Matbaanın İcadıyla Birlikte Sahaflıkta Yaşanan Değişimler

Sahaf kelimesi sahifeden türemiş bir kelime olup doğru okunuşu “sahhaf” şeklinde iki h iledir. Fakat günümüzde umumiyetle “sahaf” olarak tek “h” ile varlığını sürdürmektedir.

Sahaflık mesleği XVI-XVIII. asırlarda genellikle ulema sınıfından kimseler tarafından ikinci bir meslek olarak yapılmaktaydı. Ulema dışında bazı diğer meslek mensuplarının ikinci bir meslek olarak sahaflık yaptıklarını gösteren örnekler de vardır. Cahil olduklarıyla ilgili yaygın kanaatin aksine sahaflar iyi eğitim görmüş kimselerdi. Birçoğunun hacı ve hafız olması, dini vecibelerini yerine getirmekte de hassas olduklarını göstermektedir. Ancak XIX. asrın ortalarından itibaren sahaflık mesleği bir değişim geçirmiş ve profesyonelleşmiştir. Matbu kitapların pazara girişiyle genişleyen ticaret hacmi bu fırsattan yararlanmak isteyen birçok sahafı kitap basan ve dağıtan sahaf-kitapçı ve sahaf-yayıncıya dönüştürmüştür. Sayıları çok olmasa da bazı sahaflar geleneksel çizgiden ayrılmayarak yazma eser ticaretini yapmaya devam etmişler ancak dükkânlarında belli miktarda basma esere de yer vermişlerdir.

İstanbul’da Osmanlı ilmî hayatının ve kültür ortamının gelişmesinde önemli katkıları olan sahaflar kitap alış-verişinin dışında, Sahaflar Çarşısı adıyla bir ilim ve kültür muhitinin oluşmasına da zemin hazırlamışlardır. XVII.-XVIII. asırlar, İstanbul sahaflarının tarihinde yazma eser satışının yoğunlaştığı bir evredir. Zengin bir ulema sınıfının ortaya çıkışı çeşitli İslami konulardaki klasik eserlere talebi arttırmış ve İstanbul sahaflarına İslam dünyasının kültür merkezlerinden bir kitap akışı başlamıştır. Bu dönemdeki sahaf terekelerinde bu tür eserlerin oldukça pahalı nüshalarına rastlanmaktadır. Bu dönemde sahaflar daha ziyade ulema sınıfına ve bürokratlara hitap eden dinî ilimlere ait eserler, edebiyat ve tarih konulu eserler; halkın rağbet ettiği dini konuları Türkçe işleyen birtakım kitaplar, dua mecmuaları, mushaf ve Kur’an cüzleri satmaktaydılar. Dini ilimlere ait kitaplar, divanlar, tarihler mahdut bir zümreyi ilgilendirmekte; diğerleri ise daha çok ibadet maksadıyla okunmaktaydı. Eğitim sistemi farklı ilgi alanlarına yönelmiş geniş bir okuyucu kitlesi oluşturamadığı için sahaflar mevcut müşteri kitlesinin talebini karşılamakta oldukça başarılıydılar. Geniş kitleleri bilgilendirecek, entelektüel seviyelerini yükseltecek sayıda eser mevcut olmadığı gibi mevcut olan eserlerin de belli sayıda kopyaları olması ve bunlara talip olacak belli sayıda bir okuyucu kitlesi bulunması da bu hususta bir değişim için itici güç oluşturamıyordu. Halkın çeşitli mahallerde toplanarak dinledikleri eserler de hemen hemen aynı konuları işlemekteydi. Dolayısıyla bu dönemde sınırlı sayıda okuyucu kitlesine hitap eden sahafların entelektüel hayata katkıları sınırlı olmaktaydı. XVIII. asırdaki İbrahim Müteferrika ve takipçilerinin bastıkları kitaplar fiyatlandırma politikası ve fiyat seçimleri dolayısıyla okuyucu yelpazesini genişletememiş ve sahafların bu yöndeki katkılarını artıracak bir imkân sağlamamıştı.

