Popüler Kültür ve Okuma Uğraşı-VI

Okumaya zaman bulamıyorum, sen nasıl buluyorsun?

 Bu yazı dizisine başladığımızda çıkış noktamız, okuma eylemi ve kitaplar odağında, sürekli karşılaştığımız sorunları ortaya koyarak becerebildiğimiz kadarı ile teklifler sunmak idi. Ve elbette yazı dizisi boyunca temelde bize sorun gibi gelen birçok noktanın üst bir sebep olarak tembelliğin bahanesi olduğunu da anlatmaya gayret ettik. Dizinin bu kısmında ise özellikle okumak ve zaman ilişkisi bağlamında son bir bahaneyi ortaya koyup yine teklifimizi sunacağız: Okumaya zaman bulamıyorum, sen nasıl buluyorsun?

Modernitenin bilhassa şehir insanını esir ettiği en büyük girdap zaman/sızlık. Artık birçoklarımızın kendini yoğun olmakla kodlayarak farkında olmadan kendini kendinden kopardığı bu esaret, giderek gelişimi, dönüşümü ve dahi değişimi engelleyen bir durağanlığa sebebiyet veriyor. Zira kendine vakit ayıramayan ya da bu vakti çoğunlukla çok hızlı bir fiziki değişime harcayan birey, bunu da bir yoğunluk sürecine dâhil ediyor. Zamana bakışta ortaya çıkan bozukluk da burada başlıyor.

Her şeyin çok hızlı gerçekleşmesi, değişmesi ve ürüne dönüşmesi beklentisi günümüz insanının en büyük arızalarından. Bir de haz mevzusu eklenince birçok durum gibi kitap ve kitaba dairler de buna kurban ediliyor. Dolayısıyla da hız ve haz ilişkisi/beklentisi zihnimizde zaman/sızlık sorununu meydana getiriyor.

Günümüzde okumak, çok okumak, çok kitaba sahip olmak ve daha birçok “çok” ile eşlenince alışkanlıklarımız arasında kitaba ayıracağımız zamanın yine bir “çok” ile eşleşmesi gereğine inanıyoruz. Yani okumaya “çok” zaman ayırmak ve bunu yapmak konusunda göreve dönüşecek bir zaruret hatta fetişizm düzeyinde bir güzelleme/yönlendirme söylemine maruz kalmak kaçınılmaz. Böyle olunca hayatımızda kitaba açacağımız yer ile alakalı da umutsuzluğa varan bir vazgeçiş de mukadder.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor ki insanın hayatının bir yerinde kitaba, okumaya ya da buna bağlı olan eylemlere yer açması için inandırıcılığı şüpheli zaman dilimlerine ihtiyacı yok. Yani okuyucunun ve buna heveskârın başta en büyük hatası, hayat gailesi içerisinde okumakla alakalı tercihi için bir zaman fedakârlığı yapmasına dair ihtiyaca inanmaktır. Şüphesiz ki bu, okumaya dair oldukça engelleyici bir bariyer. Çok okumak zorunda değilsiniz, saatlerce okumak zorunda değilsiniz, her gün okumak zorunda değilsiniz, her kitabı okumak zorunda değilsiniz. Yani aslında okumakla alakalı “çok”larınız yok ve zaman bu konuda olmaması en gerekli nicel unsur. Bu noktayı iyi kavramış ve bariyerleri aşmış bir bireyin bu yazıya da konu olmuş olan zaman kavramını bir problem haline getirmesine artık gerek kalmayacaktır.

Aslında tüm bu anlatı bir modernite sorunu olarak da düşünülebilir. Düzen,  şartlar, mekanizm, ayrıntılar, kurallar, olması gerekenler ve daha bir sürü yönlendirici sadece okumanın değil bu manada eğitimin, insan ilişkilerinin ve dahi özgür bir yaşamın da önünde engel. Bu, daha en başında kitapla kurulan ilişkinin önünde bir mantıkî çelişki. Okumanın bir özgürleşme yolu, toplumsallaşma karşısında bireyselleşme çabası olduğunu düşünürsek tüm bu bağlayıcı unsurlar okumayı başka türlü bir sorumluluğa dönüştürmekte.

