İsim Şehir Mevsim ve Zaman

Yaşanılası, görülesi…

İçinde her şeyi barındıran, Hakkında çok şeyler söylenmiş şiirler, şarkılar, romanlar yazılmış. Kendi kanaatimce yazmaya da okumaya da değecek bir…

Bu cümleleri ben yazmamış olsam ve hepsi birer bilmece olsa; şehirlerden İstanbul, mevsimlerden sonbahar ve aylardan eylül derdim. Canımız nostalji yapmak isterde sokağa çıkıp yüz kişiye sorsak onlar ne derdi acaba?  Cevabı aynı olanları tanıştırıp birde çay içirsek fena olmazdı aslında, her neyse.

İstanbul, Sonbahar ve Eylül, metaforlaştırmak istemiyorum hiçbir zaman fakat bu üç kelimenin hissiyatları bambaşka geliyor sanki. Öznel bir yaklaşım olursa evet, en güzel şehir en güzel mevsim ve en güzel ay…  Şairler, yazarlar dünyasından bakacak olursak belki de üzerine en çok kalem oynatılmış kendi dünyalarından aşkı, sevinci, hüznü, hasreti birçok söz sanatıyla ve eserle bizlere sunmuşlar var olsunlar. Birde bizim sentetik dünyamızdan bu üç kelimeye bakacak olursak, Ülkenin bir başkenti olmuş olsa da gerek diplomasi anlamında gerek turistlik açıdan baktığımızda İstanbul gezdirilir oraya gidilir götürülür orda misafir edilir.  Tabiri caizse ülkemizin misafir odası gibidir dantellerle bezenmiş hoş kokularla misklenmiş bir mekân olarak çıkar karşımıza ama kapısı kitli değildir isteyen istediği zaman girer çıkar. Bunun dışında büyük panayırlar, konserler, filmler, abartılı zenginlik ve aynı şekilde yoksulluğu konu alan entrika dizilerinin çoğunun da çekim yeri İstanbul’dur. Etnik gürültüler hiç görmediğimiz ırktan insanlar bu şehirde toplanır. Aynı zamanda tarihi açıdan söz edecek olursak ferman olur uzar gider kültürel bir miras özeliği taşıyabilir. Elbette eksileri vardır çoğu zaman üç yanlış bir doğruyu götürür bu şehirde fakat biz güzel bakalım bakmaya gayret edelim en azından kötü zamanları iyileştirecek bir mekânımız olsa fena olmaz sanki.

Sonbahar ve Eylül diyelim… Turgut Uyar, Nazım Hikmet, Atilla İlhan, Yahya Kemal evet… Sonbahar diyince bu isimleri anımsarım ben hep güzel de anımsatıyor üstatlar…  Kurumuş toprak rengi kiremit turuncusu yapraklar, ansızın sırılsıklam eden yağmur ve akabinde toprak kokusu tabi, sahi toprak kokusunu sevenler bir hayli fazla oluyor zannımca insan özünü seviyor demek ki. Sentetik dünyamıza tekrar dönecek olursak okullar genelde sonbaharda açılmış oluyor genelde yeni bir eğitim öğretim yılının başlangıcı bu mevsimde başlıyor, giyim mağazalarının yeni sezon afişlerini sonbahar temalı renkler ve elbiseler süslüyor. Takvimlerin, ayların, mevsimlerin her birinin farklı bir özelliği ve görevi var bana kalırsa zamanı geldiğinde hepsi teker teker işliyor yeryüzüne sanatını, efsununu. Bizler beşer olarak bundan fazlasıyla etkileniyoruz, totemler yapıyoruz kendimizce veya hüzün veya mutluluklarımızı bu birbiri sıra takip eden oluşumlara bağlıyoruz iyi ki de yapıyoruz bunu.

Zaman… Olur efendim olur bazen öylede böylede nihayetinde geçer gider biter, anısı kalır iyi veya kötü kalır işte yani hatırlamak istemesen de geçmiş denen varlık hep var geçmiş diyoruz adı  -miş olmuş bitmiş ya da bitirmiş… Şey olur bazen de hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olayların zamanı gelmeden yaşanıp bitmesi; film teaseri gibi bir nevi önceden çat pat bir şeyler yaşarsın oldu bittiye gelir o kadardır işte daha fazlası yoktur. Karşılaşılan her durum bir sonraki aşamaya hazırlık mahiyetindedir bir nevi olumlu veya olumsuz  aslında insan başına gelen olayların iyi veya kötü olduğunu anlayabilecek  derecede akıllı değildir bu bir gerçek ortalama insan ömrünün %80 ‘ i vah tühle geçiyor zaten geriye kalan % 20 lik kısımda marketlere gelen aktüel ürünleri takip etmekle sonuç olarak ömür bitiyor ama yaş ilerlemeye devam ediyor bu sebeple dışarıda zombivari insanlarla karşı karşıya kalıyoruz. Çok basit düşünmek gerektiği kanaatinde oluyorum bazen bize gösterilen renk, kırmızı, mavi ya da beyaz nedenini bilmemekle beraber ilk gördüğümüz rengi söylemiyoruz çoğu zaman altında yatan pigment zincirini çözmeye çalışıyoruz. Hangi renk bu şey değil mi yaa  ımmm şey portakal mavisi. Var mı böyle bir şey yani bazı şeylerin yerini doldurmak için zorla olduruyoruz sonrada; hayata, gökyüzüne, trafik lambasına, sevgiye, bazen çorabın tekine bile küsüyoruz. Suç kimde? Kimsede aslında manasız sancılar…

Birde inanmak var tabi, inanmak bir şeyin somut olarak gerçekleşmesi için belki çok iddialı ama tek yolmuş gibi geliyor bana henüz daha kendin inanmadığın bir şeyi ilahi güçten isteyip sonrada olmadı diye sızlanmak garip geliyor zannımca… İnanç bir insan için dehşet verici bir olay çoğu zaman tutunacak tek dal oluyor.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.