Filli Deli

– Günaydın Doktor!

-Hoş geldiniz, ben doktor değilim yalnız, psikoloğum!

-Benim için doktorsunuz. Ben buraya anlatmaya geldim, dinleyecek kimsem yok çünkü. Anlayacak kimsem de yok.

-Buyurun lütfen, sizi dinliyorum…

-Nerden başlasam… İyisi mi karmaşadan başlayayım. Kafamda filler var benim. Böyle eğri büğrü, kimi sıska, kimi sarhoş filler.
Evet, filler var kafamda. Her gece beynime çivi çakıyorlar. Biri sirkten kaçmış. Her türlü numara var kerkenezde. Aklıma uçarı fikirler sokuyor. Git buralardan diyor mesela. “Al eşini, kimsenin sana ulaşamayacağı bir dağ başına yerleş. Ay sonunu getirmeyi de düşünme, faturaları da. Sahi doktor, 25 liralık elektrik kullanan ben, 80 lira fatura ödüyorum. Katmerli soyuluyorum ve soyuluyoruz, adalet mi bu? Kıytırık bir eve eşşek yüküyle para ödüyorum. Kafamı dışarıya çıkardığımda, üç-beş beton, üç-beş de serseriden başka bir şey görmüyorum. Çok da haksız sayılmaz sirk kaçkını aslında. Düşünsene, korna sesleri yok, seyyar satıcıların böğürtüleri, nereye gittiği belli olmayan araçların siren sesleri yok. Yalnız, kuşlar ve tabiatın dingin sesi. Ha, yeni yetme ergenlerin cıs-tak müzikleri de yok, o kadar şahane yani. Çocuklara da tecavüz edilmiyormuş, minibüse binen genç kızlara da. Yan bakma yüzünden bıçaklanmıyormuşsun dağ başında, çünkü insanın olmadığı yerde kötülük de yokmuş, öyle dedi. Aklıma giriyor doktor, hayır çiftçi tipim de yok, ne yaparım ben oralarda bilmiyorum ki…

Bir de artis fil var. İşi gücü gösteriş. Dürtüyor arada sırada. Diyor ki ” oğlum, sendeki kalem bende olacak var ya, dünyanın anasını ağlatırdım. Enayisin sen, cidden. Atlasana birkaç kişinin sırtına, korkma, bu dünyadaki en rahat geçim kaynağı hayranlarını sövüşlemek, siyasetçileri pohpohlamaktır.” Hep zenginliği, şatafatı anlatıyor bana doktor. Başkalarının başkalıklarıyla başkalaşmamı istiyor deyyus. Şöyle diyor; “yüzme havuzlu bir evin olsa, ortada hizmetçiler, ekmek elden, su gölden yaşasan, oh mis!” Kızıyorum doktor, sokaklarda dilenen çocuklar geliyor gözümün önüne. Her gün çöpleri karıştıran garibanlar. İnsanlar görmüyor, kafalarını çeviriyor, vicdanlarını uyutuyor. İnsanlar, insan olmayı unutalı çok olmuş. Sokaklar deliriyor, evine ekmek götüremeyen bir babanın çaresizliğinden. Bali çeken körpe bedenlerin sahipsizliğinden. Köprü altında yatan ihtiyarların nasipsizliğinden. Sahi doktor, geceleri serçeler de üşür mü evsizlerin üşüdüğü gibi? Ben bu fili sevmiyorum, ölsün istiyorum, suç mu?

Bir de okumuş fil var. Kocaman bir gözlük takıyor. Onunla çok konuşuyoruz, kafamız uyuşuyor. İnsan köledir diyor bana. İdeolojilerin, modanın, siyasetçilerin, televizyon denen maskaranın kölesidir insanlar. Birkaç soytarı şarkıcının, birkaç fenomen diye makyajlanmış finomenin kölesidir insan. Pornonun mesela. Sabahlara kadar ahlâkçılık oynayan insanların gözleri, ıssızlıklarda vahşileşir diyor. Bacak arasıyla iki dudak arasının arası, dünyalar kadar açıkmış. Hatta diyor ki; insanın yüzünden maskeleri çıkarsan, çoğunu hayvan suretinde görürmüşsün. Victor Hugo isminde bir adam söylemiş. Doktor, çok kafa çocuk bu fil. Tek kusuru, fazla dobracı. Bazen beni bile alıp yerden yere vuruyor. Hayır, karşısında konuşmak da zor. Çünkü doktor biliyor musun, dünyanın en güçlü insanı, haklı olanlarmış. Ezilseler de, sürünseler de, öldürülseler de. Tövbe tövbe, komünist yapacak beni köftehor.

