Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası Zamana Aykırı Bakışlar-2

Orijinal adı: Vom Nutzen und Nachteil der Historie für das Leben Unzeitgemäß Betrachtungen-2

FRIEDRICH NIETZSCHE

Çeviren:Mustafa Tüzel

İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, III.basım,2019,101 sayfa.

 

Alman filozof Nietzsche Antik Yunan konusunda başarılarından dolayı çok erken yaşta profesör ünvanı almasına rağmen görevinden istifa ederek İsveç’te sakin ve yalnız bir hayat sürmeye başladı. “İyinin ve Kötünün Ötesinde, Trajedinin Doğuşu, Ahlakın Soy kütüğü” adlı eserlerinin yanında bütün dünyaca en çok bilinen “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabı bazı kesimlerce neredeyse ilahi bir kitap değeri gördü ve Nietzsche’yi adeta bir peygamber statüsüne yerleştirdi. Elimizdeki “Tarihin Yaşam için Yararı ve Sakıncası” adlı eser Nietzsche’nin tarih filozofu oluşunun en somut kanıtıdır.

Nietzsche, “Çağa Aykırı Düşünceler”  başlıklı dört eserden oluşan “Tarihin yaşam için yararı ve yararsızlığı” bölümünde tarih felsefesini, karşı durduğu tarih çeşitlerini ve filozoflarını on bölümde işlemiştir. Görüşlerini belirtirken benzetmelerden yararlanmıştır. Hayvanların sahip olduğu en büyük gücün unutmak olduğunu bu nedenle insanların hayvanları kıskandığını söyler. Ona göre insan hayvanlardan feyz alarak unutması gerekenleri unutmalı gerekli olan olguları ise zamanı gelince hatırlamalıdır. İnsan ancak onu yozlaştırıcak kendi tarihini herkesten üstün görmesine neden olacak yanıltıcı bilgileri unutursa gelecek için adım atabilir.

Nietzsche’ye göre bizi edilgenlikten kurtarıp etken hale getiremeyen her türlü bilgi bizi yozlaştırır ve ayrıştırır. İşte tarihin görevi de tam olarak burada başlamaktadır. Tarih karışıklıklar içerisinde düzen oluşturmamızı sağlayacak ve bizi etken duruma getirecek bilgiyi bize sağlayamadığı takdirde tarihin bizzat kendisi hayatı zedeleyici unsur haline gelir. Oysaki Nietzsche tarihin hayatı bir çıkmaza sürüklemesiyle değil aksine hayata anlam katmasıyla ilgilenir.

Tarihin üç türünden biri olarak belirttiği “anıtsal tarih” insanın kendi çevresinde bulamadığı örnek kişileri, büyük karakterleri geçmişin hikâyelerinden bulup şu anda yeniden yaşatmaya çalıştığı tarihtir. Büyük ve güçlü olan tarih yapar ve hep o düşlenir. Bu tarih yaklaşımının iyi niyetli ya da kötü niyetli erklerin elinde, toplumlar üzerinde afyon niyetine kendi çıkarları doğrultusunda kullanılması kaçınılmazdır.

Bir diğer tür olan “antikacı tarih” ise Nietzsche’nin felsefesinde eğer geçmişte kalmış, duyumsanan ne varsa hepsi saygıdeğer kabul edilir ve bugüne ait olan yaklaşımlara karşı durulur, reddedilirse yozlaşma başlar. Antikacı tarih yoluyla geçmişe ait her türlü olgu ve olaylar süzgeçten geçirilmeden hayranlık duyulursa eskinin bütün pislikleri kabul görmeye başlar. Antikacı tarihin tek amacı yaşamı korumaktır ve yeni olan herşeyi küçük görür.

“Eleştirel tarih” yaklaşımında ise insan geleceği şekillendirebilmek için geçmişi yeri geldiğinde mahkemeye çıkarmak zorundadır. Bizden öncekilerin bir sonraki nesli olarak bizler geçmişin hatalarını eleştirdiğimizde kendimizi bulur ve yaşayabiliriz. Nietzsche’ye göre son iki yaklaşıma aykırı olarak anıtsal tarih bir zaferle öne çıkarsa yalnızca gelecek yaşamımız değil geçmişimiz de bundan kötü etkilenir.

