Karıncalar

Acı kıymetlidir. İnsan canı da öyle.
Peki ya biz karıncalar?
Çok ayakkabı değiştirdim bugünlerde. Bir karınca ayakkabı giyebilir mi dediğinizi duyar gibiyim.
Ben giydim. Anten görünümlü bacağıma değil, sırtıma.
Ben kocaman kütük gibi bir ayakkabıyı üzerime geçirdim sırtlanıp da.
Para vermedim, markası var mıydı onu bile bilmem.
Kaç ayakkabı değiştirdim şu kısacık anda, inan anlatmaya çalış desen bir bacağımı bulduğum yerden başlıyor ötekisi.
Yürümeden anlatılmıyor mu sanıyorsun ey insan?
Ondan değil. Yaşamadan anlatılmıyor, buna inan.
Sana bu hikâyeyi anlatmaya başlamadan biraz önce yuvama taşımak için bir küçük ceviz içi bulmuştum. Ben daha ceviz içini kucaklayamadan büyük bir potin altında can verdim.
Can verdiğim o potinin sızılı kauçuğuna yapıştım. Öyle dolaşıyorum günlerdir.
Potinden sonra bir spor ayakkabı bulacak beni.
Başka ayakların altında ezildikçe güçlenecek bedenim.
Taşıdığım cesetten vücudumun bile antenlerini koparacak kimi bebeksi eller.
Ama biliyor musun, her şeye rağmen karınca olarak yaşamak güzel. Karınca olarak ölmek, bürokrat olarak ölmekten, bir bilim adamı olarak ölmekten, bir şair olarak yaşamış olmaktan daha az önemli.
Değil deme bana,
İnandırma beni.
Bir karıncayım ben, ayaklarımın bile yükü bana zeval iken bir potinin altında gezmekten, ezilerek güçlenmekten nasıl şikâyet ederim?
Çünkü olsa olsa bir karınca tükürükte boğulur. Üzerime tükürülmedi ki, bırak da sevineyim.
Arıların sevinecek daha çok şeyi vardır gerçi…
Çalışkanlıkla anılır adları ve hep küçük hikâyelerde görünür yüzleri.
Sarı rengini çocuklar olağanca güçleri ile savurur etrafa bir arıyı çizerken.
Herkesin vicdan duyduğu, öfkesinde bile bir merhamet sakladığı şey arılardır.
Arılar iğnesini kaybettiğinde ölür, bunu herkes bilir. Lakin niye kimseye karıncaların antenlerini çekmenin can acıtıcı olduğu söylenmez?
Anlamıyorum. Dedim ya, arıların sevinecek daha çok şeyi vardır belki de.
Böyle söyledim diye mutsuz sandınız beni.
Oysa ben mutluyum, ezile ezile de olsa kimsenin dolaşmadığı sokaklardan geçiyorum.
Su birikintilerinde yüzüp yüzüp çıkıyorum.
Nasıl olsa ezildiğim için boğulma tehlikesi yaşamıyorum.
Daha ne olsun?
Ara sıra bir çocuk ayakkabısına denk gelirsem çocuklar daha kolay fark ediyor beni. Ve avuçlarına alıp eve götürüyor ezilerek yarısı kopmuş bedenimi.
Bazen beni bir tabağa koyup günlerce beslemeye çalıştığı oluyor bir çocuğun.
Bazen istediğimden daha fazla ekmek kırıntısı içinde uzanıyor oluyorum böylelikle.
Daha ne isterim?
Kiminin ailesi gece çocuk uyurken  gizlice pencereden atıyor beni. Bu ne iğrenç şey dediğini duyuyorum atarken. Oğlum yahut kızım uyanmadan yok etmek lazım bunu diyor.
Pencereden düşerken uçuşu da test etmiş oluyorum bu sayede.
Kuşlar görse imrenir hâlime. Ben onlardan daha hızlı ve taklalı uçuyorum düşerken.
Oysa bazı güvercinler eğitilmedikçe takla bile atamazlarmış, eğitimsiz gerçekleştiriyorum bunu. Ben daha ne isterim ki?
Hayır hayır ağlama sakın, üzülmüş gibi bir hâlin var.
Yoksa sen karıncaların bu güzel ve basit yaşantısını hiç düşünmedin mi?
Senden daha çok ayakkabı giydiğim için kıskandın belki de, gıpta yüzünden ağlıyorsun.
Belki de yüzmeyi bilmediğinden su birikintisine bile basamıyorsun.
Ya da ayakkabılarının su aldığından şikâyetçisin.
Öyle şeyler de gelirmiş insanın başına. Ayakkabın su geçirirmiş, ıslanırmışsın, öyle söylemişti en son ezildiğim ayakkabının sahibi.
Bir başkasıyla konuşurken duymuştum bunu.
Ayıplayacaksın beni belki. Ama ben ayakkabılar altında gezerken çok şey duyup öğrenirim istemeden.
Benim için mi gözyaşı döküyorsun?
Hayır hayır inan bana zor değil böyle yaşamak.
Bazen sıcak evlere girebiliyorum böylelikle.
Ev içinde gezinmek gibi olmuyor ama kapı yanında duran sıcak ayakkabılıkta yer ediniyorum hiç değilse.
Ve evin hanımı her ne pişirirse kokusu önce bana geliyor.
Ve hesap yapmaya başlıyorum, her ne toplanacaksa ocaktan bir bir düşünüyorum hepsini.
Çalmıyorum sakın beni suçlama.
Bir karınca başka nasıl var olabilir ki?
Arılar beslensin diye çiçek polenleri yaratılmış,
Kuşlar beslensin diye böcekler,
insanlar beslensin diye türlü türlü şeyler, isimlerini bile bilmiyorum birçoğunun.
Hayır hayır bu bir şikâyet değil sakın Yaratıcı’ya ispiyonlama.
Dedim ya daha ne isterim ki?
Bir karıncayım ben, ezilmekten başka ne olabilir ki talebim?
Sen sakın ağlama. Su yutunca boğulmuyorum da gözyaşı çok tuzlu geliyor. Beni en hızlı şekilde gözyaşları öldürüyor.
Sen ağlama. Ben ezilerek güçlendirdiğim bedenimle birkaç ayakkabı daha giyeceğim.
Hem bahar da geldi. Bir kedinin patisine tutunabilirsem daha yumuşak çarpacağım yere.
Dedim ya, bir karıncayım ben.
Bu uyumsuz dünyadan kendine layık bir beden dışında daha ne isteyebilir ki bir karınca?

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.