Şizofreni İle Var Olma Trajedisi

“Evrensel bakış her zaman trajedinin etkisini dağıtır. Yeterince yükseğe tırmanabilirsek, o trajedinin artık trajik görünmediği bir yüksekliğe de erişebiliriz.” Nietzsche

Yaşamla ölüm arasındaki diyalektiğin içinde var olma mücadelesi veren insan, doğumu ile birlikte hiç bilmediği bir evrenin içine fırlatılmak sûretiyle trajedisinin içine ilk adımını atmış olur. Evet, hayatın kendisi pek çok yönüyle bir trajedidir aslında. Ve insan, ilk acısını doğumu anında çektiği sancıyla tecrübe eder.
.
Öte yandan salt bir özgürlük olmadığı gibi salt bir mutluluk da yoktur. Sadece insanın kendisine verilen sınırlı bir alanda, tercihleri arasında ve çoğu zaman irâdesine muhalif, şartların belirlediği/dayattığı çerçevede kalınarak kısmî bir özgürlüğe ve mutluluğa yaklaşabilme ihtimali vardır. Ve insan bu ihtimalin peşine takılarak bir ömür geçirir. Öyle ki bu arayış, özellikle sevilme ve kabul edilme özelinde son derece kuvvetlidir. Hatta insanın en savunmasız olduğu dönem olan bebeklik döneminde bu ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda hayat bile son bulabilir.
.
İnsanı diğer canlılardan ayıran ve onu özel kılan başat özelliklerinin arasında akıl ve irade sahibi olması gelir. Akıl ve irade sahibi olan insan düşünceleri ve edimlerinden dolayı sorumluluk alması beklenen bir varlıktır. Zira bilincinin güdümünde hareket ederek tercih yapan insanın davranışları ve söylemleri hem kendini hem de içinde bulunduğu toplumu hatta makro ölçekte insanlığı olumlu ya da olumsuz etkileyebilme potansiyeline sahiptir.
.
Bu noktada yazının ana konusuna geçiş yapabilmek maksadıyla size Russell Crowe’ın başrolde olduğu “Akıl Oyunları” filminden söz etmek istiyorum. Film şizofreni hastalığının saygıdeğer ve başarılı bir ekonomi profesörünün hem akademik hem de özel hayatını nasıl alaşağı ettiğini işler. Yaşanmış bir hikâyeden hareketle beyaz perdeye aktarılmıştır. Şizofreni hastaları ve aileleri ile sağlıklı bir empati kurabilmek için izlenebilecek gerçekçi bir filmdir.
.
Şizofreni nedir, ne değildir daha iyi anlayabilmek için yazıya Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı Doç. Dr. Haldun Songür’ün sözleriyle devam edelim:

“Şizofreni; kişinin duygu, düşünce, davranışlarında önemli değişikliklere neden olan ruhsal ve beyinsel bir hastalık. Hastalarda genelde gerçekle hayal dünyasını ayırt edememe, mantıksal düşünme kaybı, normal duygusal tepkiler verememe ve toplumsal kurallara uyamama gibi sorunlar görülüyor. Bu durumdaki kişide hastalığın süreci içinde sosyal, mesleki, ailevi ilişkilerinde ve kendine bakım gibi alanlarda belirgin bozulmalar başlıyor. Duygu, düşünce ve davranışta ikilem yaşayan hasta, dış dünyadan büyük oranda soyutlanarak kendi iç dünyasına dönüyor. Daha sonraki aşamada hezeyan ve halüsinasyonlar görebiliyor. Zaman içinde şiddeti ve seyri değişen hastalığın tedavisi var.

Bu ciddi hastalık, dünyada her yüz kişiden birini etkiliyor. Dünyada 60 milyon, Türkiye’de de 600 bin şizofreni hastası olduğu tahmin ediliyor. Hastalık genellikle 15-25 yaş aralarında başlamakla beraber orta yaşlarda da görülüyor. Hastalık ne kadar erken başlarsa kişi üzerindeki harabiyet o kadar fazla oluyor, normal bir yaşam sürme şansı azalıyor.”

