım kendine geldi, iki tencere helva yedi, şimdi turp gibi maşallah”

“ Zarifeee, ömür törpüsü!  Haşim abi 150 kilo, eşi Hanife abla diyet yemeği veriyor bu zayıflasın diye, sen iki tencere helva mı verdin. Adam nazar değil aç aç, helvayı yiyince kendine gelmiş belli ki”

Yahu Haşim abi! Hanife abla duyarsa vallahi bozulur bu işe, kadın sen iyi ol diye çırpınıyor, sen bu Zarife kadına uyup iki tencere helva yiyorsun el insaf”

Haşim Abi: “Yok hocam nazar olmuştum nazar, Zarife teyze sağ olsun nazarımı kovdu”

Zarife teyze: “Hoca senin imanın zayıf olduğu için inanmıyorsun değil mi buna, sen bu helvayı ye kendine geleceksin”

“Ver ver yiyeyim de kurtulayım sizden. Allah size akıl fikir versin ya… İnşallah kırkında da yeriz helvanı Zarife kadın”…
Haşim abi: “Hoca mercimek köftesi bende kalsın, sen hastasın ağır yeme”

“Allah seni duba etsin Haşim abi, ben yemeyeyim sen ye ağır. Sen yeterince hafifsin ya!”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.