Kutadgu Bilig’de Bir Kendilik Kavramı Olarak Köñül/Gönül

İnsan gönlü dibi olmayan bir deniz gibidir; bilgi onun dibinde yatan inciye benzer

               Gönül Çalab’ın tahtı / Çalap gönüle baktı / İki cihan bedbahtı / Kim gönül yıkar ise, derken Yunus Emre, kendi medeniyet ve kültürü içerisinden insan, cemiyet, hayat ve dünya görüşü tasavvurlarının esasına dair önemli şeyleri gönül kavramı merkezinde söyler.

Bir toplumu var eden asabiye olarak gönlü hiç düşündük mü? Modern romantik yozlaşmalarımız ötesinde bu kavramın fert, toplum, siyaset gibi sahalarda kurucu bir kendilik esası olarak gönle baktık mı? Burada varlık tasavvuru içerisinde gönlün varlıkla ilişkisi ve varoluş ile varlık alakası bakımından bir köken tespit ediliyor. Dünya ve ahiret gibi bir medeniyetin varoluşa esas kıldığı iki ana mekânın merkezinde gönül yer alırken siyasi ve dini bir mahiyet kazanarak bunu yıkmanın varoluşun tüm gayesine zarar vermek demek olacağından bahisle psikoloji, sosyoloji ve felsefe gibi kavramlar üzerinden bir tarih bakışının zeminini de kurar. Kendiliğine buradan bakacak “Doğulular” için, otantik bilgi havzalarını yitirmiş tüm yozlaşmış zihinlerde unutulan bir şeylerin ışıkları yeniden görünmeye başlar mı bilinmez. Her hâlükârda gönül kavramı insani olarak kültürümüzün insanlığa söyleyeceği ve aydınlatacağı önemli bir imkân olarak kenarda duruyor. İşte bu gönül kavramını çok önemli bir kendilik ve siyaset kitabı olan kutluluk bilgisini bize ulaştıran Kutadgu Bilig’de de görmek bu zaviyeden şaşırtıcı değildir. Müellif Yusuf Has Hacib daha eserin başında “Bu aziz kitap dört büyük ve mühim temel üzerine bina olunmuştur. Biri — doğruluk, İkincisi — saadet, üçüncüsü—akıl, dördüncüsü— kanaat. Müellif bunlardan her birine Türkçe bir ad vermiştir. Doğruluğa — Kun-Toğdı adını verip, onu padişah yerine tutmuş, saadete — Ay-Toldı adını verip, vezir yerine koymuş akıla—Oğdulmiş  adını verip, vezirin oğlu ve kanaate —  Odgurmiş adını verip, vezirin kardeşi kabul etmiştir. Yine müellif kendi fikirlerini sualli-cevaplı münazara tarzında, bunlara atfederek, ifade etmiştir. Okuyanın gönlü açılıp, müellifi hayır-dua ile yad etsin”, diyerek gönül kavramı kitabı okuyanın gayesi olarak ortaya konulur. Akıl kavramına büyük önem Yusuf Has Hacib gönlü adeta akıl edilenin idraki ve ameli gibi görerek önemle kullanırken bir başka yerde “Ey sevinç içinde ömür süren iyi genç, sözümü yabana atma, gönülden dinle”[1], diyerek gönlün açılması ve dinlemesi fiileri ile gönle yer verir. Bu çerçevede müellif yaratıcı ve peygamber ile kurulan ilişkide de gönül kavramı ile meseleye dokunur: “Ey Tanrının birliğine inanmış olan, onu dilin ile öğ; gönlün tereddütsüz inandı ise, aklını işe karıştırma.”, “Peygamber: Onun yoluna şimdi gönül bağladım; bütün dediklerine inandım ve severek sözünü tuttum.[2], tespitleri ile gönlü bir inanç ve bağlanma yeri olarak belirler.  Nihayet “Ey içi ve dışı bilen, ey hakku’l-yakin; gözden uzaksın, fakat gönle yakınsın[3] diyerek varlığın varoluşta nerede bilindiğini ifade ile çerçeveyi tamamlar. İnsan o manasıyla bir gönül varlığıdır. Onun dünya ve ahiret işleri bakımından da bahsedilen kavram önemlidir. Biz eldeki yazıda gönül varlığı olarak insan ve siyaset kavramı olarak gönül olmak üzere Kutadgu Bilig zaviyesinden bu kavramımızı hatırlatmak istiyoruz.

