Kutadgu Bilig’de Bir Kendilik ve İnsanlık Kavramı Fayda/Asığ

Tarihte görülen iyi ve kötüler insanın nazari aklı, fikri tasavvurları ve tatbiki hareketleri ile ortaya çıkanlardır. Bana ilkeni söyle sana umranını söyleyeyim tarzında bir bakış maziden geleceğe beşeriyet tarihinde olup bitene bakışta ve geleceği düşünme noktasında pratiklik sağlayabilir. Ferdî seviyeden millet düzeyine kadar her aşamada insanın hayatına esas edindiği ilke, onun toplum ve millet hayatındaki üslup ve eylemlerinin esasını oluşturur. Bu bakımdan insan tasavvuru oturmamış bir zihniyet dünyasının mesele çözüp, iddialarını gerçekleştirmesini beklemek iyimserlik olacaktır. İyilik, fayda, fedakârlık ve bilgi esasındaki insan tasavvurumuzun neresindeyiz; buna dair ilkelerimiz ve kurumlarımız ne vaziyette ve bunu inceleyecek ve geliştirecek sosyal bilimlerde ne durumdayız? Burada yapılmak istenen, işaret edilen tarihi metinler misalinden yola çıkarak ideolojik yahut romantik bir arayış ve teklif etmenin ötesinde, varoluşumuzun mevcut ilkelerini insani ve kültürel köken ilkelerimizle yeniden birleştirerek araftan çıkma yolunda bir düşünme denemesi ortaya koymaktır.

İnsan düşüncesizleştikçe kendine yabancılaşır, düşünce ise insansızlaştıkça yozlaşır. Modernleşme dönemimizin en bariz meselesi ana ilke(ler) ile varoluşumuzun gerçekleri ve zemininin ahenksizliğidir. Medeniyetimiz, kültürümüz hayatın içinden kendini, insanı tanıdı ve tarif etti; tümel aylaklıklara, idealize kolaycılıklara sapmadan. İnsan, tasavvur ve tasdikleriyle varlık ve varoluşun düşünebilen tek muhatabı olarak ilkeleri teorik ve fikri zeminde tespit ile umran ve medeniyetin merkezinde yer alır. Bu bakımdan insan tasavvuru milletler camiası, bir millet yahut bir mahdud bir çevre için fevkalade önemlidir. Zira, insan makulesi köken ve varoluşun müşterek ilkeleri ile zuhur eden bütünün sebep ve failidir. Bir kültür kendi insan tasavvuru ile adeta kendi kendini doğuran bir yapı içinde umranını ve ona dair ahval ve teşekkülleri var eder. İlk ilkesi bu bakımdan varoluşun umumi karakterini tayin ve tespit edeceğinden insan tasavvuru varoluşun esasını da meydana getirir demek hata olmaz. İnsanın neliğinin, nasıllığının izahı ve ona dairleri düşünmeye başlamak bu noktada önemlidir. Farabî, Tahsilü’s-Sa’ade/ Mutluluğun Kazanılması eserinde; “İnsan denen bu hayvanda doğuştan gelen sığınak arama ve türdeşleriyle bir arada yaşama özelliği vardır; bu yüzden ona toplumsal hayvan ve siyasal hayvan denir. İşte burada aklî ilkeleri ve insanın, mükemmelliğe ulaşma çabasında kullandığı fiil ve melekeleri araştıracak başka bir ilim ve başka bir araştırma yöntemi, bundan da insan ilmi ve siyaset ilmi doğar… Araştırmacı, insanın, kendisi için varlığa getirilmiş olan amacın, yani insanın elde etmesi gereken mükemmelliğin ne olduğunu ve nasıl olduğunu araştırmalıdır.  Daha sonra o, insanın bu mükemmelliği elde etmesini sağlayan her şeyi veya insanın ona ulaşmasında yararlanabileceği şeyleri araştırmalıdır; bunlar da iyilikler, erdemler ve güzel davranışlardır.[1]” Bu bakımdan yeryüzünde umran düşleyen, önce insanı, onun ve ondan ötürü oluşacak ana ilke ve sair yapıları düşünmelidir. Yahut bir değişim ve dönüşüm iddiası öncelikle insana odaklanarak geleceği tahayyül etmelidir. İşte Kutadgu Bilig, buradaki iyilikler, erdemler ve güzel davranışlar merkezinde bir insan tasavvuru sunar.

