Canavarın Aşkı

Soruyorsun ya bana, benim neyimi sevdin diye; ben senin masumiyetini sevdim. Karanlıkta doğan güneş gibi aydınlığını… İnsanın içini ısıtan samimiyetini, doğallığını, saflığını sevdim. Sözlerinin değdiği yerin çiçek açmasını mesela, tıpkı gönlümün çöllerinde olduğu gibi… Çamura batan ellerinin çırpınışını sevmemek mümkün değildi ki! Öyle bir masumiyet ki bu, kendi içinde verdiği savaşlarda dahi yenilmemiş. Art niyetsiz, yargısız, içten ve duru…

Ben senin çocuksuluğunu sevdim. Yoksunluğunu gördüm içinin dehlizlerinde. Onun gülüşünü duydum. Her şekilde yakışan, koca koca açılan, insanın suratına sıcak bir meltem bırakan gülüşünü… Boynu bükülse de hayata olan inancı tükenmemişti o çocuğun. İp atlıyordu, bisiklete biniyordu ve her nerede olursa olsun arıyordu muhtaç olduğu şefkatini. Dünyadaki çoğu insanın aksine dipdiriydi çocuksuluğun. Pürüzsüz, taze ve kimsesiz… Öpüp okşamak istedim yanaklarını, kaldırıp yerlerden uf olmuş yaralarını sarmak istedim.

Belki beni de katar oyunlarına diye uzattım ellerimi. Gömüldüm gamzelerinde…

Ben senin, insanlığını sevdim. Sınırsız merhamet dağlarını gördüm. Ben seni gördüm çünkü. Kaybolmuşluğunu gördüm de sığındım insanlığına. Gözlerine bir ışık katıyordu idrakinin nuru. Ağlayışlarına dokundu içimin titremesi. Silmek istedim gözyaşlarını, kapılmak istedim yürek yangınlarına ve seninle yanmak istedim.

Kıyamadım, çünkü kıymamayı, kıyamamayı öğretiyordun çoktan ölmüş olan duygularıma.

Ben senin umudunu sevdim, azmini sevdim, yürüdüğün yollardaki mücadeleni sevdim, kaybedişlerindeki zaferleri sevdim. Düştüğündeki kalkışları sevdim. Üstündeki tozu toprağı temizlerken yeniden toza bulanıyordu üstün başın. Ama geri çekilmiyordun, yılmıyordun, korkmuyordun. Evet, sen, dünyanın en korkak insanı, bir köpeğin hayalinden bile titreyen sen, dünyanın en cesuruydun aslında. Senin girdiğin muharebelerden sağ çıkabilmekti cesaret, kendini yenebilmekti. Bir ağacın aşılanması gibi budadın ellerimi.

Ve umudunla, azminle çiçek açtırdın farkında olmadan bu kurumuş çınara…

Ben senin yumuşaklığını sevdim. Evet, kaba saba biriyim, tamam anlamam saygınlık palavralarından. Ama öyle bir zarafet vardı ki her işinde, öyle bir incelik vardı ki her tavrında, edanda, ben gibi bir canavarı bile uysallaştırmayı başarmıştı. Çiçek sulasan bile asilce yapıyordun, uyusan bile yavaşça, vurup öldürsen bile, nazikçe. Öldürdün içimdeki fırtınaları kasırgalarında. Ateşlerimi söndürdün volkanlarında. Eridim…
Ben seni sevdim be şebnem çiçeğim! Her şeyinle sevdim. Direnemedim akıl almaz cazibene. Bakışlarına değmeden ezildi bakışlarım. Ellerine değmeden titredi ellerim çaresizliğe. Hayalinin bulaştığı günden beri zavallı hayalime, uykulara darıldı gözkapaklarım. Sen, benim ulaşamayacağım Kafdağı’msın. Eremeyeceğim muradım, kıramayacağım celladım… Sen benim imrendiğim kimsesizliğim, şaşkınım, sarsağımsın. Biliyorum bir gün bana dönüşün bitecek, ellerin hiç varmadığı ellerimden kayıp gidecek.

Biliyorum parçalayacak yasaklar, olamazlar beni silindir gibi ezecek. Ama sen de bil, dünyada hiç kimse seni benim gibi sevemeyecek.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

1 thought on “Canavarın Aşkı”

  1. Ne güzel ifade etmişsin nasıl yürekten yazılmış bu duygular

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.