Defne Ağacı ve Efsanevî Aşkın Rehberi

Güneşsiz, sümbülî havanın huzur veren hoş rengi kaplamıştı gökyüzünü. Hafifçe esen rüzgârın kokusu ruhuma manevi bir ilaç gibi tesir ediyordu. Arap bülbüllerinin ötüşü ile elektronik postama gelen mesaj sesi birbirine karışıyor, ahenkli bir müziğe dönüşüyordu. Mesaj çok sevdiğim bir dostumdan gelmişti.

“Merhaba Rehber,

Nasılsın?  İyi misin? Yazışmayalı uzun zaman oldu dostum.

Birkaç günlüğüne senin şehrine yolum düştü. Yarın orada olacağım. Seninle de görüşüp sohbet etmek isterim.

Şen ve esen kal.”

Gelen mesajın etkisiyle dudağımın kenarında hafif bir gülümseme belirdi ve sevinçten mutluluk gülleri açtı kalbimde.

Cevaben çok sevindiğimi, saat kaçta burada olacağını bildirmesini ve kendisini havaalanından alacağımı yazdım.

Gelecek olan misafirimle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünden tanışıyorduk. Okulumuza yakın olması hasebiyle Süleymaniye Camisi’nin asırdide çınar ağaçlarının gölgelediği avlusunda tarihi sohbetler yapmaktan büyük keyif alırdık. Bazen kendimizi öylesine kaptırırdık ki tarihte yolculuğa çıkardık. Merak duygusu, geçmişe vefa, geleceğe aktarabilme arzusu araştırmacı karakterlerimize eklenince tarih bizi ortak paydada buluşturan en önemli unsur oldu.

Mezuniyet sonrası ruhumda hissettiğim sıla hasretiyle doğduğum topraklara geri döndüm. Çok iyi düzeyde Arapça, Farsça, İngilizce ve Almanca dillerini bilmem sayesinde özel bir kurumda Turizm Rehberi olarak çalışmaya başladım. Arkadaşım ise babasının vefatı sonucunda eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Yaşadığı üzüntü sonrası babasının izinden giderek Beyazıt Kapalıçarşı’da esnaf olarak ticaretle uğraşmaya başladı. Günümüzün eskimeyen dijital öğelerinden biri olan elektronik posta yoluyla irtibatımızı her daim devam ettirmeye, arkadaşlığımızı sürdürmeye çalıştık.

Onun Hatay’a ilk gelişiydi ve görmesini istediğim pek çok yer vardı; tarih, barış, kültür, kardeşlik, hoşgörü, huzur kokan yerler. Çünkü burası birçok kültürün, örfün, âdetin, etnik grubun, dinin, dilin, mezhebin bir arada olduğu zengin çeşitliliğe sahip bir kesişme noktası gibiydi. Büyülü atmosferi ve sayısız efsaneleriyle zamanda yolculuk yaptırıyordu insana. Nice nebilere, kavimlere, beylere beyliklere, krallara krallıklara ev sahipliği yapmış taşı toprağıyla. İsos harabeleri Makedonya kralı Büyük İskender ve Pers kralı Darius arasında geçen nice çetin savaşların şahidi olmuş.

Kadim medeniyetler şehri gezip görülecek mekânları, can kulağıyla dinlenecek hikâyeleri ve tadılacak birbirinden leziz tatlarıyla tarihe meydan okurcasına dimdik ayakta.

“Konuğumu gezdirmeye nereden başlasam acaba?” diye düşündüm kendi kendime.

Başlangıç olarak ilk aklıma gelen defneyaprağından yapılan çaylar, sabunlar, yağlar, kremler vb. ürünlerle meşhur Defne beldesi ve  “Harbiye Şelaleleri” oldu. Burasını işim gereği sıkça ziyaret eder, Defne ağacının efsanesini defalarca gelen yerli-yabancı turist kafilelerine aktarırım.

Efsaneler bir milletin abidesi, gelecek kuşaklara bıraktığı tarihî mirası, dilden dile ya da yazılı aktarılan vasiyeti gibidir. Örneğin beldenin simgesi olan defne ağacının mitolojik söylencesi hazin ve müessir bir aşk hikâyesini anlatır.

“Defne (Daphne) eşsiz güzelliğe sahip masum bir genç kız, Apollon ise Zeus’un oğlu.  Apollon Defne’yi ırmak kenarında gördüğünde büyülenmiş, aklı başından gitmiş adeta. Kalbi aşkla yanıp tutuşmaya başlamış ve bu güzeller güzeli peri ile konuşmak için ona yaklaşmış. Defne ise ürkek bir ceylan misali Apollon’dan kaçmaya başlamış. Kayaları atlamış, ırmakları geçmiş ve uçurumun kenarına gelmiş. Zeus’un oğlundan kurtuluş imkânının olmadığını anlamış. Durmuş ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırmış:

‘-Ey toprak ana beni ört, beni sakla, beni koru.’

Bu içten yalvarış üzerine organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hissetmiş. Gövdesi gri bir kabuğa, kokulu saçları yapraklara, kolları dallar hâline ve körpe ayakları kökleri toprağın derinliklerinde bir defne ağacına dönüşmüş.

Defne’nin ağaç oluşunu hayretle, üzüntüyle seyreden Apollon heyecan içinde o ağacın parlak yapraklarından başına taç yapmış ve şöyle demiş:

“Defne, bundan sonra sen benim kutsal ağacım olacaksın. Kahramanlar senin solmayan ve dökülmeyen yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şiirlerde, şarkılarda adımız beraber söylenecek.”

Apollon’un tatlı sözlerine karşılık Defne dallarını eğerek selam vermiş. O zamandan beri Yunan Mitolojisi’nde şiir ve zafer, defne dalı ile ödüllendirilir olmuş.

Efsaneye göre Defne’nin gözyaşlarından şırıl şırıl akan şelaleler oluşmuştur ve bu şelaleler halen peyderpey yemyeşil Harbiye korusunun bağrına akmaya devam etmektedir.

Hatay’da gün yavaş yavaş gecenin zifiri karanlığına teslim olmak üzereydi. Akşamüstünün parlak hüzmeli zerreleri sızıyordu penceremden. Ve karşı tepeden güzeller güzeli su perisi Defne ile Zeus’un oğlu Apollon’un efsane fotoğrafı göz kırpıyordu adeta.

Bahçemdeki defne ağacının rüzgârda uçuşan saçlarından buram buram şiir kokusu yayılıyor, yaprak yaprak dizeler savruluyordu etrafa.

“Bir dost sesi duymak,

Eski günleri yâd edip konuşmak

Kalbe dolan bir huzur.

Geçmişe uzanan, tebessüm olup, dudağa dokunan

Bütün anları içine alan bir zaman yolcuğudur.”

Şunlar da hoşunuza gidebilir

YAŞAR

KLASİK YONTMA

Tarifsiz Adımlar

HÜZÜN İSTASYONU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.