Trajedik Hikâye

Koparılmış çiçeklerin hüzünlü hikâyesi bu,
Henüz bir koku bırakamadan yiten ruhların,
Bir merhaba diyemeden göçüp gidenlerin,
Tuzlu sularıdır, dünyaya armağan ettikleri.

Bu bir ekmek kavgası değil,
Son model despotların acılı sofrasında.
Kalplerdeki gizli korkuların aşikâr olmadığı,
Gözlerde çaresizliğin saklambaç oynadığı,
Dört ayağında dört kırık olan kısrakların hikâyesidir.

Aşımıza kezzap dökenlerin hikâyesidir,
Ve Pinokyoların esrarlı masalı…
Çağdaş ölümler üretiyor insanlık bedeviyeti,
Gestapo artık bir ruhani,
Ve Hitler gelse belki,
Der ki, insaf…

Göğümüzü ele geçirenlerin
Alçak distopyasıdır bu.
Sessiz sinema çekiliyor tüm dünyada,
Ve herkes başrolde üç maymunu oynuyor.
Yani herkes dut yemişçesine suskun,
Ve tüm bülbüller ağlamaktan yorgun,
Levyelerse biçare kenetlenmiş dudaklara,
Karardıkça kararan bu rezalet aklara,
İçimden devrimci beddualar ediyorum.
Geceden renk çalan bu karanlık kalbime,
Affolunmak kastıyla, ızdırap ekiyorum.

Fukaralıktan yiten çocukların hikâyesidir bu,
Dünyayı tanımadan elveda diyenlerin,
Acı hoşça kal’ıdır sessiz ölümleriyle.
Yalancı bir güneşe kanan ağaçlar gibi,
Dünya tüm çiçeklerini dökmektedir toprağa.
Denizin batırmaktan ar ettiği minik bedenler,
Ve toprağın bile almaktan utandığı yavrular vardır.
Bu gözleri açılmadan dünyayla tanışan çocukların,
Kuduz bir köpek gibi can çekişlerinin hikâyesidir.
Ve bu hikâyeden güzel olan tek bir şey yoktur.

Bu hikâyede ne gökten elma düşer üstümüze,
Ne de kimse erer kerevetine.
Bu trajedik bir hikâye…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

8 thoughts on “Trajedik Hikâye”

  1. Dostum Timur uzun zaman sonra yine güzel mısralarla geldin, kalemine sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.