Kavimden Göçen Mihmân

Dibe çöktüğümden beri düne küsüm. Bir asrın ortasında kadın silüetindeyim, binbir çiçek kokusundan bihaberim. Durduk yere irkilirim, uyanır bakarım, mevzum derin. Uzunca susarım sonra, bilmem ki neresidir yerim? Affına sığınırım tüm gerçekleşmedikçe kırılan hayallerimin.

İçimin hastaları yatak değiştirme gayretinde, ordularım yürüyor ıssız bir kente. Yüzüm düşüyor senin yüzünden, hüznümden düşen bir şarapnel parçasıdır, beş karışa galip gelen. Tabipler ziyarete gelecek, şifası menzilde saklı mendili hangi ocakta yaktın, hangi baharda kor kaldım da tüttüm alevsiz? Tabipler diyorum, ha geldi ha gelecek. Var mıydım ki yok olmaktan korkuyordum; olmayışlara tasvirim bu yüzden. Yeryüzünde tanımı hala mümkün değilken sayfalarca yazmak da bu yüzden, seni hayatta tutanın ölüm olduğunu bile bile yaşamak da hatta. Olsun, adına bu çağda yaşam enerjisi diyorlar. Öyle sıkı tutunuyorsun ki takdire şayan çaban. Her şey yaşama sevincinden ustam, yoksa niçin korkasın ki?

Ben bir yerden gittim ama neredeyim bilmiyorum. Gittiğimden beri çoraplarımı gizlerim, varamadığım için hala            misafirim. Bir dakika ile yıllar arasını gözetmez zaman; gittiğimiz yerdekiler kalandır ve onlar için “giden” olmaktan öteye gidemezsiniz, vardığınız yer gelenin ağırlanmasıdır. Uğurlanırken ağırlanırsınız. Ağır ağır varıyorken, vardıkça uzaması adımların, yaklaştıkça dönmek başa; arşa değecek zannederken dibini görmek yerin. Olduğunuz yerin hükmü olmayışına ithaftır bu, giden iyi bilir vardığında. Ölenin geride bir şeyler bırakma isteği gibi kalanda kalp, belki bir inşa, bir anahtar ya da bağ. Hep orada gibi hissettirecek bir el. Oysa bakarsan bağ olur, kilidi açmak isteyene anahtar yol olur, kalp durmaz ama yorulur. İzine bakıldıkça hatırlansın istediğin her ne varsa şeytan alır götürür, satar belki el olur. Eden bulur da meyletmez umduğuna. Acılar da insan seçiyor bu devirde; acı geçiyor, acı çekmiş olmak değil. Unuttum derken bile belirtiyor nesne. Ansızın hatırlamanın da kalmıyor izahı. Gün bitiyor, yaşamış olmak değil. Katli sağ kalsa ne olur yarayken her yanım. Kabuğum kanıyor hala, üstüm açık uyuyorum. İltihaplanıyor düşlerim, bana hangi lokman hekim? Çıralarım nemli, sular altında kaldı kanatlarım, cansızım. Gök, yüzümden düşüyor gittikçe. Şimdi bu paragraf ikiye bölünmek istense ikinci paragraf hangi cümle ile başlar, hangi düşünce bozar akışımı söyle; benim tinimde beni inkara yeltenmen niye?

Yatsı vakti geçmiş bir gece dahi sabah oluyor bak, kipi kayıyor eylemlerimin. Fiilen mağlup çıkıyorum nehardan, hodri meydan değilse bile geçiyor -di’lim. Bu işten geçmiş de değilim. Kurşun kalemlerle şiirler yazmak isterim, tam alnından vuracakken satırları ya tükenirse kalemim? Dili lal bir kalem bulur üzerinden geçerim, silerim kurşun izlerini. Hatırlar mısın bahçedeki kuş seslerini? Belki ayağına bağlarım birinin ama ulaşmaz sana, bilirim. Kıssadan hisse düşler biriktiririm ulu orta, gazete köşelerinde. Okudun sanabilirim takvimleri çentikleyerek, soldan sağa on iki harf üç kelime; “Kızsa da gelse!” Anımsarım ben de kış ezgilerini. Eşini gaib eyleyen bir kuş gibiyim. Üstadım yine sen bilirsin ama solgun hadikalarda arasam bulur muyum dengimi?

Bu sayfalara çare ne mi dersiniz? Bir söğüt dalından binbir çeşit bitkiye yolculuk halindeyim. Seferiyim. Sefil ettiğin,  hüsrana aşina lerzem yüzünden düşerken olay mahalline dön isterim. İlk yurdumdan çıkıp vatanına varmak iken niyetim, bana hangi ses senin?

Ahvalimi tercüme edecek bir kavl arıyorum, bana tininden ses ver; yetişemezsen kapatılacak kapılarım. Havadisler geliyor kulağıma bir yabancının buyruğundan, sene bilirim kaç, bir mart sabahı, “Uzak dur yakınıma!” der gibi bakıyor. Yalnızca bir kavl arıyorum, bana şuurundan es ver; layık mı zulümler sahası örtünüş bana? İsten bulurum izlerini varabilirsem toprağına, bana biraz su ver.  Yetişemezsek el sallar mıyız yine kalkan vapura, liman liman gezdikçe değişir mi satırların dili ya  da?

Yazıyooor, yazıyoor!

Lugatta iki el kalem sesi; tahayyülünden kan sızan kadın, kavminden göçen mihmanını yazıyor. Şakağından dökülürken heceler, tanyeri ağarmadan üstelik. “Aç!” emrine uymayan tüm kapıları çalıyor. Gece bitiyor, gün aymış değil.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.