XIX. asrın ilk yarısından başlayarak kitap piyasasında matbu eserlerin çoğalmaya başlamasıyla sahafların tarihinde imparatorluğun son günlerine kadar sürecek yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönemde ticaret hacimleri büyük ölçüde artan sahaf-kitapçılar ve sahaf-yayıncılar ortaya çıkar. Sahaf-kitapçıların, özellikle de sahaf-yayıncıların kültür hayatının gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. Rüştiyelerden sonra iptidai ve idadiler vasıtasıyla eğitim sisteminin yaygınlaşması ve okullaşmada büyük artış sonucu okuma-yazma oranındaki yükseliş yeni bir okuyucu kitlesi meydana getirmiştir. Yeni kitlenin ihtiyaç duyduğu kitapların temini baskı yoluyla olabileceğinden başlangıçta sınırlı sayıda tesis edilen matbaa sayısında büyük bir artış görülmüştür. Bunun sonucunda da yeni oluşan okuyucu kitlesinin ihtiyaçlarını karşılamak için farklı konulardaki çok sayıda eser kitap piyasasına girmiştir. Klasik eğitim sisteminden modern eğitim sistemine geçiş asırlarca medrese sistemine hizmet eden sahafları bu değişime ayak uydurmaya zorlamış ve sahaflar sattıkları kitaplar arasına farklı konularda basılan yeni kitapları dâhil etmişlerdir. Yüksek miktarda basılan bu kitapları sınırlı sayıda sahaf dükkânı vasıtasıyla satmanın mümkün olmadığı görülünce önce kitap satış yerleri çeşitlendirilmiş; kâğıtçı, mücellit, tütüncü, resimci, ciltçi, attar, oyuncak dükkânları ve gazete satıcılarıyla kıraathaneler kitap satmaya başlamıştır. Beyazıt ve çevresindeki sahafların önemli bir bölümü bu değişime ayak uydurarak matbu kitap da satan sahaf-kitapçı haline dönüşmüştür. Kısa süre sonra şehrin diğer bölgelerinde kitapçı dükkânları açılmaya başlamış ve İstanbul’daki okuyucuların kitaba ulaşması kolaylaşmıştır.

Eğitim siteminin İstanbul dışına genişlemesi imparatorluğun çeşitli bölgelerinde de okuma-yazma oranının artmasına ve yeni okuyucu kitlesinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu yeni okuyucu kitlesinin oluşturduğu kitap talebini karşılamak için artık matbaa sayesinde kolaylıkla elde edilebilen ve kazanç sağlayabilen kitap ticareti bu şehirlerde açılan sahaf-kitapçılar vasıtasıyla yürütülmeye başlanmış ve imparatorluğun çeşitli şehirlerinde açılan sahaf dükkânları İstanbul’un kültür birikimini bulundukları bölgelere ulaştırmışlardır. Bu gelişmede ulaşımı ve posta hizmetlerini iyileştirmek için yapılan çalışmaların payını unutmamak gerekir. Çeşitli vilayetlerde matbaalar açılmışsa da bunlar genellikle o vilayetin gazete-dergilerini ve salnameler gibi resmi neşriyatını basmışlardır. Kitap ticareti İstanbul merkezli olmaya devam etmiştir.

XIX. asrın ilk yarısında daha çok dini eserlerle halk kitapları basılmışsa da asrın ikinci yarısında basılan kitapların konuları daha da çeşitlenmiş ve Meşrutiyet’ten sonra da siyasi içerikli eserlerin basımında bir artış görülmüştür. Özellikle XIX. asrın ikinci yarısında yeni yayımcılar ve matbaacılar belli konulara sıkışan geleneksel yayın politikası dışına çıkmışlar ve çok farklı konularda kitaplar basmışlardır. Basılan eserler basın-yayın hayatının gelişmesi dolayısıyla hedef kitleye daha iyi duyurulabilmiş ve geniş bir okuyucu zümresi bulmuştur. Basılan eserlere bakılınca okuyucunun her türlü eseri okumaya istekli oldukları anlaşılmaktadır. Mesela bu dönemde konusu seyahatname olan 300 civarında eserin basıldığı görülmektedir. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinden seçilen bazı bölümlerden oluşturulan Müntehebât-ı Evliya Çelebi büyük rağbet gördüğünden birçok kere basılmıştır. Tanzimat’tan sonra roman, hikâye, tiyatro eserleri ve şiir kitapları da okuyucunun İlgisini çektiğinden Namık Kemal ve Abdülhak Hamit gibi yazarların eserlerinin defalarca baskılarının yapıldığı görülmektedir. Namık Kemal’in eserlerinden Cezmi, Devr-i İstila ve İntibâh’ın birbirine yakın tarihlerde yapılmış birçok baskısı bulunmaktadır.

