Anbean Hasretle

7 HAZİRAN 1938

‘‘Sevgili Pakize,

Yirmi sene oluyor ki, hayatımızı birleştirerek ve çok sevişerek yaşadık. Bir gün her fani gibi bizim de fena bulacağımızı (yok olacağımızı) düşünürdük.

İşte o gün gelmiştir. Ben artık aranızdan çekiliyorum. Senden çok memun olarak ayrılıyorum. Çünkü beni bütün hayatım boyunca mesut yaşattın. Her arzumu severek yerine getirmek istediğini bu mektubuma minnetle ve şükranla kaydetmeyi bir borç addederim. Benim bütün kusurlarıma büyük bir uluvv-u cenap göstererek daima göz yumdun. Beni rencide etmemek için her türlü fedakârlıkta bulundun. Hiçbir zaman nezaketinden, insaniyetinden ayrılmadın. Her hal ve hareketinle beni kendine bağlayarak her aile için gıpta edilecek büyük bir vakarla saadetimizin idamına çalıştın ve bunda da muvaffak oldun. Bundan dolayı sana binlerce minnet ve binlerce teşekkür Pakize’m. Hayatımda olduğu gibi öldükten sonra da ruhumu şádetmek istersen -ki buna şüphem yoktur- fazla teessüre kapılarak kendini hasta ve kudretsiz bir hale duçar etmemelisin.

Çok sevdiğini bildiğim oğlum Muzaffer millet ve memleketimize faydalı hizmetler ifa edebilecek bir dereceye gelinceye kadar kendisi ile meşgul olmalısın. Sana düşen bu vazifeyi sonuna kadar ifaya çalışmalısın. Ancak bu suretle her türlü vazifeni ikmal etmiş (tamamlamış) olacaksın. Ben sizin hiçbirinizi hiç kimseye muhtaç bir halde bırakarak terk-i hayat etmiyorum. Milletimizin ve her Türk’ün minnetle yád edeceği Atatürk’ümüzün sayesinde şerefinizi, haysiyetinizi muhafaza ederek ömrünüzün sonuna kadar sıkıntısızca yaşayabileceğiniz herşeyi temin etmiş bulunuyorum. Siz de bıraktıklarımı hüsn-i idare ederek (iyi bir şekilde idare ederek) hayatımızı idame edersiniz.

Ben hayatımı Atatürk’ümüzün hayatına raptetmiş (bağlamış) ve ondan sonra yaşamamaya karar vermiş bulunduğum için hayatıma nihayet verdim. Bu kararımdan seni de senelerce evvel haberdar etmiştim. Binaenaleyh, gayr-ı melhuz (akla gelmeyecek) bir hadise ile karşılaşmış değilsin. Onun için fazla teessüre mahal yoktur. Her şeyi kemal-i sükûnetle karşılayarak çocuklarınla sıhhat ve afiyetle yaşamanı dilerim ve bunu senden rica ederim.

Hayat sigortası ile bankada veyahut hususi kasamdaki mevcudumdan, hisse senetleri ile emlakimden kendi hissene isabet edenleri usulüne tevfikan(göre) çocuklarla aranızda hiçbir ihtilafa ve münakaşaya meydan vermeden taksim ettikten sonra arzu ettiğin şekilde idare tesis edersin. Artık daha fazla bir şey yazmaya lüzum görmüyorum. Teferruata ait olanları esasen çok zaman evvel düşünerek malum olan defterlere yazmıştım. O defterler de hem Ankara’da, hem de buradaki kasamda mahfuzdur.

Her zaman bana şefkat ve muhabbetle bakan güzel gözlerini sonsuz sevgilerimle seni kucaklayarak öperken ömrünün sonuna kadar çocuklarınla afiyetle ve üzüntüsüz olarak yaşamanı diler ve hürmetle de ayrıca ellerinden öperek ebediyen arz-ı veda eylerim sevgili karıcığım, Pakize’m.

Salih Bozok’’

 

10 KASIM 1938

Salih Bozok:

“Hekimler büyük ölünün odasından çıktıkları zaman yüzüm kim bilir nasıl korkunç bir hal almıştı ki operatörü Mim Kemal Bey telaşlanarak: “Nereye gidiyorsun?” diye sormaya mecbur oldu. “Hiç” dedim, “Gidiyorum, işim bitti artık.” Fakat Mim Kemal Bey bırakmadı. Kolumdan tutarak aşağı kadar indirdi. Kalbim, iki değirmen taşı arasına düşmüş bir buğday tanesi olsa ancak bu kadar ezilirdi. Ne ağlayabiliyor, ne konuşabiliyor, ne de konuşulanları anlıyordum. Bir ara büsbütün kendimden geçmişim. Odadan deli gibi fırladım. “Nereye?” diye arkamdan koştular. “Şimdi geliyorum.” dedim. Bundan sonrasını hiç ama hiç hatırlamıyorum.”

Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok,  şuurunu adeta kaybetmiş bir şekilde Dolmabahçe Sarayı’nın merdivenlerinden aşağı koşup alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp kapıyı kapatmış. Az sonra içeriden tek el silah sesi duyulmuş ve sesi duyup odaya koşanlar içeride onu kanlar içinde bulmuşlar. Tabancasından kalbine sıktığı bir kurşunla devrilmiş fakat ölmemiş mermi sadece kalbini sıyırıp geçmişti. Apar topar hastaneye kaldırılıp ameliyat edilip kurtarılıyor Yaver Salih Bozok.  Fakat canından çok sevdiği çocukluk arkadaşı Mustafa Kemal Atatürk’le gidememişti ancak Atatürk olmadan geçen yaşamı kısa sürmüş 25 Nisan 1941’de vefat etmişti.

Yaverlikten öte bir dost hatta ahiret yolculuğunda bile yol arkadaşını yalnız bırakmaya gönlü razı gelmeyen değerli bir dost. Ne o dönemde ne bu dönemde böylesine bir vefa duygusunu sadece duygu değil eylemini görme şansımız dahi aslında yok.  Türkiye Cumhuriyeti Devleti cesaret, vatanperverlik, vefa ve aidiyet temelleri üzerine kurulmuş bir ülke…

Ülkemizin dışarıda çağdaş devletler topluluğu içinde önemli bir yere sahip olmasını şüphesiz ki Atatürk ve arkadaşlarına borçluyuz. Türkiye Cumhuriyeti, kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de vurguladığı gibi ilelebet payidar kalacaktır.

Anbean hasretle…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.