İstatistiklere göre her beş şizofreni hastasından birinde zamanla belirtilerin kaybolduğu gözlenmiştir. Ancak bunun gerçekleşebilmesinde erken teşhisin ve doğru tedavinin payı çok büyüktür. Hem şizofreni hastasının hem de yakın ailesinin trajedisi hâline gelen bu hastalık tedavi edilmediği sürece her geçen gün hem kişinin hem de ailesinin yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürür ve karşı karşıya kalınan sorunların rengi de gittikçe koyulaşır.
.
Hiç şizofreni teşhisi konmuş bir tanıdığım olmadı. O yüzden de onların dünyasının nasıl şekillendiğine dair birinci elden bir bilgiye sahip değilim. Ancak bu yazıyı hazırlarken şizofreninin hayatlarını nasıl etkilediğini bir de onların perspektifinden öğrenebilmek için hem Türkiye’den hem de Batı’dan bu hastalıkla mücadele eden insanların otobiyografilerini izledim.
.
Ve gördüm ki, Batı’da şizofren hastalığı çok daha fazla konuşuluyor ve şizofren hastaları kendilerini gizleme ihtiyacı hissetmiyorlar. Bu konuda farkındalık oluşturmak için ciddi bir çalışma içindeler. Şizofren kavramıyla birlikte gelen önyargıları kırabilmek maksadıyla bizzat şizofreni ile yaşayan insanlar hastalıkla mücadele süreçlerini paylaşıyorlar. Böylelikle hem diğer hastalara örneklik sergiliyorlar hem de insanları konu hakkında birinci elden bilgilendirmiş oluyorlar.
.
Halüsinasyonlarla birlikte zihinlerini ve dahi iradelerini kontrol altına almaya çalışan, kendi iç seslerinin dışında ses ya da seslerle mücadele etmek zorunda kalan şizofreni hastaları aslında hepimiz gibi duyguları, düşünceleri, bu semptomların dışında var olan “normal” hayatları olan/olabilen insanlardır. Filmlerde sıklıkla işlenen şiddet eğilimli şizofrenik vakalar tamamen bu grubu temsil etmemektedir. Evet, maalesef duydukları seslerin ve gördükleri halüsinasyonların etkisiyle yönlendirilebilen bazı şizofrenler hem kendilerine hem de başkalarına zarar verme potansiyeli taşırlar ama ilaçlarını düzenli olarak almaları ve doktor kontrolünde terapilerine devam etmeleri durumunda bunun önüne geçebilmektedirler. Bu tarz yıkıcı semptomların yönetilmesinde hastaların içinde bulundukları yapıcı sosyal ağın ve yakın ailenin varlığı da çok önemlidir. Zira bu hastalık sadece hastanın tek başına taşıyabileceği ve baş edebileceği bir özellikte değildir.
.
Türkiye’de yayımlanan ” Soramazsın: Şizofreni Tanısı Konmuş Kişi” başlıklı programa konuk olan bir şizofren hastası medikal sistem içinde karşılaştığı zorluklardan bahseder. Hastaneye yatırılma sürecinde doktorlardan ve hastane çalışanlarından gördüğü muamelenin kendisini incittiğini vurgular. Bu tarz uygulamaların son bulması gerekmektedir. Hastanın en çok ihtiyacı olan merhamet duygusunu hastalığın her evresinde hissetmesi sağlanmalıdır. Bu da ancak kabul edilebilir, hastanın şizofrenle mücadelesinde kanıtlanmış bilimsel yöntemleri kullanarak hayata geçirilebilir.
.
Bu noktada Memorial Bahçelievler Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ercan Abay’ın şizofreni hastalığına getirdiği sosyolojik perspektifi dikkatinize sunuyorum:

“Şizofreni sürekli olumsuz seyir izleyen bir hastalık değildir. Şizofreninin tedavisi mümkün olmayan bir hastalık olduğu şeklindeki yanlış inanışlar pek çok hasta ve hasta yakınında ümitsizliğe neden olmaktadır. Ayrıca şizofreni sadece olumsuz toplumsal olaylarda dile getirilen değil, her zaman gündemde olan bir hastalık halini almalıdır. Çünkü bu hastalık sadece psikolojik değil toplumsal bir olgudur. Birçok kurumun koordineli mücadelesi gerekir. Şizofreniyle ilgili farkındalığı artırmak, toplumu bu hastalıkla ilgili bilinçlendirmek, şizofreni hastalarına ve ailelerine karşı tutumları iyileştirmek, önyargıları ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yapmak gerekir. Ruhsal bir hastalığı olmayan kişilerin işledikleri suçlarla karşılaştırıldığında genel olarak şizofreni hastalarının suç işleme oranı daha yüksek değildir. Örneğin kural ihlalinden doğan trafik kazaları, kadına yönelik şiddet suçları toplumda daha sıktır. Bu anlamda şizofreni hastalarını damgalamak doğru değildir. Zaman zaman bazı kişilerin “şizofren” kelimesini başkasını suçlamak ya da hakaret etmek için kullandığı görülmektedir. Bu tür davranışlar, açıkça ayrımcılığı ve damgalamayı artırmakta, şizofreni hastalarının tedavilerinden uzaklaşmasına sebep olmaktadır.”
.
Sözün özü, hâlihazırda kendi trajedisi ile mücadele eden şizofren hastalarının ve bundan birinci derecede etkilenen yakın ailelerinin yaşadığı zorlukları daha da fazla güçleştirmekten kaçınılması için şizofren hastalığı ile ilgili oluşturulmuş temelsiz ve tamamen yanlış algıları ortadan kaldırmak maksadıyla toplum genelinde ciddi bir farkındalık oluşturulması gerekmektedir.
Zira bir şizofren hastasının da belirttiği gibi onlar da son tahlilde hepimiz gibi birer “insan”, şizofreni semptomlarından etkilenmedikleri zamanlarda normal yaşamları olan, duyguları, düşünceleri, acıları ve sevinçleriyle birer insan… Dolayısıyla her “normal” insan gibi insanca yaşamayı ve muamele görmeyi hak ediyorlar.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.