Şiir Gibi Öpülen Gözlerinden

Izdırap diye bir şey var. Bulabilir miydim ölmeden?”

En çok siyaha sarılır hüznü olanlar. En çok siyah sever hüzün kokan dertleri. Örneğin şiir gibi bir okyanusta boğulmaya razı bir gencin inadına birkaç mısra söyleyerek veda etmesi gibi. Ömründe birkaç satır karalamamışsan hiç okuma derim yazacaklarımı. Okuma çünkü mısraların da ayrı bir ruhu var. O öyle ulvi bir ruh ki ömrünce anlaşılmayı beklemiş. O öyle bir ruh ki muhatabına sevdası bambaşka. Bazen bir mısra ile yılların kirini tozunu alır çıkarır insanın; paslanmış ve yoksullaşmış derinliklerinden.

Şiir siyaha benzer. Örter acıların ve kederlerin hiç bitmeyecek ve hiç geçmeyecekmiş gibi görünen yanlarını. Şiir bir abla gibidir, her şeyi çözmeye çalışan ve yorulduğunda elinden tutacak olan. Şiir yakın akrabadır anlayacağın. Yani anla. Bunu böyle bil.

İlkokuldan sonra karalamaya başladığımı ta o vakitler hala özenle ve özlemle sakladığım ajandalarım söylüyor. Adına şiir diyemem belki birkaç cümleyi alt alta koyup karaladığım şeylere. Belki diyemem yazmışsam boşa değil. Yazmışsam vardır hayalinde kavisler çizen ve şirin bir uykuda gördüğün rüyada. Sonra biraz daha büyüdükçe senle beraber büyüyor kelimeler farkında olmadan. Unutmadan söyleyeyim, şiir o vakitler fırından taze çıkan ekmeğe benziyor. Yesen mi koklasan mı beklesen mi? Öyle mazlumca bir tiyatro…

İddialı bir cümle söylüyorum. Şiirle başlayan ne varsa o doğrudur o gerçektir o peşinden gidilmesi gerek şeydir. Çünkü şiir başlangıçtır. Çünkü güneşin doğuşu gerekir yeni gün için. Çünkü dile ve kaleme dökülen şey kalbinin en temiz köşesinden damıtılan ve miske benzeyen kokular gibi temizdir, tertemizdir, gerçektir, samimidir. Gönlünde şiire yer ayıranların çayı içilebilir. Çay, şairlerin ve yazarların ızdıraplarını dindirir. Çoğunun da ızdırabını artırır. Bir insan bir şiiriyle dünyayı değiştirebilir. Bu dünya kendi içindeki keşfedilmemiş dünya ile birlikte yaşadığımız zahiri dünyadır. Hem ne dünyalar vardır? Ama bizden istenen ne? Evvela kendi dünyanı tanıman, evvela kendi dünyana teslim olman! Çünkü o dünya sensin. Seni sen yapan ne varsa o senin dünyandır.

Her insan şiir gibi bir hayat ister. Ama bazı şiirler çok kısa tek cümlelik olup bazı şiirler ise sayfalarca sürer. Tıpkı yirmi günlük bebeğin ve doksan yıllık bir ömre sahip dedenin dünyası gibi. Aslanım, şiir utangaçtır unutma! Ona samimi ol. Ona gerçek kendini göster.

Bazı şiirler tek çift bir göze bazı şiirlere tek bir kalbe ve bazı şiirler ise suya yazılır. Suya yazanların akıbetini bilemiyorum tabii. Fakat göze ve kalbe yazılan şiirlerin bire bir şahidiyim. Çok güzel oluyor, tavsiye ediyorum. Göz ve kalp kumsal tanelerine benzer.

Şimdilerde şiirler gözlerden ve kalpten çok ayrı şeylere yazılır oldu. Şiir yazanlar şiir yazdıklarını, şiir okuyanlar şiir okuduklarını, şiir yorumlayanlar ise şiir yorumladıklarını sanar oldular. Yani ne demeli? Buna da şükür mü yoksa “Bu kadar da saçmalık olmaz be canım!” mı demeli?  Kararı sana bırakıyorum.

Her şey değişti ve değişiyor; zamanın oynak ellerinde. Değişmeyen ne kaldı ki şiire ve şaire laf edelim? Hani nerede o eski şiire konu olan başroldeki haziranlar? Nerede yeni şiire beste olacak gönlü manaya taşmış olanlar? Nerede kayıp vakitlerini aradıklarımız? Nerede ruhuna sahip çıkanlar ordusu? Mektuplar, kâğıtlar, kokular, mürekkepler, divitler, renkli kalemler, kırık sandalye ayakları, yarım bırakılan çaylar, şarkılar, geceler, ötüşen çekirgelerin ninnileri, şiir gibi bakanlar, şiir gibi konuşanlar, şiire şiir olanlar… Neredeler? Söyler misin, neredeler?

Dünya şiirden koptukça ve döküldükçe insanın üzerinden kelimeler, yabani bir mevsimde yaşayan çok yabancı bir bahtsız bedevi olacağımız aşikâr. Anlatabilirler belki sayfa dolusu anlatıcılar, uzun uzun dünyanın içindeki şeyleri hararetli hararetli. Ama ben birkaç mısra söyleyip zirvesine çıkmak istiyorum, gönül tepelerine. O esintilerin bağrına yaslanmak istiyorum ve okşasın istiyorum her harfim duyguyla karışık şiirden sancakları.

Ben çok şey istiyorum, ben çok şey istiyorum, ben çok şey istiyorum lakin olmayacak biliyorum!

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.