Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-VII

Öğretmen Okumayı Nasıl Öğretir?

Çok fazla öğretmen dostum, öğrencim ve tanıdığım var. Seminerler, sosyal ağlar ve farklı vesileler ile çok da şey paylaşıyoruz. Bu aralar ise en çok kitaplar, okuma sorunu ve öğrencilere verilemeyen okuma zevkini konuşuyoruz sanırım. Çok da soru alıyorum bu noktada. Bu yaş grubuna ne okutmalı, ne kadar okutmalı, nasıl okutmalı ve devam eden dahası. Hep bir kısa yol ve formül çabası var bu soruların ardında. Bir öğretmen için bile okumak eylem olarak kısa sürede yerleşmesi, gelişmesi ve sonuç vermesi gereken bir çaba iken öğretimin kuramsal çerçevesine vakıf olmayan bir birey için konu nasıl bir beyhude uğraş bunu birlikte düşünelim.

Bu çağ üzerinden gidersek harflerle isimlendirilen kuşaklar (elbette Z kuşağından bahsediyorum) aslında ebeveyn ve öğretmenleri rahatlatıyor zira çoğu zaman tek bir olumlu sıfatla bile tanımlanmıyorlar. Uyumsuzluk, itaatsizlik, asilik ve ve ve… Ama kimse bu neslin neden bu özelliklere sahip olduğunu konuşmak istemiyor. Bu bir gereksiz güzelleme ya da gençlik tribününe oynama çabası değil. Şunu anlayalım ki isyan da, itaatsizlik de uyumsuzluk da sürekli sorular sormak da hakikate yaklaşmış, bilgiyi tanımış zihinlerin tepkileridir. Bilgi insanı kabullerden uzaklaştırır, sorular sordurur, bazen mutsuz eder ama ontolojik karşılık olarak tatminkar bir his verir. Bu manada yeni neslin okuma eylemi sizin yönlendirmelerinizden çok ikna yolu ile gösterdiğiniz çabadan etkilenir. Z kuşağı denen nesil ancak bilgi ve hakikat ile tatmin olduğundan, birçok “neden” ile kuşatıldığından öğretmenin okutma ve kitap sevdirme çabası sabır gerektirir. Bu da kolay değil elbette. Haz ve hız çağında kimsenin bu kadar vakti yok. Birine sor, bir liste edin, çok satanlara bak… Üzerine düşeni yapmış ol. Öğretmenlik zaten bu değil de okuma, okutma ve kitap ilişkisi hiç değil.

Elbette tekliflerim var.

Bir öğretmen öğrencisine asla okumadığı bir eseri okutmamalı, tavsiye etmemeli. Her öğrencinin bir nüsha olduğunu unutmamalı insan. Her ruh ve zihnin kendine özel talepleri ve ihtiyaçları var. Özellikle de en küçük sapma, yönlendirme ve kırılmadan kolayca yara alan, değişen, dönüşen bir neslin yanlış, baştan savma ve dikkatsiz seçimlerle bilgiden, kitaptan uzaklaştırılması sanırım en acı gerçek. Kaçımız okuldaki bir öğretmenin vazife olarak verdiği, zorladığı bir okuma sürecinden kötü manada etkilenip kitaptan uzaklaşan öğrenciyi dinlemedi ki. Hatta kaçınızın okumama gerekçesi bu değil ki?

Öğretmen dostlara acizane tavsiyelerimden biri sırf öğrencileri için kitaplara vakit ayırmaları. İnce ince çalışmaları. Kitaplara dair okumalar yapmaları. Kitapçı gezmeleri. Her bir çocuğunu tek tek hesaplamaları, tartmaları. Çok mu ütopik? Belki. Ama bir öğrencinin/bireyin/insanın bu dünyada okumayarak, kitaptan uzak kalarak değiştirebileceği doğruları, yıkabileceği gönülleri düşünürseniz bu ütopyanın bir sonuca varmasa bile peşinden gidilebilecek bir vazife olduğu çok açık.