On bölümden oluşan bu kitap verilmek istenen düşünceyi kendi bağlamında gayet açık ve anlaşılır bir biçimde anlatmaktadır. Ortaya konan yargıların, benzetmeler ve örneklerle desteklenişi anlayışı kolaylaştırmıştır. Hegel’in diyalektiğine karşı verilen mücadele de “Geçmişte böyle olmuş işte”nin ahlaksızlık olduğunu, “böyle olmalı”nın geçmişi mezara tıkmadan geleceğe taşıdığını net bir dille ifade edilmiş. Tarih öğrencisinin yöntemini incelerken olgunlaşmamış zihinlerin üretmeye başlamalarının aslında en çok tarihe zarar verdiği yönündeki düşüncesi malumun ilanıdır. Giderek kalınlaşan kitapların içerik olan fakirleşmesi, ilerleme uğrunda atılan büyük adımların hesapsız ve pervasız atılışı bilimi kötü sona götüren en büyük etkendir Nietzsche’ye göre. Tarihçinin en çok bilineni hiç duyulmamış bir şeye dönüştürme gücüne sahip olmasının gerektiğini söylerken aslında tarihçinin en önemli özelliğini vurgulamıştır. Dünyanın ilerlemesi için romantik hülyalar yeterli değildir ilerleme için çabalamak şarttır. Nietzsche tarihi üç bölüme ayırdıktan sonra anıtsal, antikacı ve eleştirel tarih yolunun kendi içinde yozlaşmaya sebep olabileceğini, geçmişe saygı duyarken eleştiriyi de elden bırakmamamızı öğütlemektedir.

Nietzsche tarihin tekrara düştüğünü ve olayların döngü içerisinde olduğunu savunurken tekrar edenin tarihi olaylar değil “Olgular” olduğu düşüncesini görmezden gelmektedir. İşte tam bu noktada Hegel’e şiddetle karşı duruşu anlamsızlığa düşmektedir. Tam tersi düşüncede olan Hegel geçmişte bir olayın gerçekleştiğini ve yaşananın o geçmişte son bulduğunu savunur. Gerçekleşip son bulmuş olan bu geçmiş tekrar yaşanmayacaktır. Doğada bir tekrar olduğunu fakat tarihte yani insan yaşamının kendisinde bir tekrarın söz konusu olmadığını söyler Hegel. Nietzsche’nin felsefesine göre bir zamanlar yaşamış efsanevi kahramanların, kurulmuş dünya devletlerinin tekrar hayat bulacağı ve yeniden aynı düzenin kurulacağını düşünmek yeni bir Roma İmparatorluğu doğacağına inanmaktır. O zaman Roma İmparatorluğu tekrar yükselecek, ikiye bölünecek ve Fatih İstanbul’u ikinci kez fethedecektir. Gelecekte sınırları Roma İmparatorluğu sınırlarına ulaşabilecek bir topluluk meydana gelebilir hatta ikiye bile bölünebilir fakat bu oluşum ne Roma İmparatorluğu olabilir ne de Fatih dirilip İstanbul’u tekrar alabilir.

İnsanın hatırlamaması gerekenleri unutması gerekliliği ise geleceğe karşı bir ihanettir. Geçmişimizde olup biten acı verici, yüz kızartıcı olayların görmezden gelinip unutulması ve sadece bizi iyi yönde etkin hale getirecek bilgilerin hatırlanması geleceği şekillendirmek için yürünecek yoldaki en büyük yanlıştır. İnsan unutma duyusuna sahip hayvanların huzur ve mutluluğunu kıskanabilir fakat bu sözü geçen hayvanların geçmişten ders çıkarma zorunluluğu yoktur. Geleceği inşa ederken kullanılacak en etkili yol geçmişin hatalarını kabullenerek tekrar edilmemelerini sağlamaktır.

Güçlü ve zayıf yönlerini kendi nezdimizde açıklamaya çalıştığımız Nietzsche, tarihin hatırlanması ve unutulması gereken yönlerinin bulunduğunu söylerken yukarıda belirttiğimiz gibi yaşama zarar verecek bir düşünceyi savunmaktadır. Hegel’in anlayışı doğrultusunda yaşanmış ve bitmiş bir olay tekrar edemez yalnızca bu olayı oluşturan sebepler yeniden meydana gelebilir. Zayıf yönlerinin yanında tarihçinin olması gereken durumu ve yöntemini çok güzel bir biçimde ifade etmiştir. Tarihçi kimliğini kazanmak basite indirgendiğinde ve yetersiz insanların bu işe giriştiğinde yaşam yozlaşmaktadır. Tarihçi bilinmeyeni ortaya çıkarma, bilineni daha etkili bir şekilde yeniden meydana getirme yetisine sahip olmalıdır.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Alain Corbin: Sessizliğin Tarihi/ Rönesans’tan Günümüze

GULAN ZAMANI MİSAFİRİ: SEZAİ KARAKOÇ

Wittgenstein: “Bir Garip Filozof” II

AMBROSİA (Sonsuz Yaşam Peteği)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.