İnsana dair yazılan şey onun esasını tespit ederken, varoluşunu tenkit eder; yani temyiz ve tefrik faaliyetinde bulunur. Doğruyu yanlıştan ayırır ve fark edilmesi gerekeni gösterir. İnsan tasavvuru eksik olan her düşünce mecmuası varlıkla varoluş arasındaki ana halkayı ihmal ediyor yahut kendi varlık tenkitini eksik bırakıyor demektir. Kutadgu Bilig bir kaynak olarak bahsedilen zaviyeden bize zaman ve mekân kayıtlarını aşan ve o “an”a dair gerçeğimize ışık tutan bir bakış açısıyla düşüncemize konuşur: “İnsanın değeri bilgi, akıl ve anlayışıdır. Anlayış ve bilgiye tercüman olan dildir; insanı aydınlatan fasih dilin kıymetini bil.[2] Bilgili bilgisini dili ile meydana çıkarmazsa, yıllarca yatsa bile, onun bilgisi muhitini aydınlatmaz. Bütün iyilikler bilginin faydasıdır. Sen her iki dünyayı arzu ediyorsan, bunun çaresi iyilik yapmaktır.[3] İyi, halka faydalı olan ve bundan dolayı ona zevk veren şeydir.[4] İyinin vasfı faydalı olmaktır. Kendi istifadesini düşünmez, başkasına fayda temin eder ve buna mukabil, bir karşılık beklemez.[5] Ey iyi insan, iyilik yapmakta devam et; iyilik ihtiyarlamaz, onun ömrü ebedidir.[6] İnsan derler, insan kimdir; insan başkalarına faydalı olan ve onların işlerini gören kimsedir.[7] İnsanların iyisi başkalarına faydalı olur.[8] İnsan hayatından kendisini yükseltmek ve adını yaşatmak için, başkalarına faydalı olmalıdır.[9] Başkalarına faydası dokunmayan ölü gibidir; faydalı ol, ölü olma; ey mert yiğit.[10] Ey hakîm, Tanrı’nın kullarına faydalı ol; insanlara faydalı olan kimselere ancak insan denilir. Kendi menfaatini güden insan mı olur; insan olan halk menfaatini güder.[11] İnsanlar arasında insan olan kimse, başkalarına faydası dokunan kimsedir.[12]

İnsanlığı ötekine fayda üzerinden fedakârlıkla düşünen bir anlayış, aya uzay gemisi yollayan dünyamız tasavvurlarının çok ötesine konuşur. Çoğulculuk, demokrasi, insan hakları gibi bir sürü kavrama çok sade ama derin bir yerden bakan bu anlayış bilgi, iyi ve insanı fayda bileşeni üzerinden bir medeniyet çerçevesine taşır. “Vay be bir zamanlar neymişiz!”, “Zaten bizde her şey var.” safdilliği ve afyonuna kendimizi kaptırmadan bu anlayışın esas ve usullerini anlamaya ve düşünmeye başlamak bu kaynağı geleceğe doğru taşımak için öncelikli vazife sayılmalıdır. Bugün medeniyetlerin ve kültürümüzün üslubuna katmakta ve meseleleri halletmekte yaşadığı insan krizi göz önüne getirilirse, Kutadgu Bilig’de karşılaştığımız anlayış bu metni tarihi bir tespit olmaktan çıkarıp felsefesi nitelikte ve pek çok zaman ve zemine hitap eden bir kaynak haline gelir. Bu cihanşümul bakış açısının kaynaklarını düşünmekle işe başlamak iyi, fayda ve bilgi üzerinden yükselen ve bugün uzağından romantik bakışlar atabildiğimiz bu yapıyı anlamamızda bize fayda sağlayabilir.

 

 

[1] Farabî, Mutluluğun Kazanılması, Ter. A. Arslan, (İstanbul: İş Bankası Kültür Yay., 2018),  13, 14, 15.
[2] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, Haz. R. R. Arat, (Ankara: TTK Yay., 1998), 22-23.
[3] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 27-26.
[4] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 240.
[5] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 72.
[6] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 126.
[7] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 239.
[8] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 238.
[9] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 247.
[10] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 249.
[11] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 285.
[12] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, 410.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Alain Corbin: Sessizliğin Tarihi/ Rönesans’tan Günümüze

GULAN ZAMANI MİSAFİRİ: SEZAİ KARAKOÇ

Wittgenstein: “Bir Garip Filozof” II

AMBROSİA (Sonsuz Yaşam Peteği)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.