Öğretmen iseniz çabanızın sonuçlarını salt bir öğrencinin o anki uslanmaz hali ile eşleştiremez, pes edemez, umutsuz olamazsınız. Bazen attığınız bir adımın, ektiğiniz bir tohumun, verdiğiniz bir görüntünün karşılığını bilemez dahası bilmek zorunda da olamazsınız. Sadece hamlenizi yaparsınız, sadece elinizi uzatırsınız. Bir okulun bahçesinde sadece bir kitap okursunuz. Okuduğunuz için naziksinizdir, okuduğunuz için dilinizi iyi kullanıyorsunuzdur. Okuduğunuz için bir köpekten korkmaz, bir çimi ezmezsiniz. Yani siz bir modelsinizdir. Siz bir kitapsınızdır. Siz bir kitabın neden okunması gerektiğinin karşılığısınızdır. Bakın kendinize; bir kitap okuma gerekçesi oldunuz mu? Çok kitaba sahip olarak değil, bazen bir bahçede, teneffüs saatinde iyi bir cümle okuyup başınızı göğe kaldırıp keyifle güldüğünüzde bir öğrencinin sizi izlediğini bilmeden ona okuma şevki vermiş olabildiğinizi düşündünüz mü?

Bir kitabı sever gibi taşırken öğrencilerin eğlencesi oldunuz mu mesela? Eğer bunların bir kaçına evet diyebiliyorsanız siz öğrencileriniz için bir okuma sebebisiniz öğretmen dostlar. Ve okumanın yaşayarak, göstererek, bekleyerek, sabırla, hesapsız, kitapsız öğretilen bir şey olduğunu öğrenmişsinizdir.

İnsan; insanı, hayvanı, çiçekleri, kitap kokusunu, kütüphaneleri sevmeden öğretemiyor kimseye kitaba dairleri. Anlatamıyor evden kitapsız çıkamama hissini işte. Bir öğretmenin öğrenci gözündeki imajı kılığı kıyafeti, arabası, saçı, başı, makyajı, takım elbisesi olunca öğretmenden kitaba ulaşmak mümkün olamıyor işte. Burada öğretmenin öncelikle kendi ile kitap arasındaki ilişkiden yola çıkarak kendi teşhisini yapması çok önemli.

Bakınız; öğrenci ile kurulacak en risksiz ilişki kitabı köprü yaparak kurulanı. Bu köprüyü yıkmak zor zira her kitap köprünün sağlamlığını arttırıyor. Bunu fark ettiğinizde o köprüyü sağlam tutmanın keyfi önce size sevdiriyor kitabı. Öğrenci için başlayıp, öğrenciye dönüşmek. İşte aslolan nokta burada yatıyor.

Okumanın iyi beslenme ile çok büyük benzerlikleri var. İyi beslenme çok yemek değilse mesela iyi okuma da çok okumak demek değil. Buna mukabil çocuğunuzun beslenme alışkanlığını inşa edişiniz ile öğrencinizin okuma alışkanlığını inşa ediniz hemen hemen aynı şeyler. Sizin yemeyi sevmediğiniz bir şeyi çocuğunuza yedirebilmeniz, dahası sevdirebilmeniz ne kadar zor ise kendinizde oluşturamadığınız bir alışkanlığı öğrencide oluşturmanız mümkün değil.

Bu yazı uzar gider. “Talebe, hakikatler peşinde koşmayı meslek edinen insandır, gayesi manevi olgunlaşma olan bir mesleğin insanıdır, mekteplerin diploma müşterisi ve istikbalin mevki dilencisi değildir” diyen Nurettin Topçu’yu iyi anlamak gerekli. İnsan neye talip ise o oluyor, siz öğrenciye neyi sunarsanız o da o. Farkında olmasanız dahi bir mevki dilencisi yetiştirmek oldukça kolaydır. Ona hız ve muvaffakiyet derdi verin. Sonrasını o halledecek. Hep hızlı ve hep başarılı olmak derdi onu kitaptan uzaklaştırırken kafasını bilgisizlik karanlığında çarptığı her başarısızlık duvarında paramparça edecek…

Cemil Meriç’in Bu Ülke’sinde dediği gibi; Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan. Öğrencilerinizi yeniden talebe yapın dostlar, o zaman okumak bir zevke dönüşecek…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.