Aksak Tebessümler

Ayağımın tekini sürüyerek ve beni son durak deyip bir önceki durakta indiren şoföre küfür bilmememden mülhem kallavi beddualar ederek vapur iskelesine kendimi zar zor atıyorum. Birazdan kalkacak vapura da yetişemezsem bugün olup biten tüm aksilikleri ilahî bir uyarı olarak kabul edip eve geri döneceğim. Durup düşününce çoktan dönmemiş olmam şaşırtıcı… Zira yakın bir dostum ve kıymetli bir ağabeyimin nişan merasimine vakitlice yetişmek için saatler öncesinden evden çıkmış olmama rağmen çoktan başlaması gereken töreni benim için bekletiyor olmaları hayli can sıkıcı bir durum…

Şimdi bütün olup bitenleri bir kenara koyup özel bir günde şıklık olsun diye giydiğim ve sadece üçüncü kez giyiyor olmama rağmen yolda koparak beni rezil eden, şıklığı topuğunun yüksekliği ile doğru orantılı süet çizmemin kopan tabanını bir şekilde yapıştırmam ve nişan törenine acilen yetişmem gerekiyor. Zira geç kaldığım her dakika iki seven insanın vuslatını geciktiriyormuşum hissi hem beni mahcup ediyor hem kalbimi yoruyor. İskele görevlisine durumu izah ederken bir kez daha bütün aksilikler üst üste gelip geçiyor. Kaçırdığım otobüs, doluluk oranını abartmış dolmuş, doğru zamanda gelen yanlış vapur… Kendimi gideceğimin tersi bir iskelede bulmam… Bir saatten önce gelmeyecek olan diğer vapur… Yağmur altında beklenen ama gelmek bilmeyen bir başka otobüs… Hızlanan yağmura aldırmaksızın, son durak burası, diye son duraktan en az bir durak önce indiren otobüs şoförü ve nihayetinde o hengâmede tabanı kopan canım çizmem…

Şey, acaba kopan çizmemi ve dağılan ruhumu geçici olarak yapıştırabileceğim bir malzeme var mı elinizde?

İskele görevlisi abi düşünüyor, bakınıyor, yapıştırıcı yok, bant yok, zımbayla tuttursak mı? Arayıp buluyor, teli biten zımbaya tel koyuyor ama zımba çizmenin tabanına geçmiyor. Bu saatte ayakkabı tamircisi zor, hadi inip iyi kötü bir ayakkabı alalım desek vapur kaçar ve bir sonraki vapura nişanı geçtim düğün bile yapılmış olur.