Meşrutiyet’ten sonra ülkede oluşan serbestiyetten yararlanarak birçok kimse farklı görüşleri ihtiva eden eserlerin basımı yoluna gitmiştir. Bu dönemde basılan kitapların tirajlarının imparatorluğun nüfusu dikkate alındığında oldukça yüksek olduğu görülür. Eğitim sisteminin yaygınlaşması dolayısıyla toplumdaki okuma-yazma oranının yükselmesinin kitap basımını teşvikte ve tirajların artmasında önemli bir payı vardır. Öyle gözüküyor ki matbaa kendi okuyucusunu yaratmış, sahaf-kitapçılar da okuyucu kitlesine yeni basılan eserleri ulaştırmada önemli bir rol üstlenmiştir.

Matbaanın yaygın şekilde kullanımı müstensihlerin mesleklerinde durgunluğa sebep olur. Osmanlı döneminde İstanbul’da 1.000 kadar müstensih olduğu düşünülürse sahafların arada bir istinsah ettirdiği eserlerin bu kadar kişinin geçimini sağlayamayacağı açıktır. İncelendiğinde müstensihlerin en çok mushaf istinsahıyla meşgul olduğu görülür. İlk dönemler matbaada mushaf basımı yasaktır. Ancak yasak kalktıktan sonra da sahafların mushafları müstensihlere ısmarladıkları ve onların istinsah ettiği mushafları sattıkları görülür. Bu sayede müstensihler bir müddet daha geçimlerini sağlamayı başarmışlardır.

1950’den sonra da Sahaflar Çarşısı’nın hareketli zamanları devam eder. 1960’lı yıllarda Sahaflar eski yazı – yeni yazı karışık halde bol bol kitaba sahiptir. Özellikle İstanbul Üniversitesi’nin öğrenci ve akademisyenlerinden oluşan müşteri kitlesi eski yazılı kitaplar da dâhil olmak üzere aradıkları birçok kitaba hâlâ ulaşabilmektedir. Çarşı’nın yoğun olarak sattığı kitap türleri dönemine göre değişiklik gösterir. Kimi zaman tarih, edebiyat kitapları ön plandayken kimi zaman halkın rağbet gösterdiği üfürükçü kitapları çokça satılır.

Bu döneme dair hatıralarda rastlanan sahaf profilleri de dikkate şayandır. Hatıralarda zikredilen birçok sahafın kitap satışından öte anlamlar yüklendiği görülür. Alıcısına göre kitap ayırma, müşterisinin hususiyetlerine göre fiyat biçme, öğrenciye kolaylık tanıma gibi alış-verişle ilgili özelliklerin yanı sıra akademisyenlerle olan irtibatları, ilim erbaplarıyla iletişimleri, şahsi çabaları sebebiyle belli bir bilgi seviyesinde oldukları göze çarpar. Kitapların değerini, kitapların hangi yolla topluma daha faydalı olabileceğini bilip buna uygun bir satış politikası çizerler. Birçok akademisyen farklı sahaflardan “hoca” sıfatıyla bahseder. Çünkü Çarşı’daki dükkânlar çoğu zaman bir eğitim-öğretim mekânına dönüşür. Sahafın eğilimleri satılan kitapları ve dolayısıyla müşterisini de belirler. Ortak ilgi alanları oluşan sahaf-alıcı arasında ilmî seviyesi yüksek sohbet ortamları meydana gelir. Bu ortam modern kitapçılardan farklıdır. Gerekli kitabın yerini öğrenme, satın alma ve çıkmadan ibaret kitapçı ortamlarının havasından uzak, daha samimi ve bilgiye dayalı diyaloglar gelişir.

Hatıralardan anlaşıldığı üzere sahaflarda kitapçılardaki kadar düzenli, sıralanmış, tasnif edilmiş bir dükkân yapısıyla karşılaşılmaz. Fakat sahafa müracaat edildiğinde kitap mevcutsa sahaf tarafından bulunur, teslim edilir.