Peki, bu sorunu aşmanın yolu var mıdır?

Öncelikle okumanın bir alışkanlığa dönüşmesi beklentisi en başında sorunlu bir bakış. Zira alışkanlıklar çoğu zaman tekdüzeliğin, mecburiyetlerin, zorunlu yönlendirmelerin oluşturduğu eylemler. Bu manada okumayı da böyle bir tekdüzelik ya da modernite ürünü sistematik eyleme dönüştürme çabası kitap ile kurulacak ilişkinin ruhuna aykırı. Bunun yerine öncelikle, okumayı bir zevk ve keyif haline getirmek mühim. Okumak elbette ki bize göre de ihtiyaç olarak kabul edilmeli. Bedenin beslenme ile giderilen ihtiyaçları gibi ruh ve beynin de okuyarak giderilmesi gereken ihtiyaçları var ki bunun fizik ile birleşen noktaları herkesçe malum. Ancak çoğu zaman bedene faydalı olduğu düşünülen birçok besin kaynağının özellikle beslenme alışkanlığının kazanıldığı ilk gençlik dönemlerinde cazip hale getirilme çabası psikoloji uzmanlarınca da beslenme uzmanlarınca da oldukça kabul gören ve tavsiye edilen bir hareket. Bu durumda okuma alışkanlığı kazanamamış bir birey için de okumanın bu şekilde bir cazibe, keyif haline getirilmesi çok mühim. Ve bu yazının başında da anlatıldığı üzere hızla gerçekleşebilecek bir durum değil. Sabır ve çaba öncelikli gereklilik… Şunu anlamalıyız ki okumayı bir keyif ve hayatın şekli haline getirmenin formel bir çözümü yok. Deneme yanılma, zaman zaman kopuşlar, inat, riyayı hoş görme ve daha birçok yol bu süreçte kullanılabilecek metotlar. Öncelikle bunu anlamak sorunun çözümü konusundaki en önemli aşama. Yani aslolan okumaya harcanan zaman değil bu konuda gösterilen sabır ve çabadır. Size göre çok okuyan birinin okumaya ayırdığı şey zaman değil çaba ve sabırdır. Ve bunun zaman birimi olarak bir karşılığı yok. Sabır ve çaba süreklilikle izah edilebilecek kavramlar. Kaç saat değil ne kadar çabaladığınız önemli bu noktada.

Çaba ve sabrın ikinci aşaması doğru tercihler. Bu tercihlerin yapılabilmesi de kitabı kitap ile tanımak ve çağırmak. Basit bir mantıkla, okumazsanız okumamaya devam edersiniz. Ne göreceli olarak iyi kitaplar, güvenilir yönlendirmeler ne de ödev haline getirilmiş şartlanmalar bu düzeni sağlamaya yetmez. Kısa süreli çözümleme ve nicel sonuçlar doğurur. Ki bu da beklenen alışkanlığı kazandırmaz.

Son söz:

Okumaya vakit ayırmaya çalışmayın, her fırsatta okuyun, her yerde okuyun. Başkasının kurallarını değil kendi kurallarınızı benimseyin. Zaman herkes için aynı hızla ve şekille yürümez bunu anlayın ve kabul edin. Kendi zaman çizginiz ve tasarrufunuzla hareket ederek buna göre bir kitap okuma düzeni kurmaya gayret edin. Okuma eyleminizi kurallar ve yönlendirmeler ile mekanize etmeye değil zamanınızı planlamaya gayret edin. Çok okumaya değil devamlı okumaya çalışın. Öncelikle keyif alın sonra fayda peşinde koşun. Okumayı kolaylaştırmanın yollarını aramayın. Okumakla fiziki durum arasında ilişki kurmayın. Kitaplarda aradığınız incelik hacminde değil içinde olsun. Bir kez daha tekrar etmekte fayda var; okursanız okumaya devam edersiniz, okumazsanız da sonuç belli!

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.