Gönül Varlığı Olarak İnsan

Her kültür ve medeniyet bir insan tasavvuruna sahiptir. Bunun ile kendi mantık nizamı içerisinden bir bütünlük kurar. Kutadgu Bilig’de gönül varlığı olarak insan tanımlanırken ifade edileni çok açık ve seçik bir şekilde görüyoruz: “Tanrı insanı yarattı, seçerek yükseltti; ona fazilet, bilgi, akıl ve anlayış verdi.  Ona hem gönül verdi, hem de onun dilini açtı; ona güzel biçim, güzel tavır ve hareket ihsan etti. İnsan gönlü dibi olmayan bir deniz gibidir; bilgi onun dibinde yatan inciye benzer, Ey alim hakim, gönül ve dilini doğru tut; vakti gelince, yiyeceğin eksik olmaz,  Tanrı yaratırken, akıl ve gönül ihsan ederse, çocuk bilgi için tam bir sermaye elde etmiş olur.  Gönül ve dilini doğru tut, Tanrıya sığın; Allahın emrine itaatsizlik etme[4] misali tarif ile açık olarak akıl ve gönül arasındaki alaka ve bilgi ile irtibatı meyanında insan tanımlanır. Varlık insana gönül ve dil vermiş, akıl ve gönül bu manada insan mayasında tamamlayıcı iki unsur olarak gösterilmiştir. İnsanın ferdi ve içtimai hayatı içerisinde değer ölçüsü olarak gönül bizim bugünkü romantik algımızın çok ötesinde “rasyonel” ve gerçek bir yerde durur. Gönül söz ile özün birleşip gerçek insanın ortaya çıkmasını sağlayan imkânımızdır. Bunu ortaya koyarken Yusuf Has Hacib meseleyi “Ey dilim, durma, yaratana ve beni kötülüklerden uzak tutana hamd ve sena et. Seçti, yarattı ve gönülü aydınlattı; gönlümü iman içinde, doğru yol üzerinde tuttu. Gönlümü aydınlık ile süsledi; dilimi kelime-i şehadet ile bezedi Gönül, göz, akıl, zeka ve bilgi verdi; dilimi açtı ve bana ifade kudreti ihsan etti.”[5] diyerek varoluşunu kendi varlık tasavvuru ile birleştirir.  Peki, bu olduğunda misalen ne olur? “Gönül sahibi olan insan verdiği sözü unutmaz; gönül sahibi olmayan insan ise, sözünü tutmaz. Gönül olmazsa, insan arkadaşını seçemez; aklı olmazsa, işini yapamaz. Gönülsüz insanlar kuru bir kalıp olur; insan her işi gönül ile yapar.”[6] Gönül bu manada insan varoluşu ve kendiliği açısından merkezidir ve bir devletteki bey gibidir: “Gözün gördüğü şeyi gönül arzular; gönül arzu edince ona kim karşı koyabilir. Gönül yedi endam üzerine beydir; bey yol gösterince halk tereddütsüz onu takip eder. Bilgili çok yerinde bir söz söylemiştir; ey yiğit, gönülü ve gözü gözet. Vücut, yedi endam, gönüle uyar; insan gönlü ile ağır yük yüklenir. Gönülsüz insan yalnız bir şekil ve kalıptan ibarettir; gönülsüz insan alim adını kaybeder.”[7] Bunların hepsini kapsayan gönül neden vardır? “Vücut sahibi insana lazım olan şeylerden biri — dil ve söz, biri de — gönüldür. Tanrı gönlü ve dili doğru söz için yarattı; sözü eğri olanları zorla ateşe atarlar. Söz doğru söylenirse, faydası çoktur; eğri söz daima mezmumdur.”[8]  Böylece gönlün yaratılış sebebi ve insanın ne için bir gönül varlığı olduğu aşikâr edilir. Burada gönül varoluş içinde bir ahlaki değer olarak da yerini alır. “Göz için, bakarken, her şey örtülü olabilir; fakat gönül için örtü yoktur; bunu bilmelisin.”[9] tespiti ile gönlün varoluşun arkasına da bakan bir göz olarak değeri ifade edilir.

