Öğretmen

İNSAN MÎMARI

Yine tek güne sığdırılmaya çalışılan günlerden birisi daha “Öğretmenler Günü” kim bilir kimler ne anılar biriktirmiştir öğretmeniyle, öğrencileriyle… Ben gözlem biriktirdim hep ve dağlar gibi biriken özlem…

Gözlemlerim bir eğitimcinin nasıl olması gerektiği konusunda o vakit çocuk ve ergen aklımla bile bana yön gösterirken; özlemim ülkemin en kuytu dağ köylerinde saçlarını sadece rüzgârların okşadığı, yüzü güneş yanığından kayısıya benzeyen ve gözlerinde Karun’un hazinesinden daha kıymetli hazineleri saklayan başakların yüreklerine dokunabilme arzusuydu.

Öğretmen, klişe sözlerin çok ötesinde gönül mimarisinin Sinan’ı olabilecek ustalıkta, Fatih’in cesaret, kabiliyet ve ferasetinde; en olmaz denilen malzemeden bile bir şaheser yaratabilecek azim ve kararlılıkta olmalıydı…

Söz konusu insandı. Kirli suyu arıtan, çöpü enerjiye dönüştüren, âtıl malzemeden bile san’at çıkaran insan da öğretmen kimliğiyle ve toplumsal sorumluluğuyla, erdemiyle yeni değerler üretebilmeliydi…  Dönüştürebilmeliydi fırtınaları yağmura ve berekete.

Terzileri de gözlemledim meselâ en iyi terzi elindeki kumaşı keserken hangi kalıbı nereye yerleştireceğini iyi hesaplayıp kumaşı hebâ etmeden kıyafeti hazır hâle getirendi… Modası geçmiş kumaştan hatta eskilerden bile neler yapılmazdı ki? İşte öğretmen de en iyi terziydi. Ruhlara insan kimliğini giydirirken Kral’a bile çıplaklığını hatırlatacak kadar iyi bir terzi…

Hayatıma dokunan nice öğretmenlerim oldu hep gözlemledim onları… Kiminin sözleri kaldı aklımda kiminin davranışları… Kiminin,  öğrencisine bile “siz” diyecek kadar kalitesi ve saygınlığı… Ne olduğumu bilebilmem için hep onlara bakmam ve onların gösterdiği istikamette yürümem gerektiğini biliyordum. Ben boş bir cam onlar o camın ardındaki sır ve beni bana gösteren aynaydılar…

“Ne iş yaparsanız yapın fakat yaptığınızın en iyisini yapın ve her şeyden önce iyi bir insan olun” diyen öğretmenimin telkinleri, kulağımdan yüreğime akan bir nehir oldu…

Kırkımdan sonra hâyâllerimin peşinden aşkla koşabilme cesareti ve kararlılığında, yılmadıysam, umutluysam, “varım” diyebiliyorsam onlara olan minnet borcumu yerine getirmek içindir bu çırpınışlarım…

Aşksız sanat olmazdı. İnsan da aşk sanatının görünen ve görünmeyen özellikleriyle hep yeniden keşfedilecek bir dünyaydı ve keşfedilen bu dünya üzerinde herkesin göremeyeceğini görünür kılmak mahareti de öğretmenin yetenek ve kabiliyetindeydi…

Sanatçı bir şarkı yazar bir başkası da besteler. Şarkıyı yazan da besteleyen de bir gün hayata veda etseler bile o eser ölmez. Her dinleyenin gönlünde mutlaka iz bırakır. Öğretmen de daima iz bırakandır! Henüz yazılmamış nice sözlerin ve melodilerin ilham kaynağıdır…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.