Bir de sarhoş fil var. Leş gibi kokuyor hayta. Unut diyor. ‘Unutmakla huzur bulursun, unutmakla mutlu olursun. Meyhane her yer görmüyor musun? İçmene bak, yudum yudum zıkkımlan devrin şaraplarını. Aç bir haber bülteni izle mesela. Türlü türlü renkte palavralar var. Palavra da iyi şaraptır ha. Bir kere içmeye alıştın mı musallada kurtulursun ancak. Sana eğriyi doğru gösterir, doğruyu eğri. Meleği şeytan, şeytanı melek görürsün. Kafan bi dünya olur, oh ne âlâ! Ya da bir gazete al oku. Onların masalları dünyanın en iyi üzümlerinden yapılmıştır. Boyaların arkasından, adam köpeği ısırdı cinsinden manşetler doldur kadehine. Yön algını kaybedersin zamanla. Korkma, sarhoşluğun ilk adımı budur zaten. Dostun da düşmanın da kıytırık sayfaların arasından kazınır zavallı beynine. Fenerbahçe Messi’yi alıyordur, cim bom Ronaldo’yu. Ülke, dünyanın en büyüğüdür, herkes de bizi kıskanan fakirler ordusu. Falanca ünlünün elbisesi etini kapatamamışmış; masallar, masallar… İnan, çabucak sızarsın, bir daha da seni ayık gören kimse olmaz” diyor. Çok da yapışkan, gitmek bilmiyor. Nasıl anlatacağım buna mideden rahatsız olduğumu? İçim alkol kaldırmıyor doktor, tadı da iğrenç zaten. Bunca ayyaşın arasında, benim benim gibi süt kuzusunun sarhoşluğu çekilir mi ya!

Saat şöyle on iki falan olduğunda dalgacı fil dayanıyor kafama. İnanır mısınız, hiç ciddi bir anını görmedim. Sürekli sırıtkan, sürekli makara. Yavuz Doğan’ın sakalına sarıyor bazen, bazen de Murat Saydam’ın dövmelerine. Ordan dönüyor bana salça oluyor, mendebur suratlı diyor herif. Ha bir de şey diyor; bu hayatı çok ciddiye alıyorsun dostum. Bak insan sürülerine. Donları yok altlarında yine de gülüyorlar her şeye. Yoğun bakımdaki dedelerinin başucunda selfie çekiliyorlar. Ağlayan gözlerin yanından gülerek geçiyorlar. Mezarlıkların yanından, hastane kuyruklarının yanından. Gırgır şamatadan ibaret hayatları. Kazık yiye yiye şişmiş göbekleriyle, katıla katıla gülüyorlar. Enflasyon, dolar, pahalılık, eğitimin hâli, ülkede esamesi okunmayan hukuk, bilimsizlik, sömürü falan diyecek olsan basıyorlar kahkahayı. Senin neyin eksik onlardan. Çok düşünme, sonra kafanda sivilce çıkar… Yalanım yok, herifçioğlu tam bir karın ağrısı. Birinin şuna hiç komik olmadığını söylemesi gerek doktor. Vallahi ben bile daha komiğim anguttan…

Köşede, mahsunca duran bir fil var. Şairliğim de ondan geliyormuş güya. Kendine Aşk Fili diyor. Bense ona Mecnun Fil diyorum. Çok derin konuşuyor doktor, dinlemeye başladığında, kelimelerindeki kara denizin dibine dalmak istiyor insan. Diyor ki; gir aşkın kapısından ferah bul. Yıkıntılardaki hazinelere er ve kurtul. İnsanların keşmekeşinde değil aradığın. Onlar, yolunun üzerindeki gölgeler sadece. Mukaddes ve değerli. Ama seni anlamaz, seni duymazlar. Aşkın kelimeleri yoktur çünkü. Bazen, saatlerce konuştum sanırsın; saatlerce susarken. Bazen de çığlıkların konuşur, sessiz yanışlarına inat. Yârin, adının bir harfine canını verince ulaşacaksın ölümsüzlüğün sırrına. Ben sana, ölümsüzlüğü vadediyorum… Aslında çok yanlış kişiye çatmış garibim. Bilmiyor ki ben duygusuz adamın tekiyim. Bilmiyor ki kalbim kuruyalı çok oldu. Ben kim, âşıklık kim!..

Şimdi doktor, Allah aşkına bana doğruyu söyleyin, ben deli miyim?

– Anlamadım beyefendi! Daha konuşmaya başlamadınız ki!..

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “Filli Deli”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.