Bu kadar değerli bir kendilik kavramına karşı insan nasıl davranmalıdır? “Gönül sırça gibidir; ey oğul, onu çok iyi muhafaza et, kırılmasın. Gönül nazlıdır, bu tecrübe edilmiştir; şöyle ki, sıcakta erir, soğukta donar. Dostun gönlü kırılırsa, o içinden sana düşman olur; düşmanın bulunduğu yerde huzur ve sükun kalmaz.”[10] “Gönlü uyanık insan çok doğru söylemiş; dikkat edersen, onun sözü çok renkli ve manalıdır. insanın gönlü incedir, o bir sırçaya benzer; ona çok dikkat et, kaba söz söyleme, kırılır. İnsanın gönlü kırılırsa, işin tadı kaçar, yakınlık uzaklaşır ve ondan faydalanmanın arkası kesilir. Yakınlık istersen, gönlü gözet; gönül kırılırsa, yakınlık gider ve bil ki, artık o senin dostun değildir.”[11] Tam burada Yunus Emre ile geldiğimiz yere ulaşarak bu kısmı nihayetlendiriyoruz. Gönül varlığı olarak insan gönlü korumalı ve gönül kırmamalıdır. Gönül gözetmek artık hayatımızdan çekilen bir düşüncedir. O sırça sarayı kırmamak bizim insanlığa dokunan sözler söylediğimiz zamanların ve cihan hakimiyeti iddiamızın gerçek bir düşünce zeminine istinat ettiği zamanlardan kalma nostaljik bir hatıramız.

Son olarak kültür ve medeniyetimizin siyaset kitaplarında çok görülen bir uyarı ile bitirelim. Gönül nerede yıkılır? “Bu dünyaya gönlümü vererek, avundum; bak, o benden usandı, bana vefa göstermedi. Dünya beni aldattı; severek, yanına çağırdı; ona gönül verdim, fakat benden çabuk bıktı. Dünya cefa etti, bu saadet ihtiyarladı; bu söze inan, seni de aldatmasın.”[12] Bugünün Doğulularının hayatında lafızdan öte manası kalmayan bu çerçeve medeniyet mantığımız ve bütünlüğü açısından olmazsa olmaz mesabesindedir. Ama bunu dil değil gönül diyorsa manalıdır!

Bir Siyaset Kavramı Olarak Gönül

“Gönül beydir, bütün vücut onun kuludur; bey nereye giderse, kul onu takip eder. Gönül heyecanlanır ve bir dilekte bulunursa, dileğini elde etmeden, o sükunet bulmaz.”[13] derken Kutadgu Bilig müellifi, siyaset ile hayatı birleştirerek gönlü bir siyaset kavramı olarak sunar. Farabî gibi düşünürlerde de gördüğümüz üzere insan vücudu üzerinden varlığı ve düzeni düşünmek tarzı burada da karşımıza çıkar. Siyaseten beyi yani yöneticiyi gönül yerine koyan Yusuf Has Hacib aklı da sair vücut yerinde düşünür. Bir gönül varlığı olan insanın kuracağı siyasi ortamın da bu merkezde teşekkül etmesi tabii bir hâldir. Bu bakımdan yöneticinin kimliği de bu çerçevede tarif edilir: “Halk için beyin çok seçkin olması lazımdır; özü, sözü doğru ve tabiatı güzide olmalıdır. Bilgili, akıllı, halka muamelesi iyi, cömert, gözü tok ve gönlü zengin olmalıdır. Her turlu iyiliğe el uzatmalı; haya sahibi, yumuşak huylu ve asıl tabiatlı olmalıdır.” “Gönül olmazsa, insan gözünün faydası yoktur; akıl olmazsa, insan gönlünden layığı ile istifade edemez. Ey hükümdar, dinle, sakin, iyi gönüllü ve tecrübeli insan ne der.[14] İnsanlığın üretim bantlarına sıkıştığı, algoritmalara mahkûm edilerek mahdut bir kâr çetesi tarafından idare edilmek istendiği zamanımız insanı için bu vaatlerin küresel güce dönüşmesinden daha yüce bir gaye olabilir mi?  Bu bağlamda Kutadgu Bilig yöneticiyi uyarır: “Beyin sözü ve gönlü iyi olursa, onun hizmetinde bulunanlar doğruluk yolunu tutarlar.[15]

