UZAK ve YALNIZ: SEVİLLA

Endülüs… Aşina olduğumuz ama tanımadığımız kültürümüz. Endülüs, anlatılanlardan değil bizzat kendisinden öğrenebileceğiniz bir yer. Erasmus hareketliliği kapsamında dört aydan fazla bir süre boyunca Sevilla’da yaşama fırsatım oldu. Dört ay içerisinde İspanya ve Portekiz’de gidebildiğim bölgelere gitmeye çalıştım ve bu şehirler çoğunlukla Endülüs şehirleri oldu. Sevilla ve diğer Endülüs şehirleri hem bize çok yakın hem de çok uzak kültürlere sahipler. Çünkü her şehirde Müslüman ve Hırıstiyan unsurlar içiçe geçmiş durumda. Bunun en bariz ve elle tutulabilir örneği Sevilla’da beni en çok etkileyen yapı olan La Giralda.

Arapların İşbiliye adı verdikleri Sevilla’da hüküm süren Müvahhidler tarafından yapılan İşbiliye Camisi’nin olduğu yere Reconquista sonrası dönemin en büyük katedrali olacak olan Sevilla Katedrali inşa edildiğinde camiiden geriye kalan minare çan kulesine dönüştürülmüştü. Giralda adı verilen minarenin üçte ikisi minareden kalan kısımken üçte biri yani üst kısmı Rönesans mimarisiyle inşa edilmişti. İşte bu kule benim için iki ayrı kültürün tek vücutta birleşmesini temsil ediyor. Sevilla’daki tüm sokaklar şehrin merkezinde bulunan Giralda’ya çıkar ve onu her gördüğünüzde içinizi tanımlayamayacağınız duygular kaplar. Hatta bazen nedensizce yolum ona çıksın diye ara sokaklara girmişliğim vardır.

Dünyanın en büyük üçüncü katedrali unvanını taşıyan katedralin bir diğer önemli özelliği ise Kristof Clomb’un mezarının burada bulunmasıdır. Büyük kâşif, Kraliçe Isabella tarafından Sevilla’dan keşifleri için uğurlanmıştı. Mezarın ilginç tarafı da Kolomb ile Kraliçe İsabella arasında çıkan anlaşmazlıktan dolayı Kolomb, Sevilla’da gömülmek istemeyeceğinden lahiti toprağa gömülmeyerek dört büyük heykelin omuzlarına yerleştirilir. Bu dört büyük heykel de İspanya krallıkları Navarre, Aragon, Kastilya ve Leon krallıklarını temsil eder. Katedralin önemli bölümlerinden diğeri ise portakal ağaçları ile dolu avluya açılan “Af Kapısı”dır. Camiden kalan bu alan bugün dahi “Puerta Perdona” (Af Kapısı) olarak anılmaktadır ve İslami motiflerle süslüdür.

Tarih boyunca önemli ticaret merkezlerinden biri olan Sevilla’nın görülmesi gereken değerlerinden biri de Batı Hint Adaları Genel Arşivi’dir. 1492 yılında imzalanan ve dünyayı İspanya ve Portekiz arasında ikiye bölen Tordesillas Anlaşması burada saklanmaktadır.

Sevillalılar sizin kim olduğunuzu umursamadan size her zaman içtenlikle yaklaşırlar. İspanya koyu Katolik bir ülke olsa da Endülüs insanı Müslümanlara karşı hoşgörü gösteriyorlar. Reconquista sırasında Müslüman ve Yahudilerin çekmiş oldukları ızdıraplar da hâlâ unutulmamış. Üniversitede İspanyol bir hocamız iki kültürün birbiriyle entegre oluşundan bahsederken şu an Sevilla’nın en büyük yerel alışveriş pazarı olan yerde Reconquista sırasında Müslümanların yakıldığından da söz etmişti. Müslümanlar için acılarla dolu olan yer yıllardır şehrin en büyük ve meşhur yerel pazarı olarak kullanılıyor.

Sevilla’da her türden yemek bulmak mümkün. Deniz mahsullerinin çok fazla tüketildiği Sevilla’da harika deniz mahsullü paellalar yiyebilirsiniz. Leziz tapaslar ve enfes sangriaların şehri olan Sevilla’da döner, kebap yiyebileceğiniz yerler bulunsa da buralar genellikle Ürdünlü, Lübnanlı insanlar tarafından işletilmekte. Amerika’nın sömürgeleştirilmesinden kaynaklı olarak patates ürünleri hemen hemen her şekilde tüketilebiliyor. Benim favorim ise sandviçci zinciri olan 100 Montaditos’da çarşamba ve pazar günleri 1 euro olan sandviçlerden ve sezar salatadan yemek, sonrasında ise şehri iki ayrı yakaya ayıran Guadalquivir Nehri’nin kenarında buz gibi bir sangria içmek…

Sevilla’ya yolu düşeceklere tavsiye, Sevilla’nın dar sokaklarında gezerken kulaklığınızla Zülfü Livaneli’nin Atlı türküsünü dinlemeyi unutmayın. Belki bir gün Atlı’nın hikâyesini de konuşuruz.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

Père Lachaise Mezarlığı; Paris

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN ŞEHİR: VARŞOVA

MARDİN: TARİH KOKAN ŞEHİR

Amerika Günlüğü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.