O arada vapur yolcuları almaya başlamış, kalkmak üzere… İskele görevlisi, vapurdaki görevlilere sor, onlarda bulunur yapıştırıcı, diyor. Teşekkür ederek kalkmak üzere olan vapura ayağımı sürüye sürüye atlıyorum. İskelenin ucunda Kastamonulu, sonradan adının Altan olduğunu öğrendiğim iri yarı, gönlü dağ gibi bir adam açıklama bekler gibi şaşkın şaşkın yüzüme bakıyor. İskele görevlisinin söylediğini kendisine iletiyor, yapıştırıcı konusunda yardım istiyorum. Yapıştırıcı yok ama bakalım ne yapabiliriz, diyor. Sonra vapurun girişinde ufak bir odacığı olan başka bir usta makiniste, Mustafa abiye seslenip durumu izah ediyor. Mustafa abi odadaki bir sandalyeyi göstererek, buyurun oturun, bir bakalım ne yapabiliriz, diyor. Yapıştırıcı olmayınca, zımba seçeneği de elenince bant ile çözüm bulmaya çalışıyoruz. İki taraflı bant var mıydı biz de acaba, derken bir yandan da elindeki koli bandını yapışkan kısmı dışa gelecek şekilde rulo yapıyor, çizmenin ayrılan tabanı ile arasına koyup yapıştırmaya çalışıyoruz. Dıştan da bandı dolasak iyi olur ama çirkin durur, diyor. Geçici olarak idare etsin yeter. Üsküdar’a inince hızlı yapıştırıcı satan bir dükkân bulurum belki diyorum. Bu saatte zor ama bir bak, diyor Mustafa abi. 502 al bulursan, onlar hızlı yapıştırır, durumu kurtarır, diyor. Bu arada Altan abinin aklına başka bir fikir geliyor. Bizde minik vida var mıydı? Bir iki yerinden ufak vida atsam taş gibi olur. Ama o kadar ufak vida yok, uzun olursa da içine geçer, deyip o fikrinden üzülerek vazgeçiyor. Mustafa abi ve Altan abiyi bir görseniz, sanki kız kardeşlerinin böyle bir derdi olmuş da ona çare arıyor gibiler… Çizme dâhil bütün aksilikleri unutuyorum onların abilikleri, insanlıkları karşısında. Teşekkür ediyorum en içten şekilde. Altan abi diyor ki, biz işimizi seviyoruz. Bu vapura binen herkes 20-25 dakika boyunca bizim misafirimiz… Canları önce Allah’a sonra bize emanet, senelerdir nelerle karşılaştık, hep elimizden geleni yaptık. Misafirlerimizi iyi ağırlamaya çalıştık. İyiyi, güzeli kimse dillendirmez ama ufak bir hata olsa onu misliyle abartarak haber yaparlar. O dağ gibi adamın yüreği kırgın belli ki, öyle bir iç çekiyor. Ben tekrar tekrar teşekkür ederken Mustafa abi çizmeyi bantlıyor. 502 bul iner inmez, diyor. Japon pazarı gibi bir yere denk gelirsen oralarda olur. Ama bu saatte açık olur mu bilmem, diyor. Bir iki dakika gözden kaybolan Altan abi elinde yapıştırıcı ve yüzünde kocaman bir sevinçle giriyor açık kapıdan. Buldum, diyor. Hele açın bandı, ben sıkıca yapıştırayım. Özenle yapıştırıyor çizmenin tabanını. Sonra yağmurda tutana kadar üstten bantlayalım, diyor. Gideceğin yere varınca bandı çeker alırsın. Aman dikkatli bas, yerler ıslak, ayağın kaymasın, yardım edelim derken zararımız dokunmasın, diyor. İki güzel adama her şey için teşekkür ediyor, helallik istiyorum. Altan abiye diyorum ki, sen haklısın abi güzel şeyler de haber yapılmalı. Dünyada yeterince kötülük var zaten, iyilikler, güzellikler inadına çoğaltılmalı. Dünyayı güzellikler ve iyilikler kurtaracak. Belki bir gün güzel şeyler de yazılır. Belki ben yazarım, deyip gülümsüyorum. Vapur iskeleye yanaşıyor. Yolcuların arasına karışırken iskeleye inişteki güvenliği sağlayan Altan abiye başımla selam verip tebessümle şükranlarımı sunuyorum. Vapurdan bantlı bir ayakkabı ve gönül dolusu bir huzurla iniyorum.

Hâlâ iyi insanlar olduğunu bilmenin verdiği inanç dolu bir tebessüm yüzümde… Sonra az önceki hırçınlığı geçmiş ve ince ince süzülmeye başlamış yağmurda 10 dakika daha yürüyüp nişanın yapıldığı mekânın önüne varıyorum.

Nihayet iki güzel insanın yüzükleri takılıyor. Birçok güzel dost o ana şahitlik ediyor. Bekletmiş olmanın üzüntüsü ile yüzük töreni için beni beklemiş olmalarının kıvancı arasında en kalbî mutluluk dileklerimle alkışlıyor ve dostlarımı tebrik ediyorum.

Haa bu arada, çaktırmayın ama çizmenin tabanı tam da mekânın önüne geldiğimde tamamen koptu. Kopan parçayı hızlıca çantama attım. Yürürken dengelemeyi başardım sanırım durumu, kimse anlamadı. Altan abi bilse üzülürdü belki onca çaba işe yaramadı diye, hâlbuki o çaba çok işe yaradı. En çok da insanlığa dair umudunu yitirmeye yüz tutmuş yüreğime yaradı şifa niyetine… Hem böyle mutlu bir günde ufak bir aksaklığın lafı mı olur, yeter ki gönüller bir olsun, yeter ki aksasa da yarı yolda bırakmasın insan yanımız…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.