Bundan başka bir de sahaflığın oluşturduğu bir gelenek vardır ki bu da sahaflık mesleğinin usta-çırak ilişkisine benzer şekilde yaşlı, tecrübeli hoca-sahaflardan gençlere aktarılmasıdır. Büyüklerinden öğrendikleri ilmî altyapıyla yeni bir sahaf nesli yetişir. Usta sahaflar sadece kitap satmazlar, aynı zamanda kendi alanlarında kitap yazıp neşrettikleri de olur. Felsefe, tarih, edebiyat, din, hat gibi farklı alanlarda kendini yetiştirmiş olan sahaflar bilgilerini hem müşterilerine hem genç sahaflara aktararak bu mesleğin hâlâ bir esnaf teşkilatı havasında ilerlediğini hissettirirler.

İlerleyen süreçte ise durum değişecektir. Sahafların bilgi seviyesiyle birlikte sahaflık geleneği de zayıflayarak yok olmaya yüz tutmuştur. Elbette bunda eski yazı matbu ve yazma kitapların azalmasının payı da yüksektir. Matbaanın hâkim olduğu yazın hayatında artık bu tür eserlere rastlanmaz olur. Bu da sahafları yeni kitapları satmaya yöneltir. Önceleri Bulak Matbaası, Müteferrika Matbaası gibi önemli matbaalardan çıkan eski yazılı basma eserler kıymetliyken bunların suyunu çekmesi üzerine İstanbul’un çeşitli matbaalarından çıkan eski yazılı matbu eserler kıymetlenir. Harf inkılabından sonra ise eski yazılı eserler bir süre çok fazla satar. Halk ellerinde eski yazılı eserlerin bulunmasından korkmaktadır. Bu sebeple sahaflara birçok eski yazılı eser düşer. Bu hareketli dönem varlığından habersiz bulunulan pek çok kıymetli eserin gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır. Bu dönem geçip eski yazılı matbu, yazma kitaplardan geriye pek bir şey kalmayınca Cumhuriyet sonrası basılı kitapların eskileri ve nadirleri kıymetli hâl almaya başlar. Günümüzde de sahaflar büyük oranda yeni basılmış kitaplar ile matbu kitapların ilk basımları, yazar imzalı nüshaları gibi nadir kitaplar satmakta ve bu özelliklere dayalı fiyat biçerek varlıklarını devam ettirmektedir. Sahafların günümüzdeki görünümü Şevket Rado’nun 1952’deki öngörüsünü haklı çıkaracak vaziyettedir. Yeni Sahaf Çarşısı’na yapılacak yerleşimi değerlendiren Rado: “Bu işten anladıkları müsellem olanlara yeni Sahaflar Çarşısında bir rüçhan hakkı tanılırsa gaye biraz korunmuş olacaktır. Yoksa serbest bir açık arttırmada Sahaflar Çarşısına hakikî mânasında sahaflıkla alâkası olmıyan, sadece yüksek kira ödemek kabiliyetinde birtakım kitapçılar dolacaktır. İstanbul’un bir hususiyetini ortadan kaldırmak günah olur.”

Günümüzde Sahaflar Çarşısı’ndan başka Kadıköy, Beyoğlu, Üsküdar gibi İstanbul içinde ve Anadolu’nun muhtelif yerlerinde müstakil sahaf dükkânları bulunmaktadır. Fakat arz ettikleri hususiyet bakımından Sahaflar Çarşısı’ndaki özellikleri taşırlar.

Son senelerde sahaflık mesleğine can veren bir atılım da yılın belli dönemlerinde Üsküdar, Beyoğlu gibi merkezi yerlerde ve zaman zaman diğer ilçelerde de düzenlenen Sahaf Festivalleri’dir. Birçok sahafı aynı anda görme imkânı bulan alıcılar az da olsa eski yazılı matbu eserlere ulaşma fırsatını yakalamış olurlar.

 

KAYNAKÇA

Bali, Rıfat N. Türkiye’de Kitap Koleksiyonerleri ve Sahaflar. İstanbul: Libra Kitap, 2013.

Erünsal, İsmail E. Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar. İstanbul: Timaş Yayınları, 2013.

İşli, Emin Nedret. Sahafnâme-Bir Kitap Kurdunun Metruk Olmayan Evrakından. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi, 2018.

Rado, Şevket. Yeni Sahaflar Çarşısı (Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, 1952-11). Taha Toros Arşivi.

Sayar, Ahmet G. Sahhaf Râif Yelkenci. İstanbul: Kubbealtı Neşriyat, 2012.

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.