Peki, bu yolu tutacak beyin gönle dair sıfatı nasıl olacak? Ne olursa devlet daim olur ve kut gitmez: “Saadet aslında göç atı gibidir, göçer-gider; onu bulunduğu yerde tutan kok, alçak gönüllülüktür.  Alçak gönüllü insan ne kadar iyi ve güzel olur; onun işi daima yolunda gider. Büyüklük taslayan, kibirli ve küstah adam tatsız ve sevimsiz olur; kibirli insanın itibarı günden-güne azalır. Gurur ile insan göğe yükselmez; alçak gönüllü olmakla da işi bozulmaz. Gurur faydasızdır, o insanları kendinden soğutur; alçak gönüllülük insanı yükseltir. Bey mütevazı ve alçak gönüllü olmalıdır; eğer böyle değil ise, sen ondan elini çek. Bey mütevazı ve alçak gönüllü olmalı, suçlu kimselerin de suçunu affetmelidir. Hizmetinde bulunanlar ona çabuk ısınırlar ve gönülden bağlı olurlar; gönülden bağlı olan, candan adamlar severek hizmet ederler.[16] Gönül devletinde gönülle bağlanılacak yönetici alçak gönüllü ve tevazu sahibidir. Devletin izzeti de işte tam burada gönlün ışıdığı o yerdedir. Günümüz kaosunda bu tespitler biraz nahif ve romantik gibi kalsa da insanlık şu an sıkıştığı şirketler dünyası siyasetinin kapitalist mecrasında şahsi ve içtimai olarak bu teklifle kendisine gelecek olan bir cihan gücüne hasret bulunmaktadır. Sözü ve gönlü iyi olmak, özü sözü bir olmak yozlaşmanın kaosunda bize bir şeyler hatırlatırsa ne mutlu… Dünyaya gelenekli bir gözle baktığını düşünen ve insanlığa kendi değer sisteminden teklifler götürme iddiasında olan herkesin bu çerçeveyi göz önünde bulundurması gerekir. Ateşe elini sokup el yandıktan sonra kremin, hastanenin hesabını sorana, Ne yapalım ateş de yakmasaydı, demek kalpazanlık değil midir?

Yunus kavli ile başlamıştık, nihayette onun “Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldi”, dediği yere tüm naçiz tespitlerden baktığımızda kaybettiğimiz davanın ne kadar büyük olduğu meydanda değil midir? Biz nereden geldik, burada hangi gaye ile varız ve nereye gidiyoruz?  İnsanlığa teklifimiz nedir ve neden mesulüz şu fani cihanda? Kutadgu Bilig’den bir dua ile bitirelim: “Ey kardeşim, Tanrı sana tevfik ve kuvvet versin; dualarında beni de unutma, gönülden çıkarma. Benim için de Tanrı’ya dua et; Tanrı beni uyandırsın ve gönül gözümü açsın.”[17]

Gönüller hoş olsun efendim…

 

[1] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, Haz. R. R. Arat, (Ankara: TTK Yay., 1998), s. 2, 36.
[2] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 13, 15.
[3] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 12.
[4] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 149, 133, 138, 162.
[5] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 38.
[6] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 184.
[7] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 206.
[8] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 85.
[9] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 144.
[10] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 248.
[11]Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s.  333, 334.
[12] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 95.
[13] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 280.
[14] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 149, 151.
[15] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 168.
[16] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 131, 159.
[17] Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig, s. 52.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.